Sorun olmaması gereken sorunlar!..

Abone Ol

Siyasilerin sorunlara çözüm bulmak gibi bir görevleri

olması gerekirken yeni sorunlar icat etmek ve toplumu bunlarla meşgul etmek

gibi bir tutumlarının olması sanıyorum ülkemizi olması gereken noktanın çok

gerisinde tutuyor. Aslında demeye çalıştığım husus çok açık olmakla birlikte

güncel olaylar çerçevesinde meseleye baktığımızda anayasa ve yasaların

uygulanması bile siyasiler arasında birbirine zıt değerlendirmelere ve

açıklamalara yol açtığını görüyoruz. Söz gelimi anayasal bir teklife bir

milletvekilinin evet demesi bir kesim tarafından devlet adamlığı ve yiğitlik

olarak nitelendirilirken, bir başka kesim tarafından davaya ihanet olarak

nitelendirilebiliyor. Böyle olunca da toplumun aynı konu etrafında birlik

oluşturması mümkün olmuyor. Normal seyri içinde devam eden olaylar bile toplumu

cephelere ayırmaya yetiyor. Çünkü topluma söyleyecek fazla bir sözü olmayan,

değişmez değer yargılarına sahip olmayan bazı siyasi partiler bu cepheleşme ve

kamplaşmadan medet umuyorlar. Bir bakıma karşıtlığı oya tahvil etmeye, böylece,

çözümsüzlüklerini/ fikirsizliklerini gizlemeye çalışıyorlar. Bunda maalesef

başarılı da oluyorlar. Başarılı olmasalardı, toplumun tüm sorunlarına çözüm

sunan, toplumsal hastalıklara doğru teşhis koyan ve doğru ilaçlar teklif eden

siyasi kadrolar toplumun dikkatinden kaçar mıydı

Bugün Meclis te temsil edilen siyasi partilerin ülke

sorunlarına ne gibi çözümler sundukları düşünülüğünde ortaya neyin çıktığı

sorulsa verilecek tek cevap kamplaşma ve çatışma ile sorunları örtmektir.

Meclis teki 4 partiden ikisi ırkçılığa sarılmış, ırkçılığın ayrışmayı ve

çatışmayı körüklediğini göremediklerini söylemek mümkün olabilir mi Bizim

gördüğümüzü onların da görmemesi mümkün olmadığına göre, bu çatışma ortamında

karşılıklı olarak ayrışma ve çatışmaya ırkçılığın hizmet ettiğini söylemek

yanlış olur mu Sadece çatışma değil, yaşananlar doğru değerlendirildiğinde

halk iradesinin tecellisi ve demokrasi gibi söylemlerin bile giderek

anlamsızlaştığını görmemek mümkün değil. Çünkü bu kamplaşma siyasileri ve taraftarlarını

öyle bir noktaya getiriyor ki, bir partiye verilen oy ve oyları veren insanlar

adeta değersiz ve geçersiz kılınıyor. Hâlbuki seçmenin önüne bir seçim sandığı

getiriliyor ve seçmenden iradesini sandığa yansıtması isteniyorsa o sandığa

atılan her oy demokrasi açısından eşittir, en azından öyle kabul edilmesi

gerekir. Ne var ki bir yandan demokrasi şarkıları söyleniyor, egemenliğin

millette olduğu ileri sürülüyor ama sandığa atılan oyların bir bölümü makbul, o

oyları verenler değerli kabul edilirken, beğenilmeyen bir partiye verilen oylar

adeta geçersiz, o oyları verenler de değersiz kabul ediliyor. Anayasa ve

yasalarda sistem nasıl tarif edilmiş olursa olsun değerlendirmeler farklı

biçimde yapılıyor. Bu farklılık sebebiyle bir takım siyasi partiler kendilerini

vatansever ilan ederlerken, beğenmedikleri partileri vatan haini ilan

ediyorlar. Böyle olunca hainler ile vatanseverlerin bir masa etrafında

toplanmaları da mümkün olmuyor. Hem de Meclis teki koltuklarda yan yana

otururlarken. Yani devlet imkânlarından paylaşımda bir sakınca görmüyorlar da

devlet sorumluluğunu paylaşmada yan yana gelemiyorlar.

Kısacası siyasi kadrolar sorunlara çözüm bulmak yerine

günleri sorun olmaması gereken konularda sorunlar üretmekle geçiriyorlar. Olan

ülkeye ve insanımıza oluyor. İşin daha acısı, işi ülke sorunlarına çözümleri

olan Milli Görüş temsilcisi siyasi kadrolar, oluşturulan toz bulutu arasında

görünmez hale geliyor/getiriliyor.