Siyasilerin sorunlara çözüm bulmak gibi bir görevleri
olması gerekirken yeni sorunlar icat etmek ve toplumu bunlarla meşgul etmek
gibi bir tutumlarının olması sanıyorum ülkemizi olması gereken noktanın çok
gerisinde tutuyor. Aslında demeye çalıştığım husus çok açık olmakla birlikte
güncel olaylar çerçevesinde meseleye baktığımızda anayasa ve yasaların
uygulanması bile siyasiler arasında birbirine zıt değerlendirmelere ve
açıklamalara yol açtığını görüyoruz. Söz gelimi anayasal bir teklife bir
milletvekilinin evet demesi bir kesim tarafından devlet adamlığı ve yiğitlik
olarak nitelendirilirken, bir başka kesim tarafından davaya ihanet olarak
nitelendirilebiliyor. Böyle olunca da toplumun aynı konu etrafında birlik
oluşturması mümkün olmuyor. Normal seyri içinde devam eden olaylar bile toplumu
cephelere ayırmaya yetiyor. Çünkü topluma söyleyecek fazla bir sözü olmayan,
değişmez değer yargılarına sahip olmayan bazı siyasi partiler bu cepheleşme ve
kamplaşmadan medet umuyorlar. Bir bakıma karşıtlığı oya tahvil etmeye, böylece,
çözümsüzlüklerini/ fikirsizliklerini gizlemeye çalışıyorlar. Bunda maalesef
başarılı da oluyorlar. Başarılı olmasalardı, toplumun tüm sorunlarına çözüm
sunan, toplumsal hastalıklara doğru teşhis koyan ve doğru ilaçlar teklif eden
siyasi kadrolar toplumun dikkatinden kaçar mıydı
Bugün Meclis te temsil edilen siyasi partilerin ülke
sorunlarına ne gibi çözümler sundukları düşünülüğünde ortaya neyin çıktığı
sorulsa verilecek tek cevap kamplaşma ve çatışma ile sorunları örtmektir.
Meclis teki 4 partiden ikisi ırkçılığa sarılmış, ırkçılığın ayrışmayı ve
çatışmayı körüklediğini göremediklerini söylemek mümkün olabilir mi Bizim
gördüğümüzü onların da görmemesi mümkün olmadığına göre, bu çatışma ortamında
karşılıklı olarak ayrışma ve çatışmaya ırkçılığın hizmet ettiğini söylemek
yanlış olur mu Sadece çatışma değil, yaşananlar doğru değerlendirildiğinde
halk iradesinin tecellisi ve demokrasi gibi söylemlerin bile giderek
anlamsızlaştığını görmemek mümkün değil. Çünkü bu kamplaşma siyasileri ve taraftarlarını
öyle bir noktaya getiriyor ki, bir partiye verilen oy ve oyları veren insanlar
adeta değersiz ve geçersiz kılınıyor. Hâlbuki seçmenin önüne bir seçim sandığı
getiriliyor ve seçmenden iradesini sandığa yansıtması isteniyorsa o sandığa
atılan her oy demokrasi açısından eşittir, en azından öyle kabul edilmesi
gerekir. Ne var ki bir yandan demokrasi şarkıları söyleniyor, egemenliğin
millette olduğu ileri sürülüyor ama sandığa atılan oyların bir bölümü makbul, o
oyları verenler değerli kabul edilirken, beğenilmeyen bir partiye verilen oylar
adeta geçersiz, o oyları verenler de değersiz kabul ediliyor. Anayasa ve
yasalarda sistem nasıl tarif edilmiş olursa olsun değerlendirmeler farklı
biçimde yapılıyor. Bu farklılık sebebiyle bir takım siyasi partiler kendilerini
vatansever ilan ederlerken, beğenmedikleri partileri vatan haini ilan
ediyorlar. Böyle olunca hainler ile vatanseverlerin bir masa etrafında
toplanmaları da mümkün olmuyor. Hem de Meclis teki koltuklarda yan yana
otururlarken. Yani devlet imkânlarından paylaşımda bir sakınca görmüyorlar da
devlet sorumluluğunu paylaşmada yan yana gelemiyorlar.
Kısacası siyasi kadrolar sorunlara çözüm bulmak yerine
günleri sorun olmaması gereken konularda sorunlar üretmekle geçiriyorlar. Olan
ülkeye ve insanımıza oluyor. İşin daha acısı, işi ülke sorunlarına çözümleri
olan Milli Görüş temsilcisi siyasi kadrolar, oluşturulan toz bulutu arasında
görünmez hale geliyor/getiriliyor.