Sorumluluk, insanın varlık bilincini oluşturur.
Sorumluluk, insanın hayatını daha anlamlı kılar.
Sorumluluk dinî bir bilinç gerektirir.
Müslümanlar, hayatlarında hemen her adımın hesabını verirler. Her adımını atarken, soluk alıp verirken ne yapması gerektiğini bilir. Buna irade bilinci de denir.
Hayatı boş vermek, günübirlik, bencil yaşamak insanı insanî edimlerden uzaklaştırır.
Ben duygusunda olmak sorumluluktan kaçmadır.
Bu, insanın varlık alanını daraltır.
Kent insanı giderek bu anlamda alanını daraltıyor. Kimseyle ilişki kurmuyor. Ev ortamını da sadece kendi beniyle sınırlı tutuyor. Bir oda, bir salon, butik evler. Amerikan mutfak. Bu, evini kimseyle paylaşmama düşüncesidir. Salona açılan mutfak… Birey Amerikan ruhuyla hayatı algılıyor.
Mutfak kültürümüz de evin mahremiyetini oluşturur. Bir evin hanımı veya bireyleri, salt kendileri için değil, hem evin diğer bireylerini, hem Tanrı misafirlerini, hem yakınlarını, komşularını ağırlarken mutfağının gizeminde hizmette bulunur. Bu, özel bir dünyadır. Bu, bir örnek.
Amerikan mutfak kültüründe misafir ağırlamama düşüncesi ağır basar. Yalnız yaşama düşüncesinden kaynaklanıyor.
Müslümanlar, sadece kendi benlerinden sorumlu değildirler. Zaten ibadetler de bunun üzerine kurguludur. Birlikte namaz kılınır, birlikte oruç tutulur, hac ibadeti kalabalıklarla yapılır, zekât kendi beni dışında olan insanlara verilir. Bütün bunlar insanın insanla olan ilişkilerini sağlar.
Müslüman kazancını bölüştürmekle yükümlüdür. Zekât ibadeti, insanın kendi beni dışında olmayı zorunlu kılar. Kazancının belli bir bölümünü mutlaka fakirlere vermek zorundadır. Fitre ibadeti gönüllü bir ibadet, ama gene de paylaşmayı gerektirir.
Müslüman, hayatının bütün alanlarında sorumluluk bilinciyle hareket eder. Önce en yakınlarından, sonra komşularından, sonra çevresinden sorumludur.
Müslümanlar kardeştirler, soy kardeşliğinden daha önde yer alırlar. Dolayısıyla onlara öncelik vermekle yükümlüdür. Müslümanlar ilk dönemlerinde baba ile oğlu, kardeşler birbiriyle savaştılar. Birbirlerini öldürenler oldu. Bedir Savaşı’nda Hz. Ebû Bekir savaş meydanında oğlunun karşısına çıktı, kılıç çekti. Oğlu kendisiyle savaşsaydı onlardan biri ölmüş olacaktı. Hz. Ömer, alınan esirlerin katlinin en yakınları tarafından yapılmasını önermişti. Bu, Müslüman kardeşliğinin sorumluluk alanını belirliyor.
Bugünün insanı sorumluluktan kaçıyor.
İnsanlığın çektiği acılar, her insanı ilgilendirmeli. Çünkü insan akıl, yürek ve bilinç sahibidir.
İslâm coğrafyasının kan gölü olması, acıların çoğalması, gündelik hayatta yaşananlardan kaçılamaz.
Bugün Kudüs işgal altında, diğer coğrafyalarda kan akıyor. Kültür tarihi imha oluyor. Bütün bu olanlara kayıtsız kalmak sorumsuzluktur. Ne yazık ki, günümüz aydınları salt kendi dünyalarını yaşamayı tercih ediyorlar. Şiirde, romanda, öykü ve denemede sorumluluk alanına girilmiyor.
Sanki bu dünyada yaşamıyorlar, sanki onlara acı dokunmuyor. Sanki onların duyguları çekilip alınmış. Ruhsuzluk. Yaşanan acılar karşısında acı çekmemek, gözyaşı dökememek… Bu, kendinden bir kaçış ne yazık ki.
Zaman hızlı akıyor.
Dünya koşulları hızla değişiyor.
Bu durumda Müslümanların sorumluluk bilinci daha çok olmalı. Çünkü insanlık sahipsiz. Silah sektörü ve siyasa sektörü insanları köreltmiş ne yazık ki.