Sordum Sarıçiçeğe: Müminler Kardeş Midir?

Abone Ol

Farkında mısınız, bir araya gelerek parçalanıyoruz.

Bir bütünden kopup dilimler haline gelmenin derdindeyiz.

Çoğulu olmayan kelimelerin tılsımı bozuldu.

Önce bir i sonra birlik i ihlal ettik. Cemaat müşterek

bir gövdeye dönüşmenin adıydı, başı gövdeden ayırdık.

Bunu daha güçlü ve daha çok olmak adına yaptık.

Şimdi her yerde irili ufaklı iktidarlar var.

Herkes bulunduğu yerde beraberindekilere karşı kendi

çapında iktidar olmak istiyor.

İktidar olmak ayakta kalmak, varlığını etkin bir şekilde

sürdürebilmek için bir çeşit var olma biçimi.

Dernekler, vakıflar, lokaller, ortamlar, gruplar hatta

evlilikler bile artık iktidar kavgalarına sahne oluyor.

Eskiden insanların dilinden düşürmedikleri devrim diye

bir şey vardı.

Devrim bile evrim geçirdi.

Şimdi onun yerini iktidar olma hülyası aldı.

Bu hülya o kadar hayatımızı kuşatmış ki kimsenin gözü

kimseyi görmüyor.

Sen haksızsın a karşı ben haklıyım iktidarını mı

dersiniz, yoksa sen sondasın a karşı ben öndeyim iktidarını mı

Çokluk, zenginlik, etki alanı, yetki gücü, imkânlar

dünyası, siyasi çevre, medya gücü, okur sayısı, dinleyici sayısı, kandırma

kuvveti, mistik referans bu iktidar öbeklerinden sadece birkaç tanesi.

Edward Said iktidarı ötekinin görünür görünmez türlü

biçimlerde ortadan kaldırılması diye tanımlar.

Bu tanımda sümen altı yaptığımız, çekmecelerde, kilitli

çelik kasalarda sakladığımız gizli niyetimiz vardır aynı zamanda.

Bugün Müslüman camianın iktidar öbekleri içerisinde

birbirine karşı geliştirdiği refleks tam da böyle bir şeydir.

Kendinden olanı ötekileştirmek ve ötekileştirdiklerine

sükût suikastı yapıp yok etmek.

Çünkü Edward Said in de dediği gibi iktidara gelme ve

iktidarını sürdürme yolu kişi ya da kişilerin etraflarındaki benzerlerini yok

etmesiyle mümkündür.

Cemaatler ne zaman iktidar hevesi taşımaya başlamışlar, o

zaman müşterek menfaat ülküsü etrafında birleşerek kardeş bildikleriyle

aralarına bir mesafe koymuşlardır.

Cemaat adıyla ortaya çıkan yapıları birbirinden ayıran

temel noktaların neler olduğunu hiç düşünüp sorguladınız mı

Ben çok düşündüm ve çok sorguladım; inanın dişe dokunur

bir ayrılık noktası bulamadım. Ne ahkâmda bir farklı yorum ne itikatta ayrı

düşme hiçbir ciddi sebep yok.

Geriye ayrılış noktası olarak küçük iktidar hesapları

kaldı.

Herkes oturduğu köşeye kendi meşrebini yansıtan bir

tabela asıyor.

Her tabela aslında aramıza giren bir şeydir.

Fitne olmasına hiç gerek yok. Önce ayrılış için gerekli

olan malzeme yani tabela hazırlanır, ondan sonra ayrılmaya gerekçe olacak

tabelayı haklı çıkaracak fitne ihdas edilir.

Hepiniz birden Allah ın ipine sımsıkı sarılın (Ali

İmran 103) ayetine gelince, parçalanmamaya dayalı bu ilahi ikaz ne yazık ki

bütünlüğünü kaybetmiş insanların üstlerine alındıkları bir duruma

dönüşmemiştir.

Özeleştiri yapmaktan kendini müstağni gören cemaatler

hızlı bir şekilde kendilerini merkez edinmek suretiyle dünyevileşmektedirler.

Bir cemaat ya da tarikat yapısının dünyevileşmesi demek görünür manevi suret,

siluet ve ahengini değiştirmesi değildir sadece. Daha da önemlisi niyet,

davranış ve reflekslerinin tüccar, siyasetçi ve piyasa insanı refleksleriyle

aynileşmesi; dili ile elinin, eli ile gönlünün ayrı tellerden çalması ve en

vahimi de kendine yabancılaştığı halde içinde bulunduğu durumu kendisi ve özü

zannetmesidir.

Fırkalaşmayı cemaat olmak zannedenlere son sözümüz şudur:

Şer bir araya geliyor, küfür cem oluyor, yalancılar ittifak kuruyor, peki ya

siz birbirinize selamı sabahı bile çok görecek denli hakikat denilen o mutlak

bütünden ayrılarak acaba hangi derde deva, hangi yaraya merhem oluyorsunuz