Sonuç Olarak

Abone Ol

Bir netice… Çok elim bir olay, bir iradesiz maruz kalış, bir felaket ama hepsinden öte bir sonuç… Hatırlayanlar herhalde bu gibi durumlarda yetkililerin tavrını uzun zaman sonra ilk kez 21. dönem Meclis’e giren, ne yapacağından, nasıl davranacağından bihaber, elinde James Bond çantayla ortaokul öğrencisi hevesinde grand tuvalet Meclis kapısında bekleşen henüz yeminsiz vekillere benzetir. İlk anda böyleyken sonradan düzelmez; günler geçer, aylar, yıllar geçer, onların tavrında en ufak bir değişiklik yoktur. Hâlâ aynı şaşkınlık, aynı şok, aynı cümle bile kuramama hali… Ki sözcü olarak insanların karşısına çıkardıkları, sanki her şeyden bağımsız birkaç saatte bir yenilenen vefat istatistiği açıklar. Hasılı, üstün becerilerle donatılmış, sırasında ekonomist, sırasında müteahhit, sırasında Allah’ın lütfu bu insanların elinden gelen budur!

İnsan azıcık durup dinelince kendine başka başka suçlar, sorumluluklar, başarısızlıklar bulur. Sanki olan bitenin sorumlusu benmişim diye hisseder. Ben yaşarken neden bunca insan ölsün ki diye adeta hâlâ yaşıyor olmaktan utanç duyar. Bunca yıkım, bunca ölüm, bunca yokluk karşısında sorumluluk falan duymayan ekabir takımı, istifa etmek yahut kenara çekilmeyi aklından geçirmek şöyle dursun; binlerce kişiyi bir tane can kurtarabilme ihtimalinden alıkoyup afet bölgesinde dolanıp durmak, alakalı alakasız birtakım insanlara tehdit sallamak, hatta yerli yersiz ‘bana bir yıl verin’ gibi anlaşılması güç isteklerde bulunmakla uğraşır. Herhalde bu yoğun uğraşlar sonucu çok yorgun düşer.

“Yapamadık, olmadı, bu aksaklıklarla başa çıkamadık, hazır değildik, özür diliyorum” deyip usulca çekilmek bu kadar güç olmasa gerektir. Ve şüphesiz bunun zamanı yarın bir gün değil; beceriksizliğin, yetersizliğin, düşüncesizliğin destan yazdığı şimdidir. Zira gün yarına devrilince, yapılabilecekken yapılamayanlar değil, elden geldiğince yapılabilenler konuşulur. Utanma ortadan kalkar. Yapılabilen kısımla övünülür. Bir de istifa depremi mi, o zaman ne olacak diye sormak gerekmez; en fazla bu zamana kadar yapılabilecekken yapılamayanlar yapılmamış olur! Birbirine tutunan, yardım eden, birinin elini tutabilmek için uğraşan insanlara ket vurulmaz. Herhalde kimse de şimdiki durumdan daha çaresiz, daha mağdur olmaz. Yazık ki bu arkadaşlar her dedikleri yapıldığı için kendilerini kahraman sandıklarından, devasa enkaz yığınının ortasında bakakalır. Yapılabilen asli vazifeleri de başarı zanneder. Oysa ilk anda ihtiyaç kalemleri bile belli belirgindir. Arama kurtarma, yeme içme, barınma, giyinme, ısınma, güvenlik, psikolojik destek, bazı özel durumlar vs. On yaşında çocuğa sorsan bir çırpıda anlar; kabiliyeti oranında organize eder, bir yaraya merhem olmayı dener. İşte o kabiliyet yoksa yetmişine dayanmış olsan dahi durum vahimdir. Durum şimdiki gibidir. Yani içler acısıdır. Yazıktır. Günah kısmı asıl hayatın sorgusudur.

Yetkililerce birçok kez hatırlatıldığı gibi organizasyon yahut koordinasyonun tek elden yapılması fevkalade önemlidir! Hani güçler birliği gibi. Tüm erkin tek kişinin elinde toplanması gibi… Böylece o tek elden yürütmedeki başarısızlık, kurumlaşan iş bilmezlik, müktesebat, alet edevat, teçhizat yoksunluğu rahatlıkla örtülmüş olur. Öyle ki vatandaşın hani nerede diye sormaya yeltendiği durumda sivil toplum kuruluşlarının, gayrı resmi kurumların, belediyelerin, madencilerin, şahısların, dış ülkelerin vd. yaptığı yardım, tek elden ortaya konmuş olur. Hem de her şeyden evvel ibanlar ilan ediliverir. Nasılsa vergi, kurumsallık, ihtiyat akçesi, fon sorgulanacak zaman değildir. Sonra zaten unutulur. Arama kurtarma ekipleri hariç bu dünyada hiç kimse enkaz devralmaz. Onlar da bir can kurtarmak için bin bir protokolden geçirilip ne yapacağını pek de bilmeyen ama zar zor ulaşılabilen kişilerden izin almak zorundadır.

Elbette hiçbir şey yapılmadı demek ziyadesiyle abes olur. Aksine çok şey yapılır, nice güzellikler örneklendirilir. Ancak tüm yapılanlar necip insanların olağanüstü çabasıyla, icabında prosedürel güçlüklerle uğraşıp üstesinden gelerek özveriyle çalışmalarının neticesidir. İnsanların duyarlılığının, diğerkamlığının, vicdanının neticesidir. Allah insanlardan razı olur, kurumlardan razı olmaz. Gerçek bir hayata uyanıp hesap vermek gerektiğinde kurumlardan hesap sorulmaz. Kurumları elinde bulunduranlar çatır çatır hesap verir.

Gayrısı asgari ihtiyaçların olabildiğince giderilmesine kalır. Mevsim hâlâ kış, tatil beldelerindeki oteller tıpkı devlet hazinesi gibi hıncahınç dolu olduğundan barınacak yer diye yurtlardan başka yer bulunmaz. Bin odalı sarayların her bir odası daire kadar geniş sayıldığından pekâlâ bin ailenin sarayda ağırlanması ihtimali pek akla gelmez. Hani sürekli milletindir diye söylendiği için bunun hatırlatılması gerekir. Hani milletinse ve orada kalanlar görevi bitince terk edecekse iki üç ay kadar süresi kalmış bir ikamette ısrar etmenin ne anlamı olabilir? Hani üç aylık bir fedakârlık, o da değilse olumsuz şartların icbar ettiği insanlık, daha da olmazsa yeniden teveccüh görmek için ucuz kahramanlık kime ne zarar verir?