Songül

Abone Ol

Hayatın çerçevesini oynatmak.

Çoktan çekilmiş çizgileri kaldırmaya çabalamak. Sonbahar renkli bir resmin ortasına serpiştirilmiş hüzün dağını umut kıvılcımları ile eritmeye uğraşmak.

Bu yüzden beline doladığı yağlı urganla hayatın içine "dalya" deyip, iniyor Songül. Her seferinde kayalara çarpıyor. Yaralanıyor. Yüreği kanıyor. Kırık dökük yine ayağa kalkıyor.

Ne ana babasının, ne de eşinin Songül ü olabilmiştir. Habire üzerine çocuklar doğmuştur baba ocağında. Kirli beşiğin ipleri çözülmemiştir tavandan. Koca yanında da kınalı saçları geçmez akçedir. Kendisinden sonrakiler de, "bu son" olmamıştır.

Yeni yuva da baba ocağı gibi sevgisiz ve dayanaksız çıkmış, yaşamın sert resmi çerçeveden ayrılıp, kırık dökük elinde kalmıştır. Zorlu hayat savaşına yenik düşmemek için son güllerini sürmüştür namluya. Son çırpınışlarla çocuklarını tutmaya çabalamıştır.

Meğer ne büyük nimettir ev işleri. İş çıkışı çocukların beslenme çantaları düzeneklerinin tamamlanış hazzı nerede vardır acep. Beden dersi için eşortman takım bile tasarlanmıştır. Öteki hafta parası denk düşmüştür.

Fakat yokluğu. Annesizliğin soğukluğu eve kan düşürmüştür. İlk gülünde başlayan kaynama, fokurdama, kıpırdanma. Sokağın anneliği kırık çerçeveyi iyice darmadağın etmiştir.

Büyük oğlanda farkedip de konduramadığı. Bu hep ezik, baba dayakları ile isyankâr, yoksullukla yaralı çocuk. Ne ekmek bulabilmiştir, ne de sevgi. Her sıkıntıda sığındığı tırnakları. Yiye yiye tırnaklarını ete dayandırıp kızıl parmak  uçlarından sadece kan değil, yaşam da kaybolmaktadır. Anlamıştır da Songül, konduramamıştır, öksürükler, hastalıklar, ağzından burnundan su gelmeler. Sallanmalar, sabitlenmeler. Sevmek için elini her uzatışında sokak anneye kaçışlar, sonunda aklına gelenler bir bir önüne çıkmıştır.

Tinerle başlayan hoş koku ihtiyacı, sevgi boşluğu doldurma yolunda; uyuşturucu aparatlara uzanmıştır. Bir kez daha "dalya" demiştir Songül. Hastahane, tedavi, ilâç, hekim çözüm bulabilir umudu ile kolları sıvamıştır. Evdeki her bir çocuğun ağır yükü yüreğini yorsa da, ilk gülünün başına gelenler, bükmüştür belini.

Her şey denenmiştir ama çerçeve resmi tutmak istememektedir. Ev, diken olup batmıştır çocuğa. Temiz yıkanmış çarşaflarını serildiği yatak. Gül nakışlı kilim. Sobada yanan odunların çıtır çıtır çıkardığı sıcaklık. İlk gülde tek katre ilgi uyandırmamıştır. Sokağın ayazı, buz gibi soğuğu, taştan yatağı daha iyi gelmiştir. Menekşeli dağlar da değildir gittiği yer. Bir izbe inşaatta yakılan isli lastik başında çekilen maddelerin çerçevelik ettiği karanlıktır.

Çalındığında kapı, daha kötüsünü hiç beklemiyordur. İlk gülün zihni sıkıştığında; çerçeve ile resim arasında. Çekmiş bıçağı, öldürmüştür birini. Hapishaneye uzanan çığlığı ciğerlerine geri döndüğünde. Ağrıyan kalbini tuta tuta sürüklenip de çocuğunun peşisıra. Demir parmaklıklar gerisindekine, bulabildiği umut sözcüklerini tamir ede ede. Her gidişinde biraz daha beyazlayan yavrusunun bitkin yüzü. Yaşlanan, hastalıkla yıkılan bedeni. Öksürükle, balgamla, dermansız dertle bir kuyuda bırakıp da...Her döndüğünde, kesilen dizleri. Çöken omuzları. Çıkıverecekmiş gibi canı.

Yine de hayat yokuşu tükenmemiştir. Yaşlı bedeni sayısız kez "dalya" diyecektir. Geride bir sürü çocuk, bir dolu sorun kendisini beklemektedir. Yaşlı görüntüsü, "ev işi yapamaz" damgasını yiyip, geri çevrilmesin diye sapsarı yüzünü tükürüğü ile ovup kızarttığı yanaklarından gençlik fışkırtamasa da. Zayıf bedeni bilinmesin diye içine giydiği birkaç kat elbise ile yeterince kalın görünen kolları ağzında kendisini bekleyen yorgun elleri bu kadar önemli bir dostu iken. Daha yapacak çok iş vardır. Merdivenler silinecek, kapı önleri yıkanacaktır.