Cumhuriyet bayramı dolayısıyla, hafta sonuna pazartesi de eklenince insanlar kendilerini yollara attılar.
Büyük şehirlerden kaçmak için her seçeneği denediler.
Otobanlarda bekleyişler olsa da; pastoral manzaraların hayali insanları bu sıkıntılara tahammül ettirdi.
Cuma gecesi yola çıkanların yüzlerinden mutluluk okunuyordu.
Kim bilir hangi kır kahvesinde çay içeceklerdi ya da bir köy evinin avlusunda kurulan otantik bir saçta pişen mis kokulu taze ekmekleri yiyeceklerdi.
Trafik epey bir tıkandı.
Ne ehemmiyeti vardı; yolun sonunda hakiki keçi peyniri yiyip, taze sağılmış koyun sütü içeceklerdi.
Heidi nin yaşadığı küçük bir dağ kulübesi gibi ahşap evler, Alp dağlarından daha görkemli Anadolu dağları, göl manzaralarına kavuşma düşüncesi; direksiyon başında saatlerce bekleyenlerin stresini azaltmakta idi.
Tatilden çok, kurulan hayaller güzeldir.
İstanbul un ormanlarında bile meşakkate aldırış etmeden, gözleme açan kadınları görünce, çoluk çocuk yaşadıkları sevinç hepimize yansıyor.
Zira yüzlerinde yapmacık tebessümler değil de, hakiki gülücüklerle ip atlayan çocukları, top oynayan gençleri görünce onların mutluluğu çevrelerine de yayılıyor.
Bende ev halkını toparlayıp, Sakarya nın bir dağ köyüne gidiyoruz.
Bizde dağ turizmi hiç yaygın değil.
Oysa deniz gibi dağ zenginiyiz de.
Ama tatil deyince hep yaz geliyor aklımıza.
Deniz, yüzmek, güneşlenmekle sınırlamışız.
Hadi kış ve kayak ikinci alternatif.
Fakat bence en güzeli, sonbahar tatili.
Avrupa nın okullarında yerleştirdiği güz tatilinde öğrenciler bir dağ tesisinde toplanıp; uzun yürüyüşler yapıp, ateş yakıp başında sohbet ederek doğanın değişimini izlerler.
Dağ ve deniz yoksulu Almanya bulabildiği her tepeye gençliğin evi anlamında "jugenderberge"ler yaparak gelecek nesillerinin daha sağlıklı olması için elinden geleni ertelememekte.
Bizim ülkemizde de bir gençlik bayramı var, çocuk bayramı var, bunlar ilkbahara geldiğinden havaların ve tabiatın güzelliğine de şahit olunan ayrı bir anlam yüklenmekte.
Eksiğimiz, dağ güzeli ülkemizin sonbahar tatilinin olmaması.
Madem çocuk ve genç bayramımız var.
Cumhuriyet bayramının yayıldığı hafta; yaşlılar için "güz bayramı" olabilir. Gerçi yaşlı kelimesi de yanlış, pek çok yaşlı; gençlerden daha fazla fikri üretkenlikte bulunup, hayata dört elle sarılırken kimi gençlerin de yaşamdan bezmişliği ayrı bir tartışma konusu.
Fakat sonbahar bayramı, şehir ve trafik yorgunu dimağlara bir terapi gibi gelecektir.
Bezgin öğrencilerin dinlenmeleri için iyi bir fırsat olacaktır.
Depresyona az kalmış ev kadınlarına bir kurtuluş simidi olacaktır.
Zira doğanın güz düğününe tanık olmak, o efsanevi güzelliğini seyretmek insan ruhuna tarifsiz ilhamlar sunmakta.
Oksijen okyanusu dağlarda zirvelere yürümek, ağaç denizi tepelerden uçurumları seyretmek, yemyeşil yaprakların insan ömrü gibi sararıp kızıllaştığına tanık olmak; insan muhayyilesine zengin katkı sağlamakta.
Tefekkür bulutlarına dolandım da bir süre.
Kaç baharımız, güzümüz kalmıştır ki daha.
Hızla akan zaman ırmağı önüne katıp götürürken her birimizi.
Ertelediğimiz hayatlar.
Projelendirdiğimiz hayaller.
Eğer elinden tutmaz isek, hiç gerçekleşmeyecektir.