Ebediyet arzusu, hastalık, ayrılık ve ölüm gibi duyguların
getirdiği tahribatı onarıyor ve taze bir ümit verir. Ama yine de kendi ölümünü,
kendi acısını düşünmek acı veriyor insana… Bu nedenle, ne ölümü ne hastalığı ne
de yaşlılığı kendimize yakıştıramaz hep başkalarının dramını dillendirmek
isteriz. Zamanın geçiciliğini görmezden gelir, acının üstünü örteriz. Biz
acımızı başkalarının acısı üzerinden dillendirir ve kendimizden uzaklaştırmaya
çalışırız. Her şey uzaktır, ayrılık, hastalık, kaza, ölüm… Uzağımızda ve
ötelerdedir. Gençlik hiç geçmeyecek, vakit hiç bitmeyecek sanır ve ölüm
duygusundan kaçarız. Ama günler, aylar ve yıllar bir yaz yağmuru gibi geçer ve
yaşlılığın ayak seslerini işitmeye başlarız. Biz görmesek de, işitmesek de
hayat yaşanması gerektiği şekilde yaşanır ve dünya acı tatlı olayları ile
birlikte dönmeye devam eder. Ve bir gün bakarız ki, yaşlılık üzerimize bir
elbise gibi oturmuş ve yolun sonunu gösteriyor.
Her canlı doğar, gelişir ve hayata veda eder. Ama bir
insanın ölümü bir bitkinin solması gibi değildir. Bu nedenle yaşlanma duygusu
ölümle ilişkilendirilir ve acı verir. Çünkü ölüm bu dünyadan bir kopuş, bir
vedadır. İnsan, yaşlanmanın yolun sonu olduğunu bilir ve sahip olduğu dünyevi
imkanları kaybetmekten korkar…
Bugün insanlarımızın en büyük korkusudur yaşlanmak. Sahip
olmayı ve mal biriktirmeyi çok fazla seven insanlarımız, dünya ile ölüm
yokmuşcasına ünsiyet kurar ve yaşlılığı geciktirerek hayatın gerçeğinden
kaçabileceğini sanır. Ama yaşlılığın ve ölümün bir ilacı yoktur ve yapılan
hiçbir şey tesir etmez ve veda vakti gelir.
Yaşamın bir güz mevsimi gibi görülen yaşlılık, insanda derin
hüzünler bırakır. Bir tarafta ölümün ayak sesleri diğer tarafta kişinin
bağlandığı nesneler vardır. Bir burukluk bir hüzün çökeri insanın içine. Bu
gidişin dönüşü olmadığını bilir çünkü. Dünya barındırdığı bütün görkemiyle
yavaş yavaş uzaklaşır. Ve o zaman, sadece yaptıklarımızla yola çıkabilecemizi
anlarız fakat çoğu zaman iş işten geçmiştir.
Yaşlılıkta ayrılık kaygısı daha yoğun yaşanır. Ayrıca yaşam
zorlaşır, arkadaşlar dostlar yavaş yavaş azalır. O nedenle, dünyaya iman
penceresinden bakmayanlar ölümün gerçek anlamını kavrayamaz ve bu gidişi
dünyadan kopuş ve yok oluş olarak algılarlar. Allaha ahrete iman eden kişi ise
ölümün bir kavuşma anı olduğunu bilir ve yaptıklarını ya da yapamadıklarını
yeniden gözden geçirir.
Allaha iman eden ve onun rahmetini bütün hücrelerinde
hisseden kişi hayatın da yaşlılığın da ölümün de Allahın bir rahmeti olduğunu
bilir ve bütün hazırlıklarını son yolcuğuna göre yapar. Çünkü bu gidişin dönüşü
yoktur o nedenle giderken yanınızda azığınız yoksa yolculuğunuzun mahrumiyet
içinde geçeceğini bilirsiniz.