Son mücahit!

Abone Ol

Afgan cihadı günlerini hatırladığımda hâlâ heyecana kapılırım. Sönmemiş volkanlar gibi olurum. Cihat başarıya ulaştı ve Rusları defetti ve hatta Sovyet İmparatorluğunun çökmesine neden oldu. Lakin kendi projesini kuramadı. İçimizde kalan bir ukde oldu. Kendimizi öyle kaptırmıştık ki, Afganistan’da mücahit devleti gölgesinde yaşamayı hayal ediyorduk. O hayali sadece rüyalarda görür olduk. İşler sarpa sarmıştı. Sovyetlerin çekilmesinden bir yıl önce proje adamı Ziya ul Hak öldürüldü. Geleceği kurgulayanlar onu yollarının önünden çekmişlerdi. Diğer bir proje adamı ise Abdullah Azzam’dı. Birisi mücahitler düzeyinde diğeri ise devlet düzeyinde büyük bir proje adamıydı. Onların ortadan kaldırılmasıyla birlikte proje ortada kaldı ve Mücahitler yönlerini kaybettiler. Sonrasında sahneye Taliban çıktı ve sonrasında da dünya 11 Eylül ile tanıştı. Ötesini biliyorsunuz. Lakin hâlâ Arap Afganlarını Kaide haline getiren süreci tam olarak çözemiyoruz. Sürece küresel iyi saatte olsunlar karışmış olmalı. Cihat kesintiye uğradı ve Taliban ortaya çıkmadan evvel zaten Mücahitler neredeyse inanç savaşçıları yerine profesyonel askerler veya kendi namlarına çalışan paralı askerler haline gelmişlerdi.

11 Eylül’den sonra Kaide veya onun türevleri dünyayı dolaşıyor. Lakin Kaide’nin gerçekleştirilebilir bir projesi yok. Daha ziyade bir dönemin Ebu Nidal’le birlikte anılan yöntemleri kullanıyor. Uygulanabilir bir projesi yok. Toparlayıcı değil, dağıtıcı ve uyumsuz olduğundan dolayı bulunduğu yeri bataklığa çeviriyor. Cezayir’de de GIA böyle bir rol oynamıştı. Bilerek veya bilmeyerek rejime çalışmıştı. Belki Suriye’de de Kaide uzantıları üzerinden muktedirlerin planı bu olabilir. Bu gelişmelerde, Abdullah Azzam’ın yerini Bin Ladin veya Eymen Zevahiri’nin almasının payı var mıdır Dolayısıyla Kaide’nin projesizliği ötekilerin bir projesi midir

***

Taliban sahneye çıktıktan sonra Mücahitler derinlere çekildiler. Amerikan işgaliyle birlikte yeniden yüzeye çıktılar. Lakin tali düzeyde. Burhanaddin Rabbani bu dönemde uzlaşmacı bir karakter olarak öne çıktıysa da müttefiki Ahmet Şah Mesut gibi suikasttan kurtulamadı. Anayasa gereği Afganistan’da Karzai dönemi sona eriyor. Lakin Karzai kardeşi Kayyum üzerine yatırım yapıyor ve onu seçim bahsine sürüyor. Benim için en şaşırtıcı hususlardan birisi adaylar arasında Abdu Rabbu’r Resul Sayyaf’ın bulunmasıdır. Kır düşmüş saçları, ak düşmüş sakalları ile fotoğrafını görür görmez rüyadan kabusa dönen eski Afgan cihadı günleri aklıma düştü. Afganistan’da kamplaşma Türkiye’de de tali kamplaşmalara neden olurdu. Alınganlık ve kırılganlıklara neden oluyordu. Hikmetyar’ın bir darbe girişimini desteklemesi sonucu yazdığım yazılar nedeniyle Adapazarı’ndan tepkiler almıştım. Sayyaf, İttihad-ı İslam örgütünün başındaydı. Araplara yakın örgütlerden birisiydi ve 7 Hizip başkanı Kabe’de Altın Oluk altında bir zamanlar ona biat etmişlerdi. Lakin sonra herkes yine kendi yoluna döndü. Sayyaf Mücahitler arasında kuvvetli ve klasik Arapçasıyla dikkat çeken bir isimdi. Arapça Afganistan’la ilgili bir risalesini de okumuştum. Onca yıl sonra ismi yeniden siyaset sahnesine çıkıyor. Amerikan işgalinden 12 yıl sonra kritik seçimler yapılacak. Bu seçimler Amerikan askerlerinin Afganistan’dan çekilmelerinin gölgesinde gerçekleşecek.

***

Bu seçimler önemli zira Amerikalılar haleflerini de belirlemiş olacaklar. Irak’ta Nuri Maliki örneğinde olduğu gibi. Sayyaf, Peştun olması münasebetiyle daha muhafazakar bir çevreden geliyor. Bundan dolayı adı ve adaylığı Batılıların kulaklarına pek hoş gelmiyor. Barındırdığı üç husus Batılıların hoşuna gitmiyor. Kadın konusundaki muhafazakar yaklaşımı, sosyal reformlara mesafeli duruşu ve militant Islam adını verdikleri ‘militan İslam’la devam eden bağları. Onlar ise cihadı öteleyen ve içtihadı veya reformu benimseyen liderleri tercih ediyorlar. Vaktiyle Taliban’a karşı savaşsa da kadına bakış gibi konularda aynı Peştun geleneklerini temsil ediyorlar. Peştun geleneğinde kadının yeri kor ile gor (ev ile mezar) arasındadır. Bu batılıların hoşuna gitmez. Asya’nın kızı olarak anılan Benazır Butto ise Akber S. Ahmed’e bu geleneği kırdığını ifade etmiştir. Sayyaf, 11 Eylül saldırılarıyla bağlantılı olduğu ileri sürülen Halit Şeyh’in üstadı olarak anılıyor. 1996 yılında Bin Ladin Sudan’dan atıldığında Afganistan’a dönmesine de yardımcı oluyor. ‘Son mücahit’ olarak Sayyaf başkanlık seçimlerine adaylığını koyarken yanına da yine geçmişin unutulmaz simalarından Herat’ın efsanevi ismi Muhammed İsmail Han’ı alıyor. Seçim sloganı da şu: Afganistan’ın gerçek hadimi… Sayyaf’ın adaylığı, küresel siyasetin son nostaljik karelerinden birisi. Son mücahitleri hayal kırıklıkları içerisinde takip ederken biz de şevk ve mecal kalmadı. Nostaljik bir tutku ile İslamabad’da bir Afgan pakolu alayım dedim o da kısmet değilmiş.