Son düdük

Abone Ol

Şu hayat sahasında neler görmedi ki gözlerimiz? Direkten dönen toplar, verilmeyen penaltılar, gösterilmeyen kartlar, sahaya atılan yabancı maddeler... Ne şimdi bu, şaka mı yapıyorum? Elbette değil. Olan biten, yeşil sahada oynanan oyuna bu kadar benzemese insanlar maç sonralarında saatlerce, günlerce kafa yorarlar mı? Muhakkak bir benzerlik var. Futbol ile alakasını ilkokul yıllarında kesmiş benim için can sıkıcı bir gözlem alanı olan futbolla sürüp giden hayat arasında böyle bir bağlantı kurmak iddialı oldu ama ilk paragrafta ofsayte yakalanmazsam fileleri havalandırabilirim bu atağın sonunda. Bekleyin.

Doksan dakika içinde neticesi belli olmamış, duraklama dakikalarından medet umulan bir oyunun adı oluyor çoğu zaman hayat. Kaçan fırsatların, yanlış kararların geri dönüşüne imkân tanımayan kurallarla örülü, sürprizlerle dolu büyük bir karşılaşma bu. Rakip yarı sahada geçirilen zaman istatistikleri dikkate alınsa da neticeye varmayıp meşin yuvarlak ağlarla kucaklaşmazsa sevinen taraf siz olamıyor ve gelecek maçlara bakmak zorunda kalıyorsunuz.

İlk düdükle başlayan heyecan dolu mücadelede kendi sahanızdan başlayarak yaptığınız paslaşmaların organize bir atağa dönüşmesi karşı takımdan eksilttiğiniz adam sayısına bağlı. Bilmelisiniz ki matematik kuralları burada da geçerli. Uzun toplar yapabilir yahut dar alanda kısa paslaşmalara devam edebilirsiniz ancak her şeyden önemli olanın mevziinizi korumak olduğunu unutmamalısınız. Ataklarda kanatlardan çizgiye yakın ilerlemenin riskini göze alıyorsanız kendinize geniş açılar bulabilirsiniz aslında. Güzel ortalar açabilirsiniz.

Hakemi aldatmaya dönük hareketlere tenezzül etmeyecekseniz şayet kontra atakları değerlendirmeniz gerekir. Kaleci ile karşı karşıya kalınan gol pozisyonlarında ayaklarınız birbirine dolaşıyor ve topa vuramıyorsanız biraz daha ekmek yemeniz gerekiyor demektir.

Topun yuvarlak oluşu, her türlü ihtimalin mümkünlüğüne yorulsa da taktiksel hataların hayatî sonuçlara sebep olacağı ortada. Maç öncesi teknik değerlendirmelere kulak vermez iseniz saha kenarından fırçalar yemeye hazır olacaksınız hocadan. Ve her an kenara çekilebilirsiniz. Dikkat! Takım oyunu oynadığınızın farkında iseniz kabiliyetlerinizin takım ruhuna uygun davranmakla anlamlı olacağını bilmeniz gerekir. Takımı omuzlayan adam olma mecburiyeti zaman zaman omuzlarınıza yüklense de bu sizi şımartmamalı asla. İtibarınız tevazuunun bir neticesi olacak. Ancak şu da var ki tevazuunun çoğu da gizli bir kibrin nişanesi.

Hava toplarında boy avantajı önemlidir evet ancak bu avantaj sizde değilse dikkat etmeniz gereken şey yer tutma meselesidir. Fırsatçılık olarak algılanmasın ama kabiliyetleriniz ile maksatlarınız arasında bir dengeyi ancak böyle temin edebilirsiniz. Zemin ve zaman ile mahdut bu oyunda kalenizi tehdit eden tehlikeler karşısında uyanık olmak ve sorumlu olduğunuz alanda zafiyet göstermemek durumundasınız.

Tribünlere oynamak diye bir derdiniz varsa işte o zaman işler sarpa sarabilir. Kalabalıkları memnun etmek, herkesi hakkıyla gönüllemek mümkün değildir. Sahada sen varsın, teri sen akıtıyorsun. Tribünde yahut ekran başında çekirdek kabukları ağzından dökülerek “vursana be oğlum” diyenlere kulak asmayıp gelen topları göğsünde yumuşatıp şöyle bir etrafa bakıyor iseniz mesafe aldınız sayılır. İşinin piyasasını ahlâkına tercih etmiyorsan fiyatın azalsa da değerini muhafaza edersin. Unutma!

Son dakikalarda galip isen zamana oynamak hakkındır ama en iyi savunmanın taarruz olduğu gerçeğini de unutmamalısın son düdüğe kadar. Kalende sürpriz bir gol görmek istemiyor ve işi uzatmalara yahut penaltılara bırakmak istemiyorsan temkini elden bırakma yine de. Rehavet denen afyondan uzak dur. Skor tabelasında mağlup görünüyorsan geriye kalan dakikaları genişletmek zorundasın. Düdük çalana kadar o sahadasın. Kaçamazsın. Evet, işler yolunda gitmemişe benziyor ama sen bırakma, bilemezsin... Koştun, yoruldun, düdük çaldı, maç bitti. Sevinen taraf, üzülen taraf yahut buruk bir beraberlik. Tamam, tamam hadi biraz nefeslen, terin soğusun.