Son 11 yılın faturası kime kesilmeli?

Abone Ol

Bir insan, "sorumluluk sahibi olmak" istiyorsa: hayatın her alanında aklıyla imanını buluşturmalıdır. Bu buluşma sağlanırsa, kendisine özel bir anlayış verilir ki biz buna sorumluluk diyoruz. Bu anlamda sorumlu olmak, sadece üzerine düşenler konusunda hassasiyet göstermek değil, başkalarının üzerine düşenler konusunda da hassasiyet göstermektir. Bu farkı anlasak, "dokunmayan yılan yerine dokunan insan" olmak için yarışırız. Çünkü neticede dokunacak olan sadece iyiliğimiz olacaktır. Niye dokunmasın ki Bu konu, asırlardan beri iyiliği savunan her hareketin birileri tarafından durdurulmaya çalışıldığını fark ederek olayın ciddiyetini kavramak açısından önemlidir.

Sorumluluk sayesinde insan, yaşamın her safhasında en doğru şekilde düşünebilmesini, en sağlıklı değerlendirmeleri yapabilmesini ve en isabetli kararları alabilmesini gerçekleştirebilmektedir. Karşılaştığı olaylarda pek çok insanın göremediği detayları görebilmesi, ince teşhisler yaparak olaylardan en doğru ve en hikmetli sonuçları çıkarabilmesi, ileriye yönelik projelerde kusursuz planlamalar yapabilir olması taşıdığı sorumluluğun kazanımları olmuştur. Böylece, yaptığı her iş hayırlı, konuştuğu her söz hikmetli ve gösterdiği her tavır olabilecek en ideal niteliktedir. Sorumlu davranış, tüm bunların yanında aynı zamanda da kişinin ruhunda, güzelliklerden çok fazla zevk alabilmesini sağlayan bir derinlik oluşturmaktadır. Bu nedenle çoğu insanın sıradan karşıladığı ve büyük bir alışkanlıkla baktığı pek çok şeyin ardında gizlenen güzellikleri, sorumluluk sahibi insanlar hemen görebilmektedirler. Böylece kınayanların kınamasından da etkilenmemektedirler.

Sorumlu ve şuurlu olmak; özveride bulunmayı, risk almayı, gözünü daldan budaktan esirgememeyi, sıkıntıya katlanmayı gerektirir. Netice itibariyle bunlar kişinin kendini adamasını mümkün kılar. Bütün bunlar kişiye, fedakârlıkta bulunmayı, vermeyi, görevini ne pahasına olursa olsun yerine getirmeyi kazandırır. Bir kişi bu kazanımları, taşıdığı sorumluluğu yerine getireme derecesine göre elde edebilir. Çünkü insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. İnsanların sorumsuz duruma düşmemeleri için; "sadece kendi hayatlarını sürdürebilmek ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yaşayan" değil, "ne için yaşadığını bilen" insanlar olmaları sağlanmalıdır. Bunun için, sadece kendi şahsi sorunlarını ya da beklentilerini değil, tüm dünyadaki sorunları çözmeyi hedefleyen ve bu yolda çaba gösteren mükellef olmalarını teşvik etmek en büyük sorumluluktur.

Sorumsuz yaşadıkları takdirde rahat edeceklerini, dertten, tasadan uzak, huzur içinde olacaklarını düşünen insanların sayısı çoktur. Bu insanların, ya hak bildiği bir yolu, ya da bu yolda adım atma cesareti yoktur. Bir asker düşünün ki; en iyi şekilde eğitimini yapıyor ve gerekli her şeyi yerine getiriyor. Eğitim sahalarında her emri en mükemmel düzeyde yerine getirip başarıyor; ama sıra savaşa gelince bir şekilde kaytarıp yan çiziyor. İşte böyle bir askerin aldığı eğitim, bir gösteri olmaktan öteye geçmez; amacına yönelik hiç bir işe de yaramaz. Fedakârlığa, riske katlanmaya, sabretmeye, azim ve gayret göstermeye, kendini adamaya gelince hiç bir varlık gösteremiyorsa, sahip olunan meziyetlerin hiçbiri bir değer ifade etmez.

28 Şubat tan 28 Temmuz a kadar yaşanan son 11 yıl, gerek sorumluluk, gerekse sorumluluktan kaçma açısından birçok gözlemleri içeren önemli bir zaman dilimidir. Çıkaracağımız sonuç: "az"ların arasına girmek, "öz"lerin seviyesine yükselmenin, çetin ve çetrefilli imtihanlardan geçmeyi gerektirdiğidir. Feragat ve fedakârlıkta bulunmayanlar, feraset ve fazilet ehli olmayanlar, tevazu ve teslimiyete yanaşmayanlar, derece derece dökülmüştür ve dökülmektedir. Asıl şeref ve kazancın, hâkimiyet ve muzafferiyet günlerine yetişmek değil, o mutlu neticelerin oluşması yolunda gayret göstermek olduğunu unutan ve böylece taşıdığı sorumluluktan kaçan insanlar bilsinler ki: zafer, kendi gayret ve galibiyetlerinin sonucu değil, Allahın nusret ve inayetiyledir. Asıl değerin; sorumluluk ve bu sayede elde edilen şuur olduğu aşikârken, bu sorumluluktan kaçarak şuursuz hareket edenlere bu faturayı kesmemiz elbette adalettir. Ancak, samimi ve ihlâslı çalışanlar yüzü suyu hürmetine kendilerine adaletle değil rahmetle muamele edilmiştir.