8 Aralık ta Kanal Türk te(*) verilen bir haber insanın kanını donduracak nitelikteydi. Özetle haber şöyleydi:
Çanakkale Milli Park ında yapılan düzenlemenin durdurulması, Dışişleri bakanının gönderdiği yazıyla isteniyordu. Sözkonusu yazıda ileri sürülen gerekçe, düzenlemenin Lozan Antlaşması nın hükümleri bakımından itirazlara neden oluşturacağı ve bir soruna dönüşeceği tarzındaydı.
Hemen söylemeliyim ki, umarım böyle bir yazı gönderilmemiştir. Haber yapanın herhangi bir nedenle yanlış ve maksatlı değerlendirmesinin sonucu olsun. Yine umarım yazı tamamen farklı nedenlerden dolayı düzenlemenin durdurulmasını istemiş bulunsun!
Doğal olarak bir temennidir bu. Çünkü düzenlemenin durdurulma isteği de, gerekçeleri de, bir devletin Dışişlerinin zinhar yapamayacağı, bırakın yapmayı tasavvur bile edemiyeceği türdendir.
Ne var ki, meselenin gelişimi temenniler sınırını aşmış bir gerçekliğin varlığını da açıkça işaret ediyor. Sanıyorum, 2004 yılında Yeni Zelanda ya da Avustralya başbakanıyla başbakanın yaptığı (başbakan bir başka devletle bu konuda nasıl böyle bir antlaşma yapar, bu da bir başka garabet!) antlaşmaya göre, Gelibolu Yarımadasının yönetimi birer yıllık süreyle dönüşümlü olarak yürütülecekmiş ve yedi yılda bir sıra Türkiyeye gelecekmiş(!)
Çanakkale de olan bitenin, yapılan savaşın tarihi yanında anlamını da bilmeyen yok. Mehmet Akif Çanakkale yi ziyaretiyle o destanı "Çanakkale Şehitlerine" şiirini yazar. Daha önce ve savaşın devam ettiği esnada Almanya da bulunan Akif, orada Yarbay Ömer Lütfi beye savaşın ve sonrasının ne olacağını yanık kalbiyle sorar. Yarbayın verdiği objektif askerî bilgileri kabullenemez ve ıstırabını gören Ömer Lütfi umut verici bir anlatım biçimini tercih eder. Buna rağmen Akif iç dünyasında Çanakkale savaşını arzuladığı tarzda tahayyül ederek anlamını belirginleştirir:
"Sen ey boğaz, diyordu, asırlarca demir kolunu uzatmıştın da zavallı yurdumu tehdit eden deniz yolunu kapatmıştın. Hâlâ kapatıyorsun, değil mi
Yerinde kaldı ya kıblem, harim-i imanım
Huda rızası için söyle, pek perişanım!
Uzakta olmama rağmen civar-ı zârından
Civarım inliyor âvâz-ı ihtarından!
.............................
"Allah rızası için ey asker, dayanınız, kuzum, tuttuğunuz yer İslâm ın tek akdesidir, buraya yabancı ayağı basarsa, dinin en yüksek inançları, bir ân içinde yerin dibine geçer. (...) Eğer geri dönerseniz, Müslümanlık şirazesiz kitap haline gelecek ve rastgelen çiğneyecek. O zaman on üç, ön üç buçuk (bugün on dört çeyrek) asırlık mazimizden ayakta kalan ne varsa hepsi, hepsi unutulacak da yavrularımıza anlattığımız mefakir birer serap olup gidecek.
"Siz pek iyi bilirsiniz ki yüz yıldır elde ne varsa yabancılara verip devamlı çekilmedeyiz. Ömer in, Yavuz un biz vefasız evlatları, yazık ki onların yadigârlarını koruyamadık. Eğer siz de bulunduğunuz yeri bırakırsanız elimizde bir karış toprak kalsa bile, o ancak namusumuz, dinimiz, vicdanımız için bir mezar olacaktır, o kadar:
Enin içinden vatan... Kıymayın şu mazlûma,
Huda rızası için ric at etmeyin!" (... Emin Erişirgil: İslâmcı bir Şairin Romanı, Ankara 1986, s. 255-56)
Yani;
"Eski dünya, yeni dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer,
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Ostralyayla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sade bir hâdise var ortada; Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani Tâûna da züldür bu rezil istilâ!"
ya karşı yapıldı. Çanakkale Savaşı, Lozan, bir başka mücadele sonucunda muzaffer bir milletin bağımsızlık antlaşmasıdır, beratıdır.
Bir kaç yıldır Anzaklar, dünyanın öbür ucundan "bu rezil istilâ"yı gerçekleştirmek niyetiyle gelenler; Gelibolu da atalarımızın mezarları var, burasının yönetiminde bizim de söz hakkımız olsun diyorlar. Var mı böyle bir mantık Ve Türkiye Cumhuriyeti bu mantığı bir mutlak veri olarak kabul ediyor (mu ). Bundan önce Kıbrıs ta, Irak ın işgâli öncesinde ve sonrasında İsrail ve ABD ile sürdürülen "stratejik derinlik"li ortaklığın geldiği noktanın hesabını dışişleri ve iktidar yapmak durumundadır. Çanakkale nin hesabını bu millet bir defa daha, Allah korusun, yapmak gerekiyorsa, yedi düvele karşı tekrar sorar. Kendilerini sömürge valisi konumunda görenlerden de!
(*) Aynı haber ile ilgilibir gelişme 20 Aralık ta tekrar ekranda sözkonusu edildi. Haberin özünde bir değişiklik yoktu. Bunun üzerine, 8 Aralık ta yazdığım, ama yayımlamadığım yazıyı, herhangi bir değişiklik yapmadan yayımlama gereği duyuyorum.