Uzun yıllar sömürgeciler çeşitli ülkeleri işgal ederek sömürülerini sürdürüyorlardı. Çünkü sömürgeciler için işgal o ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el koyma, kendi ülkelerine taşımak anlamına geliyordu. Bu arada yerli halk da kendi topraklarında kendi zenginlerini sömürgecilere teslim etmek için çok düşük ücretlerle işçi olarak çalışmak zorunda kalıyordu. Bu durumun şu anda bile pek çok ülkede değişmediğini söylemek mümkün. Yani, sömürü yine devam ediyor ama bu defa fiili işgallerin yerini geçmişin işgal edilen ülkelerinde oluşturulmuş yapılar bu işte kullanılıyor. Bir bakıma her türlü zenginliklerine el konulmuş ama bağımsızlık(!) verilmiş ülkelerde işgal günleri ile mukayese edildiğinde sömürü açısından değişen bir şey olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Söz gelimi Afrika’da yerli halk eski işgalcilerin madenlerinde, otellerinde günlüğü bir dolara işçi olarak çalışıyor. Bunun sonucu olarak yerli halk gökdelenlerin 8/10 kilometre yakınında çatısız kulübelerde sıkış sıkış yaşamak zorundalar. Bunun yanında söz konusu gökdelenler, yani eskinin işgalcileri şimdinin modern sömürgecilerinin iş yerleri ve lüks otellerinde yabancılar lüks içinde yaşarken yerli halk köylerinin civarındaki su birikintilerinden evlerine içmek ve kullanma suyu taşımak zorunda kalıyorlar. Hem de başlarının üzerinde, saatlerce yol yürüyorlar. Kısacası, sömürü işgal günlerine benzer şartlarda sürüyor. Bunun için işgal günlerinde dünyanın büyük bir bölümünde gelecek de bu ülkeleri sömürülerini sürdürecek bir ekonomik sistemi oluşturmuşlar. Hem de bu işi Haçlı-Siyonist ittifakı birlikte gerçekleştirmiş. Karşılıklı çıkarları doğrultusunda dünyayı sömürmeyi esas alan bir ekonomik yapı oluşturulmuş. Gelinen noktada bu sömürüden kurtulmak da kolay olmuyor. Söz gelimi zaman içinde bu sömürüye isyan eden ülkeler ve liderler çıkmış, sömürgecileri kovmuş bile olsalar, bir süre sonra yeniden ülkeleri sömürgecilerin ekonomik işgaline uğramış.
Söylediklerimden sömürü düzeninden kurtulmanın mümkün olmadığı gibi bir yaklaşımımın olduğu anlaşılmasın. Ancak dünün işgalcilerinin bugün sömürü şekillerini değiştirmiş, bunu da bağımsızlık ve özgürlük masalı altında sürdürüyor olmalarına karşı uyanış söz konusu olmazsa sömürü sürüp gidecektir. Bunun da ötesinde dünyanın pek çok ülkesinin insanları kendi zenginliklerinde ırgat olarak çalışmayı sürdürecek, bunu da özgürlük sanacaklardır. Hâlbuki uygulanmakta olan ekonomik sistemin en iyimser tarifi olsa olsa ücretli kölelik olabilir. Hem de öylesine bir köleliktir ki, ülkelerinde sömürgeciler lüks içinde yaşarken kendileri yokluk ve sefalete mahkûmdurlar. Küresel güçler piyasaya sürdükleri kâğıt para sebebiyle sömürülerini daha da kolaylaştırmış durumdalar. Oturdukları yerden hiçbir emek mahsulü olmayan para ile dünyayı sömürülerini sürdürüyorlar. Sahip oldukları karşılıksız paralar ile tüm ülkelerin ekonomileri ile oynamaktalar. Söz gelimi ülkemizin dış borcunun 500 milyar civarında olduğu belirtiliyor. Bu dış borcumuzun koronavirüs salgınının ardından TL cinsinden durduk yerde büyük ölçüde arttığını söylemek yanlış olmaz. Salgın öncesi dolar 5 TL civarındaydı. Şimdilerde 7 TL’yi geçmiş bulunuyor. Ne oldu da böyle oldu demeye gerek yok. Eğer, salgın sebebiyle yükselmiş ise ABD’nin bu salgından bizden daha fazla etkilenmesi gerekirdi. Hatta AB ülkelerinin ortak para birimi de dolarla yarış ediyor. Yani avro cinsinden borcumuzda TL cinsinden yükseliyor. Böyle olunca matbaada basılıp piyasaya sürenlerin paraları değer kaybetmesi gerekirken onlarınki değer kazanıyor, bizim ve bizim gibi ülkelerin parası değer kaybediyor ve dış borçları sürekli artıyor. Bu bakımdan sömürü düzeninin usulleri değişse de sömürü devam ediyor. Öyle ise sömürülen ülkelerin biran evvel uyanmaları, birbirleri ile gereksiz çatışmaları sonlandırmaları gerekiyor.