Sola Scriptura, Sekülerizm ve Deizm tuzağı

Abone Ol

Batı’da Aydınlanma ile birlikte din karşıtı düşüncelerin ortaya çıkışı, bozulan Hıristiyanlığın pagan kültürle bütünleşmesi ve “İrrasyonalizme” yönelmesiyle ilişkilidir. “Kilisenin tahakkümü, üç tanrı inancı, asli günah” gibi bozuk inançlar, Hıristiyan Batı dünyasında yeni arayışlara yol açmıştır. Bu arayışta, Hıristiyanlığın pagan kültürle bütünleşmesi, İrrasyonilzme yönelmesi ve kilisenin tahakkümüne ilaveten Batı’nın sömürgecilik vasıtasıyla semirmesi ve dünyevileşmesinin de etkisi yadsınamaz.

Sömürgecilik vasıtasıyla dünyanın hemen her yerinden elde ettikleri gelir kaynaklarını işleyerek sanayileşen Batı’da, kapitalizmin doğması, kapitalist anlayışın sınır tanımaz hırsı, her alanı kontrol altına alma güdüsü, kendisini dini alanda da göstermiştir. Batı’da 16’ncı yüzyılın sonlarına doğru kilisenin ve din adamlarının din üzerindeki tahakkümünü sorgulamakla başlayan “Sola Scriptura/yalnızca kutsal kitap (İncil)” anlayışı, üç asır sonra İngilizlerin Hindistan’ı işgali hengâmında “Kur’aniyyun, Ehl-i Kur’an ve Kur’an İslam’ı” adıyla İslâm dünyasına uyarlanmaya çalışılmıştır.

Sola Scriptura yani sadece “Kutsal kitap” sloganıyla Batı’da Hıristiyan kültürdeki tüm öğeleri redederek İncil’in tek başına mehaz kabul edildiği bu süreç, bir süre sonra dinin sosyal, siyasal ve hukuk alanından tecrid edilmesi ve bu alanı insanların kendi hevâ ve heveslerine göre doldurması şekline evrilmiş ve “Sekülerizm” ortaya çıkmıştır. Sekülerizme göre din, sosyal hayattan, devlet yönetiminden ve siyasal hayattan çekilmeli, yaratıcıyla birey arasına hapsedilmelidir. Aslında “Sola Scriptura/yalnız kutsal kitap İncil” sloganı sadece kiliseyi devreden çıkartmak için ortaya atılmış bir söylemmiş. Çünkü devamında gelen Sekülerizm, dini bireyle yaratıcı arasına hapsedip, sosyal, siyasal ve hukuk alanından çekilmesini sağlayarak, yerine aklı ikame etme, bu alanlarda insan otoritesini hâkim kılma hamlesiydi. Yani din sadece ahiretle alakalı konularla ilgilenecek, dünya işlerine karışmayacak.

Bu sürecin üçüncü ayağı da “Deizm”dir. Bu öğretiye göre, âlem Tanrı tarafından tasarlanmış, hareketi dışarıdan başlatılmış ve öylece bırakılmıştır. Tanrının görevi sadece yaratmaktır, sonraki sürece müdahale etmez. Yaratılıştan sonraki süreci insan, aklıyla devam ettirir. Deizme göre peygambere, kutsal kitaba, cennet ve cehenneme inanç yoktur. Kısacası din yoktur… Aslında Deizm, Ateizmin çekingen ve korkak halidir... Ateizm gibi yaratıcıyı doğrudan değil, dolaylı inkâr eder. Peygamber, melek, kitap gibi dinin öğelerini inkâr ettiği gibi dinin tamamını da inkâr eden Deizm, burada durmaz ve yaratıcıya sınır çizer. Yaratıcının yaratmasını kabul eder, müdahalesini kabul etmez. Ateizm nasıl âlemin kendi kendine varolduğunu savunuyorsa Deizm de âlemin kendi kendine devam ettiğini savunur.

Sola Scriptura/yalnızca kutsal kitap (İncil), Sekülerizm ve nihayet Deizm… Tüm bu gelişmeler Hıristiyanlığın pagan kültüre evrilmesinden yani hak din olma vasfını yitirip, bozulmasından sonra ortaya çıkmış akımlar. Ancak kilise baskısını bertaraf amacıyla ortaya çıkan bu yeni akımlar, bozulmuş Hıristiyanlığı daha da fazla bozmaktan başka bir işlev görmemiştir.

Yaratıcı’nın, âlemi yarattıktan sonra kenara çekildiğini, insanı başıboş bıraktığını iddia eden, yaratıcıya sınır koyan Deizm, yaratılmış olan insana sınırsızlık atfedebilmektedir. Oysa insanın başıboş bırakılmadığı Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılır: “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?” (Kıyame, 36) Yaratıcı’nın, âlemi yarattıktan sonra istiharate çekildiğini iddia eden “Deistler”, Yahudiler gibi Allah’ın dünyayı yarattıktan sonra istiharat ettiğini iddia etmektedir. Kur’an-ı Kerim, bu gibi kâfirleri kastederek, “Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye gücünün yeteceğini görmediler mi? Evet şüphesiz O, her şeye hakkıyla gücü yetendir” (Ahkaf, 33) buyurmaktadır.