Zengin kesimle yoksullar arasındaki uçurum gittikçe artıyor. Bir
yanda lüks ve şatafat içinde yaşayanlar diğer tarafta açlığa terk
edilenler... Bu paradoks kapitalist dünyanın karakterini ve mizacını da
ortaya koyuyor aslında... Avrupada yılda sırf parfüme harcanan para 12
milyar doları buluyor. Kedi köpek maması için ise yılda 17 milyar dolar
harcanıyor. Her yıl tonlarca ekmek çöpe atılıyor... İsrafın hat safhaya
ulaştığı bir dünyada ne acıdır ki, onlarca insan evsiz barınaksız ve
çaresizliğe terk ediliyor.
İslami kültür ve geleneklerden beslenen toplumlarda sokakta kalan
insan, yardımlarla desteklenir ve bu erdemden kabul edilir. Ancak
yaşanan kültür erozyonu insanlarımızın bu konudaki duyarlılığını
etkilemiştir. Artık bizim toplumumuzda da onlarca insan sokaklara terk
ediliyor ve burada ölüyor.
Sokaklarda yaşamak çetin bir savaşı göze almaktır. Çünkü
yaslandığınız duvarlar yıkılmıştır ve hangi hain elin size zarar
getireceğini bilemezsiniz. Sokaklar insanların sürgün ettiği bu
insanları kabul etmiştir ama iki şeyi onlardan alıp götürmüştür. Beden
ve ruh sağlığı... Onları buralara savuran sebepler ise aşağı yukarı
aynı....
Uzun zamandır sokakta yaşayan bir kişiye sorduğumda, gözlerini yukarı
doğru dikiyor ve sokaklara nasıl düştüğünü birkaç cümle ile
özetleyiveriyor. "Tek çocuktum annemle yaşıyordum, o öldükten sonra
işten çıkarıldım altı ay iş aradım bulamadım, sonunda buralara düştüm
işte. Altı yıldır çöplerden besleniyorum, çöpler de olmasa ne
yaparım..."
Boşluğa doğru bakarken, acıyı ve yoksulluğunu gizlemeye çalışıyor ama
yapamıyor... Ben taşlarla dertleşirim abla, hiç olmazsa insanlar gibi
bana zarar vermiyorlar diye bitiriyor sözü...
Bir yazar "sokakta yaşayanların en büyük korkusu fark edilmek"
diyordu. Gerçekten de bu insanlar fark edilmekten çok korkuyorlar. Çünkü
fark edildiklerinde sığındıkları apartman boşluklarından,
bankamatiklerden ve tenha mekanlardan kovulacaklarını biliyorlar.
Gündüz neyse de akşam olduğunda bir telaş sarıyor onları. Nerede
kalsam ne yapsam diye düşünüyor ve sabahı karşılayacakları bir mekan
arıyorlar. Apartman merdivenleri, bankamatikler, hastanenin acil
servisleri, kuytu köşeler onların evi ve yurdu oluyor. Ama fark
edildiklerinde kovulacaklarını bildiklerinden büyük bir korku içinde
yaşıyorlar. Karanlığa sarılıp da gözlerini kapattıklarında bir endişe
kaplıyor içlerini... Yarına bir çıkabilsem diye düşünüyorlar... Her an
tetikteler, "biri gelip canıma kast ederse ya da birinin saldırısına
uğrarsam ne yaparım" diye düşünüyorlar. Karanlık çöktükte acıları
katlanıyor. Kış ayları ise derin bir sessizliğe dönüşüyor.
Uzun zamandır sokakta kalan kişi biraz alışmıştır ama yine de bu pek
kolay olmuyor. Karla mücadele etmek en az dışarıda karşılaştığı
tehlikeler kadar yoruyor bu insanları . Kar ve soğuk Allahın bereketi
deyip, Onun rahmetine sığınıyorlar ama insandan gelebilecek
kötülüklerin önünü kesmek kolay olmuyor..
Sokak kavgalarına şahit oluyor, arkadaşlarının çoğunu bu kavgalarda
kaybediyorlar. Ama yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da bu insanların
haklarını arayan yoktur bunu biliyorlar. O yüzden sokakların insanı her
akşam yarına çıkabilecek miyim sorusunu sorar ve hayatının bir pamuk
ipliğine bağlı olduğunu bilir. Uzun yıllardan beri rahat bir yatakta
yatmamıştır . Bazen bir karton kutuyu bazen eski bir battaniyeyi yolun
kıyısı koyuyor ve uyumaya çalışıyor. Ama bu pek te kolay olmuyor. Çoğu
zaman insanların küçümseyici bakışlarıyla karşılaşıyor ama artık
önemsemiyor. Çünkü bu insanlar kendisini nasıl sürgün etmişlerse o da
onları buruk kalbinden sürgün etmiştir. Artık bu dünya diyarında
sokakların misafiridir, şükür ki, ölürken makam mevki ve para sökmüyor
bunu bilmektedir. Dünyada kendisini adamdan saymayan o insanlarla aynı
şartlarda yaşayamasa da aynı toprağa gömülecek ve ebedi aleme göç
edecek. Bunu bilmek içini rahatlatıyor.