Sokakta Seçimin Nabzı

Abone Ol

Farklı bir seçime gidiyoruz. Sonuçların kimse açısından garanti olmadığı çok net belli oluyor. Her türlü ihtimale açık bir konjonktür var. Sokakta, kahvede, çarşıda, pazarda sorgulamalar önceki seçimlerin aksine hayli fazla. Ekonomik zorluklar tartışmaların merkezine oturmuş durumda. Mevcut iktidarın yola devam etme ihtimalinde, çoğu kimsede işlerin rayına oturacağına dair bir ümit yok. Bunun farkında olan iktidar duygu yoğunluklu bir propaganda yürütmenin yanında, çoğu vaatlerinde popülist söylemlere başvurmak zorunda kalıyor. Buna rağmen insanların “tamam şimdi oldu” diyerek ikna olduklarına dair bir işaret de görülmüyor. Öyle ki iktidar, memurlara 3600 ek gösterge dâhil, MHP tarafından ortaya atılan af tartışmaları, hatta bundan önceki söylemlerin aksine seçim sonrası bedelli askerliğin olabileceği şeklindeki mesajların verilmesi bile, iktidar partisinin artık çok küçük hesaplar yaptığını ortaya koyuyor. Bütün bunlara rağmen iktidar partisindeki rahatsızlığın had safhada olduğunu görmek mümkün. IMF’ye borcun bittiği söylemi üzerinden yapılan açıklamaların eskisi kadar etkili olmadığı sokakta hissediliyor. Son olarak M. Şimşek tarafından da ilan edildiği gibi dış borcun 453 milyar dolara çıkmış olması ekonomide bundan sonraki dönemlerin çok sıkıntılı geçeceğinin delili olarak kendisini gösteriyor. Zaten dolardaki artışla beraber Bakan’ın İngiltere’ye yaptığı ziyaret de, yaklaşan borç ödemelerinin yine borçla çevrilmesi için yaptığı görüşmelerle geçti. Bunu kendisi de açıkça ifade etmişti. Hatta AK Parti’nin Fatih’in atıyla boğazı geçtiği film gibi uzun reklamı TV’lerde dönerken, aynı kanallar altyazılarında M. Şimşek’in ekonomiye destek sağlamak için İngiltere’de 90 portföy yöneticisiyle görüştüğünü yazıyordu. Yani bir taraftan algıyı yönetmek adına içerde Fatih Sultan Mehmet’e atıf yapılırken diğer taraftan “dış güçlerle” ekonomi konuşulmaya devam ediliyor. Bu detaylar da halkın gözünden kaçmıyor.

Doları dizginlemek için faizlerin artırılması konuşulduğunda, faiz ile ilgili eleştiriler yerini sessizliğe bıraktı. Tabi bu da ayrıca sokağın bir tarafa not ettiği bir süreç olarak kendisini gösteriyor.

Diğer taraftan üzülerek söylüyorum, özellikle iktidarı destekleyen bir kısım insanlarımız sokakta muhalif seslere tahammül göstermekte çok cimri davranıyorlar. Onların gözünde 24 Haziran seçim değil de sanki savaşmış gibi bir hissiyat var. Seçim kaybedilirse hayat duracakmış gibi bir algıya teslim olmuş durumdalar. Bu da onları muhalif bir sese kulak vermeleri noktasında tahammülsüz kılıyor. Aşağı yukarı bütün siyasi partileri destekleyen insanlarımızla bir şekilde çeşitli ortamlarda konuşma fırsatı buluyorum. Hepsi için söylemek elbette haksızlık ama az da olsa özellikle en fazla iktidarı destekleyen insanlarımızla konuşmakta zorlandığımı ifade etmek isterim. Kamplaşma, kutuplaşma belirgin şekilde maalesef kendisini gösteriyor. Türkiye çok yoruldu. Bir şekilde ülkemizin normalleşmeye ihtiyacı var. Sokak aslında bunu istiyor.