Sokak isimlerinde yaşayan bağlı bahçeli bostanlı İstanbul

Abone Ol

Tuhaf bir şey değil mi İçinde yaşadığınız şehri özlemek, Hani uzak bir sıla olur, sevilen bir beldedir, gidilememektedir.

Ama hem sınırları içinde yaşayıp da, hem de o şehri özlemek İstanbul için garip değil işte. Ayağımdaki alçıdan kurtulunca ilk iş olarak, biraz aksasam da muhayyilemde listelediğim yerlere gitmeye çabalıyorum.

Önce hafızama ağaç ve çiçek isimli muhitler üşüşüyor.

Son devir modernizminin isimlerini olsun bozamadığı, o eski İstanbul un esenlik damıtan mahalleri.

Çamlıca, insanlara ağaçları ve çamları anımsatmayı hiç ihmal etmeyen bir estetik demeti.

Ahududu sokağında güneşten bunalmışlar, kim bilir ne kadar serinlemektedirler. Akasyayı ne kadar sevmişiz öyle, ne kadar fazla sokağa vermişiz ismini; demek ki eskiden yerlerinde durmakta idiler, insanlar yapraklarını süpürmeye üşenmiyorlardı, şimdiki gibi kesip atmamışlardı.

Asmaya vurulmuşuz. Asmalı çeşme, asmalı mescit, asmalı türbe sokaklarını bir bir anımsıyorum da.

Ayvalı, bademli, cevizli, dutlu, incirli, iğdeli, kirazlı, narlı, selvili, söğütlü yolları da düşünmemişlik etmemişler.

Fakat ille de Bağlar. Ne kadar aziz bir dosttur Bağlarbaşı. Bağlı bahçe sokağını barındırmak da Üsküdar a nasip olmuş.

Her yan betondan geçilmese de, Bahçelievler ismi ne kadar hoş gelmekte duyanlara. Gül, erguvan, karanfil, leylak, yasemin, zambak, papatya, gelincik, manolya, menekşe, sümbül, şakayık, yasemin, böğürtlen, çilek, üzüm sokaklar.

Bağ, bahçe, bostan üçlemesinde, Bostancı semti ile bostan sokaklar; bir zamanlar İstanbul profilini de yeterince anlatmakta. Tarihi fıstık ağacından ismini almış muhite gitmek kimi mutlu etmez ki.

Çayırlı, çınarlı, çimenli, yüzlerce sokak. Fulya deresi, Ihlamur deresi, kavak deresi. Fundalık, sarmaşık çıkmazı.

Büyük bir muhitin ismi hala Laleli.

Vişnezade. Çiğdem mahallesi.

Belki bizlerden sonrakilere bu sokak isimlerini bile bırakamayacağız.

İçimizi saran benzer hüznü daha 1860 da İstanbul u ziyaret eden İtalyan Edmondo de Amicis de duymuş. Batılılaşma sevdasının yeni başladığı yıllarda bir kehanette bulunmuş ve ne yazık ki doğru çıkmış:

"İstanbul u Galata köprüsünden seyrettiğim zaman, bu düşünce sık sık zihnime takılıyordu. Türkler Avrupa dan uzaklaştırılmasa bile bu şehir bir veya iki asır içinde ne olacak Ne yazık! Güzellik, medeniyete kurban gitmiş olacak.

Gelecekteki İstanbul u, korkunç ve gamlı haşmetiyle dünyanın en güler yüzlü şehrinin harabeleri üzerinde yükselecek olan Şark ın Londra sını görür gibi oluyorum: Tepeler düzleştirilecek, korular yerle bir edilecek, rengârenk küçük evler yıkılacak Esrarlı Sarayburnu, bir hayvanat bahçesi, Yedikule bir hapishane, Hepdomon bir tabiat tarihi müzesi olarak görülecek; her şey sağlam, hendesi, faydalı, kurşuni, kasvet verici olacak ve artık ne yana yakıla edilen duaların, ne şarkıların yükseldiği, ne de sevdalı gözlerin dikildiği güzel Trakya semasını kocaman kara bir bulut durmadan kaplayacak. Bu manzara gözümün önüne gelince kalbim sıkışıyordu; fakat balayını geçirmek üzere buraya gelen bir yirmi birinci asır İtalyan gelininin bazen: "Heyhat! İstanbul un artık, büyükannemin dolabının dibinde tesadüfen bulduğum şu ondokuzuncu asırdan kalma kurt yemiş eski kitabın anlattığı gibi olmaması ne yazık!" diye haykırmayacağını kim bilebilir! Diye düşünerek kendi kendimi teselli ediyordum".

Gerçekten kâhin miydi Amicis ki güzelim Sarayburnu nun bir kokmuş, bakımsız, sefil hayvanat bahçesi olacağını bilmişti.

Doğu ile batı sentezinden muhteşem bir medeniyet üretmiş İstanbul un işgali bu kez kazmalılarca oldu.

Ne kadar incelik varsa; ahşap konakları, dar sokakları, eski eserleri yıkıp, batının geniş meydanlarına çevirmek için İstanbul un o ince estetiğini yok ettiler. Ç.Gülersoy H.Suher den aktarıyor: "Varşova da savaş yaklaşırken, ilerisi için ilk alınan önlemlerden biri, tarihi binaların tekrar ve aynen yapılabilmesi için, plan, rölöve ve resimlerinin toprak altı mahzenlerinde saklanması olmuş! Savaş bitince onları çıkarıp mahalleleri yeniden yapmışlar".

Bize savaşa gerek yok.

Bütün güzellikleri, geçmişe ait estetiği kendi ellerimizle boğan katil bir yanımız var zaten.