Sokağın nabzı, siyasetin gündemi

Abone Ol

Siyasi partilerin temel işlevleri vardır.

Bunların başında temsil gelmektedir. Partiler, seçmenlerinin ve üyelerinin görüşlerini ve elbette taleplerini siyasal sisteme taşıyabildiği müddetçe var olurlar.

Partilerin diğer bir işlevi siyaset alanına yeni kadrolar yetiştirmektir. Siyasal devşirme olarak da tarif edilen bu işlev, siyasetin ihtiyaç duyduğu profesyonellerin yetişmesine imkân sunar.

Üçüncü işlev ise politikaların belirlenmesi olarak tanımlanabilir. Dağınık halde dile getirilen toplumsal talep ve beklentilerin bir kalıba sokulması, program haline getirilmesi partilerin seçim beyannameleri ve parti programları aracılığıyla karşımıza çıkar.

Partiler aynı zamanda menfaatleri de bir araya getirerek toplumsallaştırabilir. Azınlıkta kalabilecek menfaatler toplumsal mutabakatın bir parçası haline getirilir, böylece gölgede kalmaktan kurtarılır.

Yine partiler siyasal toplumsallaşma sürecinin çok önemli bir parçası olurlar. Bir yandan mevcudun nesillere aktarılması yönüyle partilerin geleneğe bakan yönü bulunurken diğer yandan ise yeni bakış açılarının, değerlerin inşa edilmesi bakımından da öncü rol üstlenirler. Yani sadece ayna olmakla kalmaz, topluma yön vermeye çalışırlar. Zira toplum, yanlış arzu ve beklentiler içerisinde olabilir.

Son olarak partiler, yasama ve yürütme organlarının sahipleri olarak hükümet işlerini organize etme, hükümeti oluşturma, yasama ve yürütme faaliyetlerine doğrudan etki etme rolünü de üstlenirler.

Bütün bunlar başta siyasal partiler olmak üzere siyasete ilgi duyan kamuoyunun da yakından bildiği hususlar aslında.

Siyasi partilerin işlevlerini niçin hatırlatma ihtiyacı hissediyoruz?

Bugün Türkiye’de siyasetin yaşadığı tıkanmanın kodlarını bulmak istiyorsak, kanaatimce partilerin yüklendiği işlevlerdeki performans düzeyi oldukça fikir verici mahiyettedir. Özellikle temsil ve kadro işlevinde bu açıkça görülebilir.

Temsil işlevi üzerinden bakacak olursak; Türkiye’nin en öncelikli sorunları nedir diye sorulduğunda karşımıza çıkacak toplumsal gündem ile siyasetin ana gündeminin büyük ölçüde örtüşmediği gün gibi aşikârdır. Hâlbuki sokağın nabzını yokladığımızda karşımıza çıkan hususlar gayet basittir: Bağımlılıklar ve ahlaki yozlaşma, geçim derdi, kira yükü, gelecek kaygısı, adalete güvensizlik.

Elbette iktidarın gündem belirleme gücü bu örtüşmemenin en önemli gerekçesi sayılabilir ancak tüm partiler var olabilmek için kendi gündemini inşa etmek zorundadır. Bu yapılmadığı takdirde güncel yanılgıya hapsolunması olağan bir sonuçtur.

Yine siyasete yeni kadroların yetiştirilmesi, kadroların gençleştirilmesi ya da gençlik teşkilatlarının aktifleştirilmesi noktasında da genel düzeyde tüm partilerin bariz bir tıkanma içerisinde olduğu görülmektedir. Gençlerin mesleki kariyer noktasında kamu odaklı tercihlere yönelmesi ve genel anlamda geleceğe dair güvenlik kaygısı apolitikleşmenin önemli gerekçesi olabilir. Ancak gençlerin ilgi göstermediği siyaset, partiler açısından değerlerin nesillere aktarılması noktasında önemli bir handikaba dönüşmektedir.

Uzun süredir iktidarı elinde bulunduran AK Parti, buradan aldığı güç ile temsil ve kadro işlevleri bakımından büyük ölçüde tekel olmayı başarsa da, sadece muhalefet partileri açısından değil, kendisini de içine katacak şekilde topyekûn bir işlevsizleşmenin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunun kendisine faturası, çeyrek asırlık bir iktidar gücüne karşın kurumsallaşmadan yoksun olmak şeklinde temayüz etmektedir. Nitekim AK Parti, temsilde güçlü merkez olmayı başarırken geniş kadro havuzuna rağmen siyasal dolaşımı sağlayamadı. Muhalefetin kendi gündemini kurmakta zorlanmasıyla birleşince de sorun, siyasetin genel tıkanmasına dönüşmektedir.

Muhalefeti topyekûn silikleştirmek, kriminalize etmek, iktidarların kısa vadede işine geliyor gibi olsa da, etkili ve sorumlu bir muhalefetin varlığı iktidarın yanlışa düşmesi önünde adeta bir emniyet supabı işlevi görür. Bu yüzden muhalefetsiz iktidar, aslında kendi sorununu hazırlamaktadır.

Sonuç olarak yalnızca günü kurtaran, ideal yükleyemeyen, sorumluluk vermeyen ve daha da önemlisi enerji ve heyecanı boşa harcayıp tüketen ana akım siyaset, ülke üzerine adeta bir karabasan gibi çökmektedir.

Türkiye’de siyaset bugün yeni sloganlara ya da kampanyalara ihtiyaç duymamaktadır. Türkiye’de köklü bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var.

Toplumun dilini yakalayacak ama sadece buna teslim olmayıp topluma kim olduğunu da hatırlatacak güçlü politikalara ve söylemlere ihtiyaç var.

Toplumun aradığı güven duygusunu karşılayacak bir özgüven ile topluma yön gösterilmesine ihtiyaç var.

Bugün Türkiye, kökü mazide yeni siyasetin doğum sancısını yaşıyor.