Sokağı ev edenler

Abone Ol

Herkesin merak ettiği 15 Temmuz’da sokağa kimler çıktı, nüfusa oranı neydi, o cesur yürekli kahramanlar, hangi duygularla yuvalarını, yavrularını, cananı, canı bırakıp sokağı kurtarmaya çıktılar, hiç çekinmeden insanlık, halk, vatan için nasıl tankların karşısına dikilebildiler.

Tankın o upuzun korkunç, her an vurmaya hazır namlusuna asılıp bir çocuk gibi safça sallanan, kaydırak kayan o cennet yürekli insanlar; her an o namludan çıkan ateşle bin parçaya bölüneceklerini bilmekte idiler.

Bir kere çok güzel insanlardı, yüreklerinin şavkı, yüzlerine vurmuş; bu ışık ile çevrelerini de aydınlatmakta idiler.

Zira öyle ölümle kanka olmaya, her babayiğit cesaret edemez.

Araştırma kuruluşları mutlaka kolları sıvayıp sokağı, vatanı, halkı kurtaran bu kahramanların dünya ve siyasi görüşlerini analiz edecek, ruh durumlarını, eğitimlerini detaylandıracaktır.

Bir düşünce kuruluşu olan SETA bu konuda bir saha araştırması yaptı, hepimizin kafasında neredeyse bir aydır düşündüğü kimi soruların cevabını aydınlattı.

Darbe İstanbul ve Ankara’da en etkin şekilde cereyan etmişti, ağırlıklı olarak bu illerden ve başka şehirlerden de kahramanlar ile görüşülüp veriler elde edilip sonuçlar açıklandı.

Sokağa çıkanların çoğunun sağ görüşlü, muhafazakâr oldukları bu araştırmada ortaya çıktı.

Adeta İdris Küçükömer’in yıllarca önce tespit ettiği gibi, “bu ülkenin sağcıları ilericidir, solcuları gericidir” tezi bir kez daha tescillenmiş oldu.

Elbet yöneticilerin bu işgal ve darbe girişimi karşısında insanları sokağa çağırmalarının etken olduğunun araştırmada altı çizilmiş.

Fakat salaların okunması, işte o ölüm anında camilerden haykırılan hüzünlü sadalar, o cumaların, bayramların habercisi sevinç halesi salalar insanların sokağa fırlamasında çok önemli bir etken olmuş.

Araştırmada en şaşırtıcı bilgi, kahramanların eğitim durumu ile ilgili idi, hadi diğer etkenleri bilmekte idik ama meğer kahramanların yarıdan fazlası üniversite mezunu imiş.

O zaman “aydın yalnızlığı” tezi de böylece iflas etmiş oldu.

Demek ki bir zamanlar halkına tepeden bakan, ondan uzak duran, küçümseyen aydınların devri de kapanmış ki; komşusu, sokakdaşı ile insanlar omuz omuza darbeye karşı durdular.

“Türkiye sekülerleşiyor, dinden uzaklaşıyor” diyen allı pullu sosyolog da, nasıl yanıldığını, artık arıcılık yapacağını, kitaplarını toplatacağını, apartman çatılarına çıkan halkın tepelerinden alçak uçuş yapan uçakları tekbirlerle yakalamaya çalıştıklarını anlattı.

Araştırmacıların, sosyal bilimcilerin akıllarından geçmeyen  “iman gücü” darbeye karşı durdu ve kazandı.

Ki darbe akşamı tankların karşısına dikilen Mahmud Efendi’nin ihvanlarını gördük, havaalanı direnişinde, köprülerde onları izledik; cüppeleri, sarıkları ile sanki Osmanlı mezarından kalkmış da cihada koşmuş gibi manevi bir musikiyi de hissettirmişlerdi. Keza darbenin kadın kahramanlarının tesettürlü oluşları da, direnişte iman gücünün yüksek payını çok net fotoğraflamakta.

Aslında bu toprakların insanında inanılmaz bir merhamet ve sevgi kültürü de bulunmakta. Farklılıklara bağrında yer açabilen bu memleketin insanı, farklı siyasal görüşten kardeşleri ile omuz omuza direniş vermeyi her seferinde çok güzel başarabilmekte. Demokrasi nöbetlerinde mini etekli genç kızlarla beraber direniş türküleri söyleyen sakallı, mütedeyyin insanlar bunun en güzel örneğidir.

Ülke ve millet sevgisi, memleketin her karesini yan yana kardeşçe bir araya getirebildi hamdolsun.