SOHBET VE ADABI

Abone Ol

Sohbet, sahip, sahabe, ashap kelimelerini biliriz.

Hepsi aynı kökten türemiştir.

“Sahip” kelimesinin Türkçe karşılığı “arkadaş”tır.

Arkadaş, dostunun hemen arkasında duran, yerinden oynamayan,

geri adım atmayan, kaçmayan ve arkadaşına destek olandır.

Bir şeyin kime ait olduğunu ifade etmek için kullanılır ve

“Mal sahibi, mülk sahibi, ev sahibi, makam sahibi” gibi tamlamalardan

anladığımıza göre kişinin birlikte olduğu şeye denir.

Dost sahibi olanlar dostlarını maldan, mülkten, makamdan

daha fazla sevenlerdir.

Arkadaşın iyi ve kötüsü olur mu Olur.

Kur’an-ı Kerim’de iyi arkadaşlara örnek olarak Ashabı Kehf

verildiği gibi kötü arkadaşlığa da, “Asahabı Fil, Ashabı Uhdud” örnek verilir.

Bizim, “Asker arkadaşı” dediğimiz gibi Ashabı Kiram’ın da,

“Bedir ashabı, Uhud ashabı, Ashab-ı Suffe” gibi tamlamalarla arkadaşlıkları

anlatılır.

İyilerle, salihlerle arkadaş olunuz, kötülük yapanları ihmal

etmeyiniz ama doktorun hastasının yanına varırken onun hastalığının bulaşmaması

için dikkat ettiği gibi dikkatli ve faydalı olunuz.

Yunus aleyhisselam için, “Sahıb’ülhut / balığın arkadaşı”

ifadesi kullanılmış (Kalem Suresi, ayet: 48).

Hicrette mağarada gizlendiklerinde Hazreti Ebubekir için

Peygamberimizin arkadaşı denmiş (Tevbe Suresi, ayet: 40).

Yusuf aleyhisselamın hapishane arkadaşlarına sohbetler

yaptığı anlatılırken, “Onun iki arkadaşı” denmiş (Yusuf Suresi, ayet: 39).

En uzun sohbeti eşler yaptığından eş için de, “Sahibe”

kelimesi kullanılmış (Enam Suresi, ayet: 101, Cin Suresi, ayet: 3, Abese 36).

Eş ve çocuklarınızla sohbetleri sakın ihmal etmeyiniz.

Sevgili Peygamberimiz: “Diline sahip ol sana zarar vermesin,

aileni mutlu et, hatalarına ağla” buyurmuş. (Tirmizi, Sünen, K. Zühd, hadis no:

2406)

Cennetlikler için, “Ashab-ı yemin, Ashabülmeymene” dendiği

gibi cehennemlikler için, “Ashabı şimal, Ashabülmeş’eme” denir. (Vakıa Suresi,

ayet: 8, 9, 38, 41)

Lokman Suresi, ayet 15’de müşrik anne ve babanın inkârı ve

isyanı emreden sözlerine itaat edilmeyeceğini ama yine de onlara iyi muamele

edilmesi gerektiğini haber verir.

Sohbet, aynı inancı taşıyan, can gurubu aynı olan insanlar

arasında olur.

Sohbette söz demlenir.

Çay demlerken çayın en iyileri seçildiği gibi, sohbet

demlenirken de sözlerin en güzeli seçilir.

Kelamın en güzeli, Allah kelamı.

Sözlerin en güzeli peygamberlerin sözleri.

Daha sonra sözlerin en kibarını söyleyen kibar insanların

sözleridir.

Demlenen söz, gül kokulu seher yeli koklar gibi dinlenir.

Göz, gözü açtığı gibi söz sözü açar.

Sohbete katılanların gün boyu derlediklerinin ve

okuduklarının dil kanalları açılır.

Sözlerin en güzelleri, sohbet demliğine konulur.

Sözler ağızdan çıkarken yarım ağızla söylenmemeli.

Yürekten olmalı, tırnağımızdan saçımıza kadar her hücremiz,

inanarak söylemeli.

Söz söylerken ağızdan bal akmalı.

Dinleyenler gözlerini kırpmadan onun ağzına bakmalı.

İmalı ve iğneli sözlerden kaçınmalı.

Söz, az, öz, anlaşılır ve yaşanabilir olmalı.

Sonra pişman olacağımız söz söylenmemeli.

Diliyle tuzağa düşenler, dişleriyle kurtulamazlar.

Dille yaraladığınız yönetici, sizi affettiğini söylese de

yükün fazlasını size yükleterek yarasının acısını hafifletmeye çalışır.

Kılıç yarası geçer, dil yarası geçmez.

Kimseyi dille yaralamayın.

Sohbette iftira ve gıybet, kapıdan içeri sokulmamalı.

Karacaoğlan:

“Mecliste arif ol, kelamı dinle

El iki söylerse sen birin söyle” der.

Allah, insana iki kulak bir dil vermiş.

Sohbete katılanlar, sohbete katkısı olacak bilgileri

sunmalı.

Anlamadığını sormalı.

Dilden gelenler, elden de gelmeli.

Rabbimiz: “Yapmadıklarınızı niçin söylersiniz ” buyurur (Saf

Suresi, ayet: 2-3).

Dost yüzü görmek, kalbi güzelleştirir.

Sohbette gözler de, diller de, gönüller de konuşur.

Zamana önem vermeli.

İlan edilen saat ve dakikada sohbet başlatılmalı.

Kaybettiğiniz parayı kazanabilirsiniz ama zamanı geri

getiremezsiniz.

Ashab-ı Kiram, zamanın değerini unutmamak için sohbetten

sonra zamanın değerini ifade eden “Asr Suresi”ni okur ve öyle dağılırlarmış.

Mehmet Akif Ersoy merhum da bu örnek davranışı şiirle bize

hatırlatıyor:

“Hani, Ashâb-ı Kirâm, ayrılalım, derlerken,

Mutlakà Sûre-i ve’l-Asr’ı okurmuş, bu neden

Çünkü meknûn o büyük sûrede esrâr-ı felâh;

Başta îmân-ı hakîkî geliyor, sonra salâh,

Sonra hak, sonra sebat. İşte kuzum insanlık.

Dördü birleşti mi yoktur sana hüsrân artık.”

Verdiğiniz randevuların saatine, dakikasına hatta saniyesine

önem veriniz.

İstanbul şehrinde, herkese açık bir salonda, 23 sene devam

ettirdiğim tefsir sohbetlerime bir dakika geç geldiğim olmadığı gibi bir dakika

da geç bırakmadım.