Bu soğan bahsi gerçekten de bugünün meselesi değil. Ben daha lise 2. sınıfta iken yani 1982 yılında böyle göz yaşartıcı bir halk sorunu olduğunu hatırlıyorum.
Üstelik “soğan” üzerine şiir bile yazmışım.
Şiirin bir yerinde şöyle diyorum:
“Kimse önce beğenmezdi/
Kokuyor diye yenmezdi/
Yiyen meclise gelmezdi/
Şimdi koşar oldu soğan.”
Türk Edebiyatında hususi soğannameler var mıdır bilmiyorum. Genç araştırmacılar için iyi bir inceleme konusu olabilir. Mesela birisi çıksa da Mahzuni Şerif’in meşhur türküsünde yer alan “Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana” mısrasını cücüğüne kadar incelese fena mı olur?
Yemek olur da destanı olmaz mı? Kastamonu- Araç yöresinde soğana kuzu derler; yazdıkları yemek destanının içinde bile soğan vardır. Üstelik öyle koku falan da yapmaz:
“Soğan paşa olmuş gözlük gözünde/Elma memur olmuş aylık izinde/Reçel inzibat mı durmaz sözünde/Askeri doyuran bulgur pilavı.”
Edebiyatımızda yemek üzerine yazılmış şiirlere “Sımatiye” denir. Sımat sofraya dizilmiş yemeklere verilen addır.
Şairler ne zaman Anadolu’dan bahsetseler ekmek ve soğan hemen peşinden gelir:
“Ben Anadoluyum…/Yıllar yılı susuz kaldım, yıllar yılı aç…/Şükrederek, kalktığım sofralarımda/
Ya soğan ekmek olur yahut bulamaç.” (Yavuz Bülent Bakiler- Harman-s. 41)
Erdem Bayazıt da Anadolu deyince soğanı ekmeğe yakıştıranlardan:
“Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken /Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen”
Sosyokültürel ve de sosyoekonomik anlamda soğanın ekmekle buluşması yoksulluğu temsil ediyor gibi gözükse de kanaati ve de onurlu yaşamı temsil etmeye daha yakındır.
Ekmek de soğan da tercihini kanaat ehlinden ve onurlu yoksullardan yana kullanır.
Soğan ve ekmek sadece açlığı bastırmaz, aynı zamanda ekmek soğandan gelecek acıyı da bastırır. Ekmek adeta soğanı bağrına basar.
Soğan pahalılığa alışkın olmayan bir sebzedir. Ona sebze demeye bile dilimiz varmıyor farkındaysanız. Sarımsak öyle mi? O oldum olası kendini pahalıya satar. Hele bir de Taşköprü doğumlu ise kimseyi yanına bile yaklaştırmaz. Buna rağmen insanların büyük bir kısmı bu sarımsak kibrinden hiç şikayetçi değildirler. Çünkü sarımsak kibrinden pahasıyla kimseyi yanına yaklaştırmazken zaten kimse de ondaki bir ortamda herkesin fark edebileceği keskin koku nedeniyle ona yakın durmaz. “Uzak olsun da varsın pahalı olsun” tarzı bir yaklaşımdır bu.
Sarımsak soğan gibi ekmekle yakınlık kurmakta maharetli değildir. İşkembe- paça gibi sakatat nevinden yemeklerin içinde kendine yer bulur. Tiryakileri bu buluşmayı daha çok sokaklarda el ayak çekildikten sonra gerçekleştirebilirler. Soğanı orta yerinden bir yumrukla yere yatırabilirsiniz. Daha fazla debelenmeden cücüğüne kadar karın butlarını çıkarıp afiyetle yersiniz. Ya sarımsak? Değil yumruk tokat bile vursanız elinizde kalır. Dişleri dört bir yana dağılır.
Soğan toplumsal, sarımsak bir başına, yalnız ve de mağrurdur. Aklı sıra ekmeği küçük görür, fakat ekmek sarımsağı hiç dişe dokunur görmez. Bilmez ki ekmek halktır. Görmüyor musunuz üç beş gün ortada görülmediği zaman soğanın arkasından adeta ağıtlar yakılacak hale geliyor da sarımsağın varlığı bile fark edilmiyor.
Not: Tüm okurlarımızın mübarek Ramazan Bayramlarını tebrik eder. Hayırlar getirmesini niyaz ederim.