Afganistan, Irak işgal altında.. Filistin yıllardan beri İsrailin keyfine bırakılmış, soykırıma tabi tutuluyor.. Irak ve Afganistanda yaşananlar da Filistinden geri kalmıyor.. Keşmir kan ağlıyor. Bosnada yüzbinler Batılı emperyalist güçler tarafından katledildi. Eritre, Sudan ve dünyanın çeşitli köşelerinde müslümanlar acı çekiyor.. Buna karşılık tüm İslam dünyasının gösterdiği tepki sızlanmanın ötesine geçmiyor.. En fazla ağlayarak duygularımızı dile getiriyoruz.. Peki niçin yıllardan beri sadece ağlayan ve sızlanan müslümanlar Zalimler hep aynı, mazlumlar hep müslümanlar.. Osmanlının yıkılmasından bu yana İslam Dünyasının payına sadece kan ve göz yaşı düşüyor.
Ağlamak ve sızlamak derde derman oluyor, zalimin zulmünü sona erdiriyor mu
Hayır..
Öyle ise ağlamak ve sızlamaktan vazgeçip zalimlerin anlayacağı dilden konuşmak, ona göre hareket etmek gerekiyor.. Zalimlerin anlayacağı dil ise güçtür.. İslam Dünyası güçlü olmak zorundadır.. Zalimlik yapmak, dünyayı kan ve gözyaşına boğmak için değil, dünya üzerinde barışın, adaletin ve hakkın hakim kılınması için İslam Dünyasının güçlü olma mecburiyeti vardır. Bunu söyleyince emperyalist güçlerin sürekli tekrarladıkları birtakım telkinlere beyinlerini teslim etmiş kişiler "İslam Dünyasının güçlü olması mümkün değil" diyerek kendi komplekslerini dile getirebilir ve bu komplekse tüm İslam Dünyasını teslim olmaya çağırabilirler.. Bilinmelidi ki, İslam Dünyası en az emperyasit Batı kadar güçlüdür. Bazı alanlarda onlardan çok daha güçlüdür.. Eksik olan; güç birliğidir. Nüfus; .özelliklede genç nüfus potansiyeli bakımından büyük bir güce sahiptir İslam Dünyası. Yer altı ve yer üstü zenginlikleri bakımından tüm dünya müslüman ülkelere muhtaçtır. Yeter ki kendi zenginliklerimize kendimiz sahip çıkabilelim.. Bizim yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizi bizi sömüren ve İslam Dünyasını kan ve göz yaşına boğan güçlerin elinden kurtaralım. Kısacası, İslam Dünyasının oluşturacağı güç ve imkan birliği müslümünları ezilmekten, sömürülmekten, kan ve göz yaşından kurtaracaktır.
Bu teklif dile getirildiğinde emperyaalist güçlerin güdümüne girmiş birtakım çevreler hemen, "Müslüman ülkelerin birliği mümkün değil. Aralarında pek çok ihtilaf konusu var" gibi karşı atağa geçiyorlar.
Bunlara İkinci Dünya Savaşı 1945 yılında sona erdiğinde milyonlarca insanın bu savaşta ölmüş olduğunu, Almanya, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere tüm Avrupanın yakılıp yıkıldığını, bugünkü Avrupa Birliğinin temelinin ikinci Dünya Savaşının sona ermesinden 14 yıl sonra atıldığını hatırlatmak yeterli olacaktır.
İslam Ülkelerinin hiç birinin arasında İkinci Dünya Savaşı nın sonrasında Avrupa ülkeleri arasında oluşan düşmanlık yoktur. Bu bakımdan İslam Dünyasının birliği bize göre Avrupanın birliğinin sağlanmasından daha zor değildir.. Birliğin önünde Avrupadaki kadar engel yoktur.
Kaldı ki, zalime karşı ortak bir tavır belirleyebilmek için İslam Ülkelerinin Birliği bir mecburiyettir. Bundan sonra olsun sızlanmamak, ağlamamak için yine böyle bir birliğe ihtiyaç vardır.. Birlik yönünde çaba sarfetmeyen, ellerinden geleni yapmayanların birtakım saldırılar karşısında göz yaşı dökmenlerinin bir anlamı olabilir mi
Müslümanların sürekli sızlanma ve ağlama durumunda olması onurunuza dokunmuyor mu Sızlayıp ağlayarak bir ömür sürmektense "Yeter artık" deyip ayağa kalkmak, bir bedel ödenmesi gerekiyorsa ödeyip, hiç olmazsa bundan sonra ağlayan olmaktan kurtulmak çok daha onurlu değil mi
Milli Görüşün lideri Muhterem Erbakan Hocamız zalimlere karşı nelerin yapılabileceğini göstermek adına D-8leri oluşturmuş, yeni bir dünya için ilk adımı atmıştır. Önemli olan bu oluşumu hedefe ulaştırmaktır.