“Size Kolay Gelsin, Memur Bey!”

Abone Ol

Birkaç ay ayrı kalınca İstanbul’u özlüyorum. İstanbul’a gelip de içerisine dalınca bu defa İstanbul’da yaşayanlara acıyorum. Geçenlerde bir arkadaşın çocuğunun düğünü için yola çıktık. Düğün salonu Maltepe’de idi. İkindi namazını kılıp yola koyulduk. Bahçelievler’den Edirnekapı-Eyüp Sultan sapağına tam bir buçuk saatte ulaştık. İstanbul’u bilenler bilir. O mesafe taş çatlasa 6-7 kilometredir. Akşam namazı vakti girmişti. Trafik kilitlenmişti. Namazımız tehlikeye girmesin diye ilk sapağa daldık ve Eyüp Sultan’a gidip akşam namazını kıldık. 

Namazdan sonra tekrar hamle yaptık. Baktık, Mecidiyeköy’e kadar trafik felç. Köprüye ulaşmamız en az bir saat sürecek. Oradan ötesi de meçhul. Saat 17’de yola çıkmıştık. 18.30’de akşam namazını kıldık. İkinci hamleden sonra yola devam etsek, belki saat 22’de veya daha geç düğün yerine ulaşabilecektik. O vakit de düğün dağılmış olacaktı. Arkadaşa haber gönderdim, özür beyan ettim. 

Eve dönmeye karar vermiştik. İyi de dön dönebilirsen. Kasımpaşa, Unkapanı, Vatan Caddesi istikameti de müthiş tıkalıydı. Elhasıl, evden çıktıktan üç saat sonra tekrar eve dönebilmiştik. İstanbul trafiği bizi perişan etmişti. Bu manzara karşısında aklıma, bir tanıdığın şâhit olduğu fıkra gibi olay geldi:

Kapalıçarşı civarında işyeri olan arkadaş anlatıyor: “İşyerine gidiyordum, baktım, trafik polisi Romanya pazarının orada park yasağı olan yerdeki arabaları çekiyor. Bir arabayı tam çekmek üzere idiler ki, geriden koşarak bir adam geldi. Gömlek düğmeleri neredeyse göbeğine kadar açık, başında koca bir Meksika şapkası. ‘Memur Bey! Memur Bey! Kanunsuzluk yapmayalım!’ diye bağırarak gelen adam sözlerine şöyle devam etti: ‘Bakınız burada 5 araba var. Benim arabam ortada duruyor. Niçin baştan almıyorsunuz da ortadan alıyorsunuz? Lütfen kanunsuzluk yapmayalım!’ Bu çıkış üzerine memur bey, ortadaki arabayı bırakıp başa yöneldi. O kocaman hasır şapkalı adam yine memur beyin yanına gitti: ‘Her arabayı çekmeniz yarım saat sürer. Bu durumda benim arabaya bir saat sonra sıra gelir. Memur Bey haydi size kolay gelsin! Ben bir saat sonra gelirim.’ Deyip gitti.”

Ben de İstanbullulara; “Haydi size kolay gelsin!” diyorum. İnanın bu trafikte işe gidip gelenlere, araba sürenlere acıyorum. İstanbul’a değil üç köprü ve iki tüp geçiş, 10 köprü, 10 tüp geçiş de yapsanız yine de trafik problemi çözülmez. Bunun yolu İstanbul’a akını durdurmaktır. Hem yerli, hem yabancı.

Yerliler niçin geliyor? İş için. Onun için Anadolu’yu iş için câzibe merkezi haline getirmek lazım. Ağır Sanayi, otomotiv sanayi, orta ölçekli sanayi tesislerini Anadolu’daki şehirlere, ilçelere yapmak lazım. Doğu Anadolu’da sanayi tesisleri, ziraat ve hayvancılığı teşvik etmek lazım. Memleketinde iş imkânı bulan insanlar niçin İstanbul’a gelsin? Bırakın İstanbul’a gelmeyi, bu defa tersine göç başlar. 

Diğer bir tedbir de, dikey yapılaşmayı kontrol altına almak gerek. Meselâ Zeytinburnu’nda gecekondular yıkılıyor, gökdelenler yapılıyor. İki üç daire yerine, 100-150 daire ortaya çıkıyor. Buralarda oturanların arabalarının trafiğe çıktığını düşünün. Yollar ona göre yapılmamış ki… Mesken sayısını bire 100 nispetinde büyüttünüz. Peki yolu o artışa uygun araç sayısını taşıyacak şekilde büyütebilir misiniz? Bu imkansız. O zaman ne oluyor? Trafik, daha ilk çıkış noktasında felç oluyor. Bu şekilde yol kapasitesini zorlayan araçların diğer yollardan ana arterlere çıkması üzerine trafik kördüğüm oluyor.

Bu dikey yapılaşma, sadece trafik düzenini değil, başta çocuklar olmak üzere insanların ruh yapısını da zedeliyor. Ne yeşil saha var, ne oyun sahası. 150 daire bir apartmanda yaşıyor. Memur Bey, yani İstanbullular, haydi size kolay gelsin. İnşaAllah Anadolu şehirleri de böyle olmaz.