Gündem

Sizce kaç yaşında gösteriyorum

Sizce kaç yaşında gösteriyorum

Abone Ol

On beş yaşındaki yeğenim, hatıra defterine, "...filan şarkıcı gibi olmak istiyorum çünkü o hiç yaşlanmıyor, zamana meydan okuyor" diye yazmış.

Bu not bana, insanlarımıza empoze edilen komleks duygusunu ve kendini olduğundan farklı gösterme hastalığını çağrıştırdı. İnsanlar yaşlanmaktan korkuyorlar çünkü yaşlılık onlara ölümü, ahireti, sorgu ve suali hatırlatıyor. Yaşlanmak gerçeği görmelerini sağlıyor. Onlar ise gerçekten kaçmaya çalışıyorlar. Bütün bunların sonucunda ise, yaşlarını gizleyen, sırf dış görüntülerine odaklanan sığ, mesnetsiz insanların ortaya çıkmasına neden oluyor. Gün içinde bunun bir çok örneğiyle karşılaşabilirsiniz. Mesela bir toplantıya gidersiniz yeni tanıştığınız bir bayan vardır, hal hatır sorar tanışırsınız, laf lafı açar yaşını sorarsınız. Bayanın ilk sözü "Sizce kaç gösteriyorum" olur. Aslında tek istediği yaşının çok altında bir rakam söylemenizdir. Çünkü bu takdirde kendini daha iyi hissedecektir...

Time dergisinde, medyanın, beşikten mezara güzel kalma baskısı oluşturduğu ifade edilmiş ve bunun yaşattığı tahribatı inceleyen bir makale yayınlanmış. Makalede güzel görünme telaşının anaokuluna kadar düştüğü belirtiliyor. Buna göre her yaşta cazip görünme mecburiyeti estetik müdahalelere ihtiyaç duyma yaşını alta çekiyor ve özellikle bayanlar buna kendilerini mecbur hissediyorlar. Çocuklar küçük yaşlarda makyaj yapmaya özeniyorlar, genç kadınlar botoks için yollara düşüyorlar, kırklı yaşlardaki hanımlar on beşlik kızlar gibi görünebilmek için fahiş paralar harcıyorlar. Medyanın pompalamasıyla insanları çekici görünme telaşı sarıyor. Gerçekle hiçbir zaman bağdaşmayan kusursuz görünme telaşı, kadınların dünyasında büyük bir rekabete ve depresyona neden oluyor. Amerikan Psikoloji Derneği‘nin yaptığı bir araştırma bu tezi destekliyor. Buna göre, basında görülen kadın figürlerinin kadınların fiziksel görünümüyle ilgili olan beklentilerini çok yükseğe çektiğinden bu durum özgüven eksikliği ve depresyona sebebiyet veriyor. Kadınlar yaşlarının altında daha genç görünme yarışına giriyorlar. Bunun iki sebebi var. Birinci sebep, moda ve medya ikinci sebep ise tüketime hizmet eden faktörlerdir. Kadına ancak güzel ve genç görünürsen değerlisin algısı lanse ediliyor. Tüketim sektörü kadının zaaflarından faydalanarak ürünlerini rahatça pazarlıyor. Öte yandan mevcut kriterlere ulaşamadığına inanan kadınlar ise, kendilerini psikiyatriste atıyorlar. Çünkü bu kadınlar, kendilerini yetersiz, eksik ve kusurlu olarak görüyorlar.

Kadınlarımız yaşlanmaktan aşırı korkmaları ve estetik operasyonlarla yaşlarını gizlemeleri, çocukluğumuzun o yaşlı ve dilinden dua düşmeyen insanlarımıza gölge düşürüyor. Eğer böyle giderse, çocuklarımız ellerinde bastonlarıyla merhamet dağıtan, dualarıyla, tecrübeleriyle bizlere destek veren yaşlılarımızı göremeyecekler.

Gençliğinde ne yaparsan yaşlılığında onu görürsün

Lucius A. Seneca‘nın güzel bir sözü var. Diyor ki, "gençliğinde bilgi ağacı dikmeyen yaşlandığında rahatlayıcı bir gölge bulamaz" Gerçekten de güzel bir söz. İnsan eli ayağı tutarken ne yapmışsa, vaktini emeğini nereye harcamışsa yaşlılığında da onu bulur. Hayır hasenat yapmış, ilimle meşgul olmuş, çocuklarına ve çevresine faydalı işler yapmış kişilerin, yaşlandıklarında arayıp soranları çok olur. Bu kişiler can sıkıntısı da çekmezler, bildiklerini başkalarına öğretirler ve oturdukları yerden faydalı olurlar. Ama eğer kişi gençliğini boş şeyler peşinde harcamışsa, yaşlılıkta bu kişiyi büyük bir boşluk bekliyor. Bu kimse gölgelenecek bir ağaç dahi bulamayacaktır.

Padişahın rüyası

Padişahın biri, rüyasında bütün sevdiklerinin denizde birer birer boğulduğunu görür. Sabah kan ter içinde uyanınca neye uğradığını şaşırır. Hemen en iyi rüya tabiri eden kişiyi bulup getirmelerini ister. Hemen bulup getirirler. Gelen şahıs padişahın rüyasını dikkatle dinler ve şu yorumu yapar. Ne yazık ki padişahım siz bütün sevdiklerinizin ölümünü birer birer göreceksiniz. Bu söz üzerine padişah son derece kızar ve beyninden vurulmuşa döner. Felaket tellallığı yapan bu adamın cezalandırılmasını emreder. Ancak bir türlü içi rahat etmez, yine çevresindekilere bana başka bir rüya tabircisi bulun diye emreder. Bir başka şahsı bulup getirirler o da padişahı dikkatle dinler ve şu yorumu yapar. Ne mutlu size padişahım siz bütün sevdiklerinizden daha uzun ömürlü olacaksınız. Padişah bu sözleri duyunca sevinir ve o şahsı mükafatlandırır.

Dikkat edilirse iki rüya tabircisinin de sözleri aynı gerçekleri dile getirir. Ancak birincisi dayanılmaz bir felaket gibi anlaşılırken diğeri olumlu bir haber gibi anlaşılmıştır. Yumuşaklıkla söylenen söz karşımızdakini daha rahat ikna etmemizi sağlar bunu unutmayalım.

Nasihatın da bir adabı vardır

Toplum olarak nasihat etmeyi çok severiz. Tanıyalım tanımayalım, karşılaştığımız kişiye başlarız nasihat etmeye. Hele bir de orta yaşı geride bırakmışsak başlarız bizim zamanımızda şöyleydi böyleydi demeye. Nasihat elbette gerekli ve olması gereken bir şey. Ancak nasihatın geçerli olması şunları dikkate almalıyız.

Nasihat etmeden önce karşımızdaki kişinin kişilik özelliklerini tanımaya çalışmalıyız.

Nasihat ederken, kendimizi karşımızdaki kişiden daha üstün görmemeli ve baskı uygulamamalıyız.

Tevazuyu elden bırakmamalı, muhatabımıza değer vermeli, ben dili kullanmalı ve gerçekten onun iyiliğini istediğimizi hissettirmeliyiz.

Kısa ve anlaşılır cümleler kurmalı, yaşanmış örneklerle vermek istediğimiz bilgiyi özetlemeliyiz.

Nasihat ederken eleştirmemeli, yermemeli ve karşımızdaki kişiyi küçük düşürmemeliyiz.

Yaptığımız her nasihatı aynı zamanda kendimize yaptığımızı unutmamalıyız.

Nasihat ederken yumuşak bir ses tonu kullanmalı ve kırıcı olmamaya özen göstermeliyiz.

Nasihat ettiğiniz kişiyle iyi ilişkiler kurmalı ve ona değer vermeliyiz.

Nasihatımızın geçerli olması için söylediğimizin aksi davranışlar sergilememeliyiz.