Bir arkadaşım anlattı.
"Geçen hafta bir toplantıya katılmak üzere Ankara ya gittim. Toplantı sabah saat 10.00 da başlayacaktı. Gece yolculuğunu sevmediğim halde, ister istemez böyle bir yolculuğu tercih etmek zorunda kaldım. Gece yolculuğu insanı uykusuz bırakıyor ve ertesi günün mesaisinin performansını düşürüyor, oysa İstanbul dan kalkıp Ankara ya gittiğinize göre, iyi bir performans göstermeniz lâzımdır. Bu yüzden hem zihninizin hem de bedeninizin dinç olması gerekir. Böyle bir toplantıya eğer uçakla gitmeyecekseniz; yolculuk için rahat edebileceğiniz ve sürprizlerle karşılaşmayacağınız bir firmayı tercih etmek durumundasınız. Ben de öyle yaptım.
Gece yolculuğu için Ulusoy firmasının "lüks servis"ini tercih ettim. Otobüse binip koltuğa oturduğumda, gerçekten isabet etmişim dedim. Elbette böyle bir yolculuğu, ertesi günün çalışma temposunu düşürmemek için dinlenerek gitmeyi ve bu yüzden de "kaliteli" bir yolculuk yapmayı tercih edenler seçecektir. Uçak yolculuğu fiyatına otobüs yolculuğu Elbette bunun bir ederi, yani konforu olması gerekir.
Şunu itiraf etmeliyim ki, rahatlık adına otobüste her şey düşünülmüş... Normalde dört sıra olan koltuklar "lüks servis"te üç sıraya indirilmiş; ister tek kişilik, ister iki kişilik koltukta yolculuk yapabilme imkânınız da var. Oldukça yumuşak deriden yapılmış koltuklar, insanı hiç rahatsız etmiyor... Rahat uyuyabilmeniz ya da dinlenmeniz için koltuğun üst kısmına, başınız sağa sola düşmesin diye deri kaplamalı çıkıntılar yapılmış...
Koltuklar arasındaki mesafe de iyi ayarlanmış, ayaklarınızı uzatıp oturduğunuzda dizlerinizi bükmek zorunda kalmıyorsunuz. Elbette böyle bir otobüste sık sık yolculuk yapmak bir "imkân" meselesidir. Başka bir ifade ile imkânı olanların tercih ettiği bir yolculuk bu Ayrıca oturmasını, kalkmasını, giyinmesini kuşanmasını bilen; "başkaları" ile ilişkilerinde medenî kaygılar taşıyan insanların tercih ettiğini düşünürüz Başka bir ifadeyle itibarı "para"da, birtakım "imkân"larda arayanlar için ölçü kabul edilen her türlü maddî olanağı burada bulmak mümkün
Peki durum gerçekten öyle mi
Ankara ya yolculuğumuz 02.30 da başladı. Mikrofondaki hostesin sesi kısa bir mesafe bilgisi verdikten sonra firmalarını tercih ettiğimiz için teşekkür etti ve iyi yolculuklar diledi.
Otobüse bindikten sonra ortama adapte olmaya çalışırken, öne yakın koltuklarda yanyana oturan iki kişinin sürekli bir şekilde konuşmaları dikkatimi çekmeye başladı. Orta yaşlardaki bu kişilerin giyim kuşamları, konuşma biçimleri, kullandıkları kelimeler, duyulan biçimiyle yüksek rakamlı paraları telaffuz etmeleri dolayısıyla birtakım maddî imkânlara sahip olduklarını ele veriyordu. Busboyun edepli bir şekilde yolculardan ihtiyaç sormasını hariç tutarsak, bu iki kişi dışında otobüste konuşan başka kimse yoktu. Hani aç tavukların önüne yem atarsınız da onlar hızlı hızlı yem toplamaya başlarlar ya, bu iki kişi de aynı tempoda konuşuyorlardı. Hatta biri ötekinin sözüne nokta koydurmuyordu.
Bu arada busboy meşrubat, çay, bisküvi, kek vb. ikramlarda bulundu. Bu iki kişi, her ikram edilenden aldı, hatta bitirdikçe yenisini istediler. Onların bu istekleri karşısında busboy hiç yüksünmedi, her dediklerini ilk defa istiyorlarmış gibi getirdi, götürdü ve başka isteklerinin olup olmadığını dahi sordu. Bu şahıslar sanki deniz kenarında bir lokantada rahat bir şekilde yemek yiyorlarmış gibi bir görüntü veriyordu Bir yandan konuşuyorlar bir yandan da yemeye, içmeye devam ediyorlardı. Yeme fasılları bitti, fakat konuşmaya devam ettiler.
Otobüste koltukların üzerinde, yani tavanda bulunan lambaların hepsi birer birer kapatıldı, herkes dinlenme moduna geçti. Hatta yolcuların bir kısmı çoktan uyumuştu bile Saat 03.10 da busboy geldi, büyük bir nezaketle, "Arkadan rahatsız oluyorlar, lambanızı kapatabilir misiniz " dedi. Aldığı cevap, "Çalışmamız devam ediyor, bitince kapatırız" oldu. Bu iki kişi pervasızca konuşmalarına devam etti.
Ben, olup bitenlerden fena halde rahatsız oldum, daha açıkçası gıcık kaptım, bu yüzden de uykum kaçtı, görmek, duymak istemedim fakat ortamın nekâhetinden bir türlü kurtulamadım. Uyumayı denedim fakat bir türlü başaramadım. Oysa dinlenmeye ihtiyacım vardı, çünkü dinlenmiş olmak zorundaydım, ya da en azından beni geren herhangi bir şey olmamalıydı, çünkü sabah toplantıya katılacaktım.
Nihayet yem toplamaktan yorulan tavuklar gibi bu şahısların konuşmaları bitti, lambayı kapattılar. İkisinden biri uyuma gardını aldı, fakat arkasındaki kişinin horladığını farketti. Oysa, o kişi bir müddetten beri horluyordu, konuşmaktan duymamışlardı. Horlayan kişinin pozisyonuna göre sesi bazen alçalıyor bazen de yükseliyordu. Artık uyuma vaktinin geldiğini düşünen bu kişi ayağa kalktı, sağa sola baktı, bir şeyler demek istedi, buyboyu aradı, göremedi, horlayan adama baktı, çaresizlik içinde koltuğuna oturdu. Bir müddet tedirginlik yaşadı, sonra, o da uyudu. Olan bana olmuştu, uykum kaçmıştı.
Çok zaman geçmedi ki horyalayanın horultusundan rahatsız olan kişi de horlamaya başladı. Horultular arasında "lüks yolculuğa" devam ettim. Bir müddet sonra, yere sert bir cisimle vuruldu, o ses horultuyu kesti, horultu yükseldikçe o sert cisim devreye girdi. İyice yorgun düşmüşüm ki bir ara ben de dalmışım. Sonrası mı, Ankara göründü ufukta Birçok sıkıntıyı göze alıp, gece vakti yolculuk yaparak katılmak üzere geldiğim toplantıya ve güne böyle başladım."
Sabırla ve dehşet içinde dinlediğim bu olay için ben ne söyleyebilirdim ki
Demek ki "lüks servis"te yolculuk yapmak ya da böyle bir yolculuğu yapabilecek imkânlara sahip olmak da insanı medenîleştirmiyor. Şairin dediği gibi "Bed asla necâbet mi verir hiç üniforma / Zerdûz (altın) palan vursan eşek yine eşektir" (Ziya Paşa). (Aslı bozuk olan kişiye, elbisesinin kıymetli olması üstünlük sağlamaz, zira, eşeğe altından palan, semer yaptırsan, o yine eşektir).
Arkadaşımın yerinde siz olsaydınız ne yapardınız Ya da böyle "lüks bir yolculuk" yapmak ister miydiniz