Çocuk müezzinin ezan okuyuşunu taklit ediyor ve onu alaya
alıyordu. Oradan geçmekte olan Resulullah çocuğun yanına kadar ilerledi ve ona
sevgi ile dokundu. Çocuğun bu tavrı karşısında öfkeli bir tavır takınmadı, kızmadı,
hatasını yüzüne vurmadı fakat çocuktan bir şey istedi: haydi bir ezan da bana
oku dedi. Çocuk utangaç bir vaziyette başını önüne eğdi, bu onun hiç
beklemediği bir şeydi. Bir süre başı önde eğik vaziyette bekledi, Resulullah ın
bu tavrı karşısında hiç olmadığı kadar mahcup oldu ve kendisinden istenileni
yaptı, çocuk ezanı okudu. Resulullah çocuğa sevgi ile baktı ve sırtını
sıvazlayarak mübarek olsun dedi. Çocuk şaşkındı, Efendimizin kendisine
kızacağını düşünürken bir de takdir edilmiş ve dua almıştı. Çocuk dersini
almıştı, gelecekte imam olmaya ve güzel sesi ile ezan okumaya karar vermişti.
Bugün, Efendimizin yolundan gittiklerini her fırsatta
dile getirenler, çocukları için gitmedik psikolog bırakmazken, Hz. Peygamberin
tavsiye ve metotlarından faydalanmayı akıllarına dahi getirmiyorlar. Onlara
göre, modern kültürden esintiler taşıyan her şeyin bir anlamı vardır, verilen
ne olursa olsun hiç tereddüt etmeden alınmalıdır.(!) Fakat ne şikâyetleri
bitiyor ne de talepleri. Zira verilen tavsiyeler suyun yüzeyindeki saman çöpü
gibi akıp gidiyor ve kalıcı bir tesir bırakmıyor.
Yukarıdaki örnekte de gördüğümüz gibi, Hz. Peygamber
çocukla kurduğu ilişkilerinde onun sadece davranışlarının yüzeyinde kalmıyor,
ruh ve duygu dünyasına inerek bir nevi kişilik inşa ediyor.
Peki, Batı kökenli eğitim kitapları ile beslenen ve
çareyi burada arayan anne babalar böyle bir tavır karşısında acaba nasıl bir
tepki gösterirlerdi Çocuğu azarlayıp tehditler mi savururlardı yoksa hatasını
sürekli dillendirerek damgalama yoluna mı giderlerdi
Hz. Peygamber bunların hiç birini yapmadı, çocuğa değerli
olduğunu hissettirdi, uygun bir üslupla çocuğun davranışını düzeltmesini
sağladı ve yön gösterdi.
Cami avlusunda gürültü yaptıkları bahanesiyle yaka paça
çıkarılan ve her hareketi tenkit edilen çocukları gördüğümde Efendimizin bu
örnek tavrını hatırlarım. Ve kendilerini üst bir konumla tanımlayan bu
kişilerin Hz. Peygamberin sünnetini çok iyi bildikleri halde ahlakını
içselleştiremediklerini ve onu hakkıyla tanıyamadıklarını düşünürüm.
Bir insanı eğitmek ve hayata hazırlamak bir ağacı
yetiştirmek gibi değildir. Zira insan duygu, düşünce tercih, tepki eylem ve
hareket sahibi bir varlıktır. İtiraz eder, karşı çıkar, günaha bulaşır ve büyük
kaoslara hatta cinayetlere sebebiyet verir. O yüzden insanın doğasını tanımadan
onun eğitimine katkı sağlamanın mümkün olabileceğine hiç ihtimal vermem.
Çocuk eğitimi ile ilgili yapılan çalışmalar, gündeme
getirilen yayınlar ya da programlar İslam dan beslenmediğinden sorunlara kalıcı
bir çözüm getiremiyor. Fakat anne babaları bu konuda ikna etmek pek mümkün
olmuyor. Çünkü onlar geçmişlerine karşı sadece kompleks taşımakla kalmıyor,
adeta utanıyorlar. O yüzden kendilerinden olanı dışlıyor ve özlerine
yabancılaşıyorlar.