Şair Hüseyin Karaca ile 15 yılı aşkın bir tanışıklığımız, ondan da öte bir dostluğumuz var. Bu dünyanın mesajını iyi kavramış olmalı ki yaptığı hiçbir şeyi abartmayan, yazdıklarını bağırmayan bir tarafı var. Öne atılmak için gayret sarf etmez, yeri neresi ise oradadır. Yazdıklarına çok yakın bir yerde oturur. Adaletli olmayı hayat boyu üzerine titrenecek bir haslet bellediğinden haksızlığın hep karşısında ve haklının yanında olmuştur. Bedel ödemek ve de kaybetmek pahasına yapmıştır bunu. Onun 2011 yılında çıkan ‘Hayret Makamı’ isimli şiir kitabını bilenler bilir. İçten, derin ve de mahcup bir eda ile sessizliğe yaslanmış şiirlerdi bu şiirler. O günden bugüne içinde çok şiirler büyütüp çoğalttı. Dergilerde öyle çok sık göremesek de bu şiirleri uzun zamana yayılmış bir dinamizme sahipti. İlk şiir kitabından tam yedi sene sonra ikinci şiir kitabıyla okuyucusunu selamladı şairimiz: Kanlı Tarih Atlası. İki bölümden oluşan kitabın birinci bölümü düne ait duyguların bugüne yansıyan izdüşümü mahiyetinde. ‘Hayret’ başlıklı ilk bölümde bu özellikte on bir şiir yer alıyor. “Ağır aksak akan / yaşlı bir ırmak gibi / dayanmış bastonuna ayak sürüyor hayat.” Şairin dünyasından görünen yaşlı ve mecalsiz bir hayat yukarıda bahsettiğimiz ‘dünyanın mesajı’nı çok iyi kavradığının da resmidir. ‘Ölüm’ nerdeyse her adımda şairin adımlarını takip ediyor. “Nasıl taşırdı hayat ölümler olmasaydı / ölümler olmasaydı bu kadar yükü”, “istersen canını tak dişlerine / heybende ölüm taşı istersen”, “kaç eder bir ömre ölüm eklersen”. Ucunda ölümün olduğu bir dünya üzerine çok hesap yapmak da çok akıllıca bir şey olmasa gerek. Bunun böyle olduğunu ‘uzun, uykusuz bir gece’ olarak tavsif ettiği dünya hayatının hallerinden çıkarıyor şair. Dünya tam da yalnızlar ve yalnızlıklar için oluşturulmuş bir yaşam alanı. Bir ağaç gibi tek olma özlemi var bu yüzden dizelerde. Mademki gelip geçen bir zaman aralığından bakıyoruz dünyaya ve mademki faniyiz o halde bir ağaç gibi şu dizenin altında gölgelenmeli insan terini atıncaya kadar: “Özenle kaçınmak gerek çoğuldan”. Hüseyin Karaca duygularını kuma sokan şairlerden değil. Oldukça açık ve yalın bir dille söylüyor diyeceğini. Şair hangi taşı kaldırsa altında dünya var. “sokakta bir çocuk kirteriyor soğuktan / nereye kaçsa peşinden gidiyor dünya”. İlk bölüm şiirlerinde yaşlı ve de bilgelikten uzak bir dünya ile karşılaşıyoruz Karaca’nın şiirlerinde. Öyle ki ‘kaygan kırılgan bir kabuğu var dünyanın üstelik çok da yaşlı.’ Bu dünya didişmesini kitap boyu görebilmek mümkün. Hayat, dünya, zaman ve bu üçlü arasında sıkışıp kalmış yalnızlığına sığınmış bir insanın ıstırabı var. İkinci bölüm şiirleri ‘Atlas’ başlığı altında toplanmış. Daha çok teslimiyet sezdim bu bölümdeki şiirlerde. Şairin rahmetli ağabeyine ithaf ettiği “Bir Suretinde” başlıklı şiirde bu sükûneti rahatlıkla görebiliyoruz: “okuduğun kitabı böyle yazmış yaradan”. ‘Huzur Hakkı’ şiirinde de bu teslimiyetin izleri hâkim: “can pazarında pazarlık yapmak elimden gelmiyor”. İkinci bölümde yer alan şiirin insanı tutup kavraması daha bir kuvvetli diyebilirim. Atlas bölümündeki 12 şiir Hüseyin Karaca’nın yedi sene boşuna beklemediğinin de delili ve gerekçesi gibi. Duvar yükselmiş ve çatı çatılmış. Geriye bu inşanın hakkını vermek gerekiyor. Yani dili evi bilmesi şairin ve orada yaşaması. Dili ve Hüseyince söyleme üslubunu hiç yitirmemesi gerekiyor. Unutulmamalıdır ki hiçbir yaşanmışlık şiirde zaman aşımına tabi değildir.
(Hüseyin Karaca-Kanlı Tarih Atlası-Çıra Yayınları)