Sadece biz Müslümanlar değil, bütün insanlar, şu korona hâdisesi vesilesiyle düşünmeli: “Bu musibet boşuna kapımızı çalmadı” diye. Bir Karadeniz türküsü var; “Atmacayı vurdular, bir avuç kanı için” diye başlayan… Onun gibi, milyonlarca Müslüman’ı vurdular,” bir milyon varil petrol için…”
Birinci ve İkinci Körfez Savaşı’nda Irak bombalandı. Kara orduları Bağdat’a ve diğer yerleşim bölgelerine girdi. Irak’ın altınları, bankalardaki paraları, müzelerdeki çok değerli objeleri çalındı, yağmalandı. Bütün dünya seyretti. Yüz binlerce masum insan öldürüldü, kadınlara tecavüz edildi, dünya seyretti. Seyredenler arasında bugün koronadan kırılan Avrupa ülkeleri ve Amerika da vardı. O ülkelerin halkı, ülke kasasına giren paraya baktılar. Irak’a ait petrolü çaldılar, yağmaladılar, o insanlar; “Komşuda pişer, bize de düşer!” dedi. Hırsız ve yağmacı politikacıların, idarecilerin yaptıklarını sükutlarıyla tasdik ettiler.
Suriye’de öyle oldu. “Kuzeydeki petrol senin, güneydeki petrol benim” dediler. O arada ellerindeki bütün silahları da masum insanların üzerinde denediler. Bir milyondan fazla insan hayatını kaybetti. 9 milyon insan evini, yurdunu, yuvasını kaybetti, muhacir oldu. Bir kısmı denizde, bir kısmı hicret yolunda can verdi. Avrupalılar, Amerikalılar, Ruslar, Çinliler, vs. seyretti.
Libya’yı paramparça ettiler, 150 ton altınını yağmaladılar, petrolüne el koydular. Binlerce Libyalı hayatını kaybetti, kalanlar da perişan oldu. Dünya bütün bu olup bitenleri seyretti.
Yemen’in fakir insanları için de “vur emri!” çıkarttılar. Uşaklarına vurdurdular, kendileri vurdu. Milyonlarca insan perişan oldu.
Arakan’da Budist canavarlar, Müslümanları yaktı, parçaladı, tecavüz etti. Yüz binlerce insan can emniyeti için komşu ülkelere iltica etti. Dünya seyretti.
Keşmir’de Müslümanlara zulmedildi, katledildi. Hindistan’da Müslümanlara ait camiler yakıldı. İmamın yüzüne kezzap atılıp gözleri kör edildi. Müslüman erkekler, kadınlar ve çocuklar hunharca darp edilerek öldürüldü. Bütün dünya seyretti.
Filistinlilerin toprakları gün gün yağmalandı, evleri yıkıldı. Yahudiler şımardıkça şımardı, azıttıkça azıttı. Gazze zaten abluka altındaydı. Şımarık Yahudiler canları sıkıldıkça Gazze’nin üzerine bomba yağdırdı. Bütün dünya seyretti. Arada sırada BM, sanki kına yakarcasına “kınama mesajları” çekip durdu.
Suriyeli çocuk; “Sizi Allah’a şikayet edeceğim” dedi. Sahil kenarında boğulmuş vaziyette yüzü koyu yatan Aylan bebek, lisan-ı haliyle Dergâh-ı İlâhi’ye şikayet dilekçesi yazdı.
Belki yirmi milyondan ziyade Müslüman hayatını kaybetti. Belki yirmi milyondan fazla Müslüman evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bağdat, Halep, İdlib, Trablus, San’a gibi onlarca İslâm şehri harabeye, viraneye çevrildi. Bütün dünya seyretti…
Ey dünya halkı! Siz misiniz zulme, vahşete, haksızlığa, cinayetlere seyirci kalan… Bakınız gözle görülmeyen bir korona size neler yaptı. Bu daha başlangıç. Bu bir îkaz… Düşündünüz düşündünüz, hatanızı anladınız anladınız, pişman oldunuz oldunuz ve bütün o mazlumlardan özür dilediniz, dilediniz… Şimdiye kadar yaptıklarınızı tekrarlarsanız, zulmeden devletinizin ve idarecilerinizin o zalimâne politikalarının sükutunuzla tasdik ederseniz, Allah belânızı verir, kökünüze kıran girer. Ya da “temizlik memuru” gibi çalışan bir mücâhit tâifesi eliyle cezanız verilir.
Bakınız gözle görülmeyen bir mikrop bütün insanlığı nasıl îkaz etti. Onlara nasıl ölümü hatırlattı. Bu yaşanılanlar, daha dünyevî ceza… Bunun bir de Mahkeme-i Kübrâ’sı var… İnsanların ölümünden sonra bu dünya da ölecek. Kıyamet kopacak. Ondan sonra “Haşir” olacak. Ölümü ve hayatı yaratan Allah-u Azimüşşân bütün mahlukatı “Mahşer” meydanında toplayacak. Orası harman yeri gibidir. Tane, sap, saman, birbirinden ayrılacak. Kâfirler, zâlimler, münafıklar, fâsıklar cezalarını çekecek. Şu günlerde insanlığın yaşadığı, aslında o “cezâ günü”nü düşünmek için bir fırsat… Unutmayalım, zerre kadar iyilik gibi, zerre kadar kötülük de karşılıksız kalmayacak. İlâhî adalet terazisinin ne kadar hassas olduğunu herkes görecek…