Siz hiç başkasının ayakkabıları içinde bir mil yürüdünüz mü? - 1

Abone Ol

Evet, bir düşünün acaba siz hiç başkasının ayakkabıları

içinde bir mil yürüdünüz mü Peki, kendi ayakkabılarınızı çıkarıp, başkasının

ayakkabıları içinde bir mil yürümeyi hiç düşündünüz mü Bu bir Kızılderili

sözü: Başkasının ayakkabıları içinde bir mil yürümek. Onlar empatiyi

(duygudaşlığı) böyle anlamışlar ve böyle tanımlamışlar. Peki nedir empati, hiç

düşündünüz mü

Empati, duygudaşlık, feraset, altıncı hisdir. Duyarlılık,

hoşgörü, anlayıştır, derdiyle dertlenmek, sevinciyle gülmektir. Aynı dilden konuşabilmektir,

aynı telden çalabilmek, aynı frekansta buluşabilmektir. Kendin için istediğini

başkası için de isteyebilmektir. Şefkattir. Merhamettir. Sabırdır. Yiğitliktir.

İmandır. Empati; Kendimizi başkalarının yerine koyarak; başkalarının inanç,

istek ve duygularını - onlara kendi duygu, düşünce, inanç ve doğrularımızı

telkin etmeden- anlayabilmek, onların duygularıyla hemhal olabilmek, onların iç

dünyalarındaki meltem veya fırtınaları görebilmek, hissedebilmek, içlerini

okuyabilmek ve ona göre gereken davranışları sergileyebilmektir. Yani

başkasının ayakkabılarını giyerek karşımızdaki o kişi olarak bir mil

yürüyebilmektir. Nasıl zor bir yürüyüş olur değil mi Ayakkabı dar gelip sıkar,

bol gelir çıkar, ya arkası vurur, ya önü patlar. Oldukça sıkıntılı bir yürüyüş

olur bu bir mil. Ama bir de ayakkabı tam gelirse... İşte o zaman koşarsın,

zıplarsın, yürürsün. Bir mil değil binlerce mil yürürsün.

Hiç düşündünüz mü bu konuda Peygamberimiz ne diyor

Sizden biriniz kendisi için istediğini (sevdiğini)

başkaları için de istemedikçe gerçek manada iman etmiş olmaz. (Buhârî, İmân,7/

Müslim, İmân, 71,72 / Tirmizi, Kıyâmi,59)

Gerçek imanın derecesine bakın! Sana ne yapılmasını

istiyorsan, sana nasıl davranılmasını istiyorsan, sen de karşındakine öyle

davranacaksın, yoksa... Yoksa imanın derecesi düşüyor, hatta imanına halel

geliyor. İmanın yalan oluyor, gerçek değil.

Diyelim ki saygı görmek takdir edilmek istiyorsan; saygı

gösterecek, takdir edeceksin. Tatlı söz duymak istiyorsun önce sen tatlı dilli

olacaksın. Etrafımdaki insanlara baktığımda herkes birbiriyle didişiyor. Anne

çocuğunu tokatlıyor yol ortasında. Adam, karısını kakıştıra kakıştıra götürüyor

veya milletin yanında dövüyor; ağzında küfürler. Ayırmaya kalkışsan: Bak şimdi

tokat sana geliyor. Veya Karışma kardeşim, o benim karım diyor. İki dost

kavga ediyor. O onun ayağını çelmeye çalışıyor, öteki bir başkasının. Bıçaklar

çekiliyor, silahlar konuşuyor, tokatlar patlatılıyor, iftira üstüne iftiralar

atılıyor, plan üstüne planlar, yapılıyor. Gıybet ise başa güreşiyor. İşin

garibi bu tür haberler televizyonlarda reyting topluyor. İnsanların günlük

hayatları, mahremleri canlı yayında veya sokak ortasında. Bunları seyreden bazı

hanım ve beyler de aynısını kendi hayatlarında, kendi çevrelerinde tatbik

etmeye kalkıyor. Sonra da zaman kötü diyoruz. Kötü olan zaman değil, biz

insanlar kötüyüz. Bir duygudaşlık yapabilsek, empatiyi hayatımıza geçirebilsek

bunlar daha az yaşanacak. Karşımızdakini ezmeye çalışmasak, o kızınca neye

kızdığını fark etmeye ve onun yerine kendimizi koymaya çalışarak anlamaya

uğraşsak. Eminim pek çok mesele halledilir. O çocuğumuza veya hanımımıza tokat

attığımızda, onun yerine kendimizi koyup, biri beni böyle herkesin içinde

tokatlasa ne yaparım diye hemen oracıkta muhasebesini yapsak, o el inanın

vurmaz, vuramaz. Utanacağını canının yanacağını düşünen insan o an yapacağı

kötülükten vazgeçer.

Sahabelerden Ebû Mes ud el-Bedrî (r.a.) bu konuyla ilgili

şöyle bir anısını anlatıyor: Ben köleme kamçıyla vuruyordum. Arkamdan: Ebû

Mes ud, bilesin ki! diyen bir ses işittim. Öfkeden o sesin sahibini

tanıyamadım. Ebû Mes ud bilesin ki! Ebû Mes ud, bilesin ki! diye diye yanıma

biri yaklaşıyordu. Ses yanımdaydı. Bir baktım Resûlullah(s.a.v.). Kamçımı

elimden yere attım. Tam yanıma geldiğinde: Ebû Mes ud bilesin ki Allah ın

senin üzerindeki gücü, senin bu kölenin üzerindeki gücünden daha fazladır!

diye sert bir tonla beni uyardı. Bunun üzerine: Bundan sonra ebediyen köle

dövmeyeceğim dedim. (Ebû Davud, Edeb, 133/ Tirmizî, Birr, 30.) Burada Peygamberimiz,

sahabesine Allah ı hatırlatarak, onun yaptığı işin yanlışlığını ortaya koyup,

empati yapmasını sağlıyor. Hiç düşündünüz mü çocuğunuz da olsa, karşınızdaki

zayıf bir kişiyi döverken; sizden daha güçlü olanın da sizi aynı şekilde

dövebileceğini Veya Allah ın böyle haksızlıklara seyirci kalmayıp, muhakkak

mazlumun yanında yer alacağını hiç düşündünüz mü Ne gariptir ki çocuğunu veya

karısını veya yakınını dövenler; benim karım, benim çocuğum veya bacım gibi

savunma yaparlar. Hiç düşündünüz mü sizin karınız veya yakınınız olması o

kişiyi dövme hakkını size verir mi Ya da bunların yakınınız olması onları

dövmenize mazeret midir Siz bu hakkı kimden alıyorsunuz, hiç düşündünüz mü

Allah bile razı gelmezken bir kölenin dövülmesine, bir karıncanın incitilmesine,

siz veya biz kim oluyoruz ki etrafımıza dehşet saçıyoruz Allah tan daha mı

kudretli görüyoruz hâşâ kendimizi O ki bunca günahımızı yüzümüze vurmayıp,

bize kucak açmakta!

Peygamberimiz (s.a.v.), eşsiz insan örneğiydi. Bir

defasında mescidin içinde bevletmeye çalışan bir bedeviye müdahale etmeye

kalkışanlara mani olmuş, o eşsiz hoşgörüsü ve empatik davranışıyla: Bırakın

ihtiyacını görsün! demiştir. Bedevinin işi bitince de o yeri yanındakilere bir

kova su döktürterek temizletmiştir. (Buhârî, Vudû, 58; Edeb, 35-80) Hiç

düşündünüz mü o yüce Peygamber in yerinde siz olsaydınız o bedeviye ne

yapardınız, nasıl davranırdınız Gerçekten hiç düşündünüz mü

 Peygamberimiz

(s.a.v.): Müminler birbirlerini sevmede birbirlerine acımada, birbirlerine

şefkat göstermede bir vücut gibidirler. Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer

uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona iştirak ederler. [Buhârî, Edeb, 27 /

Müslim, Birr, 66, (2586).] diye uyarmakta müminleri. Bu uyarıyla bize ne

söylemektedir o yüce rehber hiç düşündünüz mü Bir Müslümanın diğer Müslümanlar

üzerinde bu kadar hakkı var işte. Nasıl ki bir parmağınız kesilse tüm bedeniniz

acı duyarsa, huzursuz olursa, müminler de cemiyet denen bir vücudun azalarından

biridir. Bir mümin incindiyse, sıkıntıdaysa, dardaysa, zordaysa, cemiyetin

diğer azaları olan müminler de bunu hissetmeli ve buna ilgisiz kalmamalı,

yardımsa yardım etmeli, dayanışmaysa, dayanışmalı, ne gerekiyorsa gereğini

yerine getirerek, o hastalığa çözüm bulmalıdır. Yoksa vurdumduymazlık hastalığı

bulaşır cemiyet vücuduna ve tüm bedeni sarar. İşte o zaman tedavi zorlaşır. Hiç

düşündünüz mü bir müminin eline batan diken sizin de yüreğinizi kanattı mı

Resûlullah (s.a.v.), bir gün yolda yürürken, ona arkadan

bir bedevî yetişti. Peygamberimiz (s.a.v.) in üzerinde yaka kenarları kalın ve

sert bir hırka vardı. Bedevî hırkadan tutup, onu kuvvetle ve hışımla kendine

doğru çekti. Bu çekmeyle hırkanın yakası mübarek tenine sürterek, Peygamberimiz

(s.a.v.) in boynunu zedeledi. Adam yakasına yapışmış hem çekiştiriyor hem de

kaba bir eda ile Ya Muhammed! Yanındaki Allah ın malından bana da verilmesini

emret! diye bağırıyordu. Yüce Peygamber, adama döndü, baktı ve gülümsedi.

Sonra da ona bir tek kelime bile söylemeden, yanındakilere dönerek, adama bir

şeyler vermelerini emretti. (Buharî, Libas, 18, Edep, 68.) Düşünebiliyor

musunuz muhterem okurlar biri bizim yakamıza yapışsa biz neler yapmayız Ama

Peygamberimiz sadece gülümsüyor. Mukabele etmiyor. Biz, bize örneklik eden o

Peygamber in ümmeti değil miyiz Hiç düşündünüz mü

Peki, insanî ilişkiler hususunda bize kılavuzluk eden o

yüce Rehber in şu hadisini hiç düşündünüz mü

Faziletlerin en yükseği, seninle ilişkisini keseni,

senin arayıp sorman; seni mahrum bırakana, senin ihsanda bulunman ve sana

zulmedeni, senin bağışlamandır. (İbn Hanbel, III,438/ IV, 148,158.)

Peygamberimiz(s.a.v.) sünnetlerini yapmaya eminim gayret

etmektesiniz. Peki, sünnet listenize buradaki hadisleri de eklemeyi de hiç

düşündünüz mü

Ya bu Kılavuz un gösterdiği yol Evet, bu yüce Kılavuz un

gösterdiği yoldan sağa-sola sapmadan onun ayakkabısını giyerek, yürüyüp gitmeyi

hiç düşündünüz mü

Peygamberimiz (s.a.v.) in ayakkabılarıyla binlerce mil,

yürümeyi hiç düşündünüz mü