Siyonizm’in İşgal Süreci İşliyor

Abone Ol

Küçük bir devletin bir başına çok cepheli bir savaşı sürdürmesi onun gücünden kaynaklanmıyor. İsrail bir başına büyük bir güç değildir. Siyonizm ve Yahudileri merkeze alarak yapılan yaklaşımlar tamamen yanıltıcıdır.

Osmanlı Devleti’nin yıkılışı ve dağılışı sürecin başlangıcı olmuştur. Emperyalizmin bir bütün olarak birlikte hareket etmesinin bir sonucudur bugünkü durum. Böyle olunca sadece Siyonizm ve Yahudiler üzerinden yapılan değerlendirmeler sağlıklı bir sonuç vermez.

Osmanlı Devleti’nin yıkılışı sonrasındaki devletçiklerin tamamı, belli güçlerin iradesiyle sınırlı ve güçsüz olarak konumlandırılmışlardır. Eğer İsrail’in arkasında emperyal güçler çekilseler çok kısa sürede yerle bir olur. Amerika, İngiltere ve bütün AB ülkeleri bir güçtür ve birlikte hareket ediyorlar. İradesini ortaya koyacak, karşı çıkacak sınırlı ülkeler vardır. Bunların gücü de bir yere kadardır.

Müslüman topluluklar aralarında birlik oluşturmadıkları sürece bir sonuç almaları beklenemez. Allah’ın kendilerine bağışlamış olduğu yer altı ve üstü kaynaklar asıl gücünü oluşturuyor. Bunun yanında nüfusu yadsınamaz bir güçtür. Asıl güç ise mensubu bulundukları İslâm’dır. Müslümanlar asıl bu güçlerini birleştirmede, birlikte olabilmeyi başarmada istenilen bir yola koyulabilir ve güç sahibi olabilirler.

Ne ki Müslümanlar çok parçalı bir durumdadırlar. Bu sadece sınırların parçalanmışlığıyla tanımlanamaz. Asıl sorun bu küçük devletçikler de kendi iç dünyalarında parçalıdırlar. Baskıcı ve despot yöneticiler sadece konumlarını sağlama almak için kendilerine uygun ve kendileri için bir yönetim tarzı geliştiriyorlar.

Müslümanlar Dört Halife’den sonra asıl çizgilerinden sapmışlardır. Bugün için de aynı sapış etkisini sürdürmektedir. Demokratik diye tanımlanan yönetimlerin de iradeleri gene başka güçlerin denetimindedir.

Biz asıl konumuza dönersek, Siyonizm’in yüzyıldan beri Filistin işgali adım adım bugünkü sonuca kadar gelmiştir. Artık Filistin topraklarında ağırlığını ortaya koyduktan ve ayakları sağlam basmaya başladıktan sonra etrafına göz dikmeye ve saldırmaya başlamıştır. Kendisinin amansız gücünü, destekleyenlerle birlikte amacını gizlememektedir.

Gerek Arap ülkecikleri, gerek diğer Müslümanlar göz göre göre umarsız bekleyiş içindedirler. Oysaki şu anda kendilerine karşı direnebilen birkaç topluluk veya ülke bertaraf edildikten sonra, sıranın kimlere ve nerelere geleceği bellidir.

Kendi içlerindeki parçalanmalardan söz ederken özellikle ülkemiz insanlarının tuhaflıkları üzerinde durmada yarar var. Arapları veya başkalarını suçlamanın saçmalığı ortadadır. Bu konular üzerinde çokça durduğumuzdan yeniden dile getirmek zorundayız.

Biz biliyoruz ki bu savaş ve saldırı tek yanlıdır. Emperyalizmin Siyonizm ile birlikte İslâm ve Müslümanlara karşı yapılmaktadır. Güçlerin birleştirilmesi eğer gerçekleşmez ise, bir tek ülkenin bir başına bunun altından kalkması güçleşmektedir.

Emperyalizm uzun zamandır özellikle belli ülkeler üzerinden gözlerini ayırmamaktadır. Türkiye de buna dâhildir. Son TUSAŞ saldırısı da bunun bir sonucudur. Daha önce genç ve dinamik, dahi kimi mühendislerimiz ASELSAN’da nasıl ortadan kaldırıldıkları unutulmamalı.

Özellikle de İran üzerinden sürdürülen baskı yıllara dayanmaktadır. Batı bir bütün olarak bu ülkenin silahlanmasına, kimi tedbirler almasına karşı hem yaptırımlar uygulamaktadır hem de yalnızlaştırılarak güçsüz kılınmaktadır. Bunu karşın 7 Ekim’den beri süregelen saldırı karşısında İran ilk hedef olmuştur. İran, Yemen, Lübnan yani Hizbullah şimdilik ana hedeftirler.

Şu soruyu sormak gerekmez mi? Bunlar ortadan kaldırılınca ya da etkisiz kılınınca daha sonra ne olacaktır. Zaten Suriye tam anlamıyla etkisiz kalmıştır, bir üfürmelik canı kalmıştır. Her an istendiğinde bütünüyle işgal edilebilir.