Siyonizm ve zulüm

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Allah, insanın İslam ile imtihanı için Şeytan’a mühlet vermiştir. Şeytan ve adamları, insanı İslam’dan uzaklaştırmak için, yoluna tuzaklar kuracak, sağdan, soldan, önden, arkadan, tepeden ve daha nice cihetlerden saldırıda bulunup kimyasını bozacaktır. İnsan ise bu yaman düşmana karşı duyarlı olacak, onun bu saldırılarını etkisiz hale getirmek ve Allah’a kul olmanın nimetlerinden yararlanmak için var gücüyle cihat edip, bu dünya imtihanını kazanmanın izzetine nail olacaktır. Erbakan Hocamız yıllarca bütün Millî Görüşçülere, İslam âlemine ve bütün insanlığa bu gerçeği anlatmak için çırpınıp durmuştur. Erbakan Hocamızın şu konuşması buna yöneliktir. “Asrımızdaki zulümlerin baş sorumlusu olan Siyonizm ve küfür cephesi de gelişmiş ve güçlenmiştir. Çünkü Allah-u Teâlâ, yalnız müminlerin değil, cümle âlemlerin ve bütün insanların Rabbidir. Cenab-ı Hak, penisilinin bulunmasıyla mikropların kabuğunu kalınlaştırdığı gibi, yaptıkları zulüm ve melanetlere karşılık haklı olarak bütün insanlığın nefretini kazanan, toplu hakaretlere maruz kalan ve her yerden kovulan melun Siyonistlere de, binlerce yıllık sabır, gayret ve azimlerinin karşılığını vermiştir. Ve geçici bile olsa, dünyada gizli sömürü saltanatını kurmalarına müsaade etmiştir.” Siyonistler ve işbirlikçileri, insanlığı İslam’dan uzaklaştırmak için şeytanla işbirliği içindedir. Bilinmelidir ki bu şer ordusunun en güçlü mensupları, işbirlikçi adı Müslüman münafıklardır. Erbakan Hocamız, konuşmasının devamında şunları der: “Mikroplara karşı, antibiyotik olarak ilk bulunduğu dönemde, 5-10 ünite yazılan penisilin, mikropları öldürmeye yetiyordu. Ancak mikroplar da belli maksatları icra etmek için vazifeli yaratıldıklarından, insanoğlu penisilini bulunca, bu sefer Cenab-ı Hak mikropların kabuğunu kalınlaştırdı ve penisiline karşı direncini artırdı. Bunun üzerine penisilinin dozu giderek artırılarak yüz bin, on bin derken bugün milyonlarca üniteye ulaşmıştır. Yani penisilinin bulunmasından sonra, mikropların kabuğu öylesine kalınlaşmış ve direnci öylesine artmıştır ki, 60-70 yıl önce 10 vuruşla ölen bir mikrobu, bugün öldürmek için bir milyon kere vurmak gerekmektedir. İşte dünya Siyonizm’i ve küfür dahi, geçen zaman içinde öylesine gelişmiş ve güçlenmiştir ki bu iman ve insanlık mikroplarını tesirsiz hale getirmek için de, o nispette gayret, ciddiyet ve kuvvet gerekmektedir.” Hak-batıl mücadelesi imtihanı, öyle hamasetle, içi boş laflarla kazanılacak bir süreç değildir. Hak adına bu mücadeleyi sürdüren Müslümanların, Millî Görüşçülerin, bu imtihanı kazanmaları İslam’a tam bir teslimiyet, aralarında su sızdırmaz bir ülfet, samimi bir kardeşlik iklimine bağlıdır.
PEKİ NEDEN?

Erbakan Hocamız soruyor: “Peki, neden şu an Siyonistler hâkim, biz mahkûmuz?” Cevabını yine Erbakan Hocamız veriyor: “1- Siyonistlerin batıl da olsa, kendi davalarına inancı, bizden fazla olduğu için, 2- Onların şeytani gayeleri uğrundaki gayreti ve cihadı, bizden üstün olduğu için. Siyonist emeller taşımayan, ülkemiz aleyhindeki faaliyetlere karışmayan, başkalarını ezmeyi ve sömürmeyi amaçlamayan, dürüst ve sade Yahudilere karşı hiçbir düşmanlığımız söz konusu değildir. Biz, temel insan haklarına saygı çerçevesinde, herkesle birlikte ve barış içeresinde yaşamaya hazırız ve razıyız. Evet, hayat; iman ve cihattır. Bu iki değer ve dinamizme, kim sahip olursa, zaferi onlar kazanacak ve üste çıkacaktır.” Bu da her zaman ifade edildiği gibi kendiliğinden olmaz. At, sahibine göre kişner. Yemini iyi vermediğin, tımarını güzel yapmadığın, derdiyle ilgilenmediğin atla hedefe ulaşamazsın. Piyasada at sıkıntısı mı var diyebilirsin, önceki ata yaptığını bu ata da yaparsan, bu at da seni yarı yolda bırakır. Müminlerin kardeşliği de böyledir. İç bünyesini sağlam tutmayan ordular, zafer kazanmazlar.  

ZAFER İÇİN…

Zafer kazanmak için, yapılan hazırlıkların, düşmanın yaptığı hazırlıklardan üstün olması gerekir. Erbakan Hocamız, bir konuşmasında şunları der: “İstanbul’un fethini müjdeleyen, Sultan Fatih’i ve askerini öven hadis-i şerif, bize cihatla İlgili şu esasları ders vermektedir.
1- İstanbul’un mutlaka ve kesinlikle fethedileceğini haber vererek, hedefe varmak ve zafere ulaşmak için tam bir iman, azim ve ümit sahibi olmamız hususuna… 2- Fetih ve zafer için mutlaka ehil ve emin bir komutanın lüzumuna… 3- O komutanın da askersiz olamayacağına, ordu düzeni ve disiplinine girmeyen kalabalıkların zafere ulaşamayacağına işaret etmektedir.
Sonuç: Kâbe’yi yıkmaya gelen Ebrehe’nin filleri, sahiplerini ezdiği gibi, bugün zalim devletlerin uçak, gemi ve tank filoları da yakında birbirini ezecek ve kendi sahiplerini yiyecektir. Ve artık vakit tamamdır.” Gazze’de yaşananları bu şuurla okumaya ihtiyaç vardır. Biz Millî Görüşçüler, Saadet Partililer olarak, sadece Türkiye’deki 85 milyon memleket evladının değil, iki buçuk milyar İslam âleminin ve yeryüzündeki 7,5 milyar insanın hepsinin saadeti bakımından ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığımızı bilmek zorundayız. Bunun için aramızdaki bu dağınıklığı ve duyarsızlığı ortadan kaldırmak gerekir. Gazze’deki, Keşmir’deki, Arakan’daki ve bütün mazlum coğrafyalardaki insanlar, Saadet Partisi’nin iktidara gelmesini bekliyor.

MİKROBU TANIMADAN…

Bir hastalığı tedavi etmek için, o hastalığa sebep olan mikrobu tanımak gerekir. Tam bu noktada Erbakan Hocamızı dinleyelim: ‘‘Mikrobu tanımadan hastalık tedavi edilmez, olayları anlamamız mümkün değildir, şifa bulmamız mümkün değildir. Onun için İslam’ın dışındaki ülkeleri yöneten merkezi tanımamız lazım; bu merkez Siyonizm merkezidir, ırkçı emperyalizm merkezidir. Şu sözümü unutmayın; tarihi bir söz söylüyorum. Siyonizm öyle ustadır ki ‘Kim ben mi? Ben hiç Siyonizm’e hizmet edebiliriyim?’ marşını söylete söylete seni kendi ordusunda asker gibi kullanır.” Siyonizm mikrobunun ilacı İslam’dır. Zafer ise sadece İslam ile kazanılır. Selam hidayete tabi olanlara…