Siyonistler İsrail’den göçü durduramıyor!

Abone Ol

Filistin’deki varlığını dünyanın dört bir yanından getirdiği Yahudiler aracılığıyla sağlayan işgal rejimi İsrail açısından göç olgusu, oldukça fenomen bir kavrama tekabül etmektedir. Literatürde göç ile kurulan devletler sınıflandırmasında ilk akla gelen ülkeler arasında yer alan işgal rejimi, bu özelliğinden ötürü göçe ayrı bir anlam yüklemektedir.

Göç kavramını, yukarıya çıkma, yani Kudüs’e dönüş anlamında “aliyah” kavramıyla kutsallaştıran Siyonistler, göçün aynı zamanda Filistin işgalinin devamı açısından taşıdığı önemin farkında olduklarından göç kavramına ayrı bir önem atfetmektedirler.

Siyonist rejim bünyesinde Aliyah ve Entegrasyon Bakanlığı adıyla hususi bir bakanlığın ihdas edilmesi, bu önemin politikaya yansıması olarak değerlendirilmektedir. Dünya genelindeki tüm Yahudi topluluklarıyla devamlı surette iletişim halinde olan bu bakanlığın Yahudileri her yıl belli bir süreyle Kudüs’te bulunmaya devam etme, imkânı olanları bulundukları ülkeleri terk ederek Filistin topraklarına işgalci olarak gelme ve bu doğrultuda gerekli maddi ve manevi destekleri sağlama konularında aktif politika yürüttüğü bilinmektedir.

İşgal rejiminin onlarca yıldır sürdürdüğü bu politika, 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı’na kadar geçerliliğini sürdürmüştür.

Ancak Aksa Tufanı, birçok gelişmeyi tetiklediği gibi Siyonistlerin göç politikasını da doğrudan şekillendirmeye başlamıştır.

Bizzat işgal rejiminin ilgili resmi kurumlarının verdiği bilgiler dahi göç dengesinin Siyonistlerin aleyhine bir yöne evrildiğini ortaya koymaktadır.

Özellikle 7 Ekim sonrası gerçek göç rakamlarını paylaşmadığı gerekçesiyle eleştirilerin odağında yer alan Merkezi İstatistik Bürosu rakamlarına göre bile 2025 yılı itibarıyla işgal rejimi ilk kez “sürekli göç alan ülke” konumunu kaybetmiş görünmektedir.

Resmi rakamlara göre, gelen ve giden göç karşılaştırmasında giden göç 20 binin üzerinde bir sayıyla gelen göçü geçmiş durumdadır. Bu oran, işgal rejimi açısından sembolik anlamda kırmızı çizginin aşılması anlamına gelmektedir.

Kaldı ki, bir daha belirtmekte fayda var. Merkezi İstatistik Bürosu’nun rakamlarla oynayarak bilgiyi çarpıtma gayretine rağmen bu oranlar ortaya çıkmaktadır. Yoksa sahadan alınan bilgiler bunun kat kat üzerinde bir nüfusun, işgal edilen toprakları tamamen terk ettiğini teyit etmektedir.

Göçmenlerin profiliyle ilgili açıklanan bilgiler de, tabiri caizse Siyonist rejimin ayarının bozulduğunu ortaya koymaktadır. Zira işgal rejimini terk eden göçmenlerin daha ziyade teknoloji sektöründe çalışan yüksek eğitimli gençlerden oluşması işgal rejiminin geleceğiyle ilgili kaygıların toplumun üst katmanlarında hatırı sayılır oranda hissedilmeye başlandığının işareti olarak görülmektedir. Dolayısıyla geleceğe dair kaygı ve güvenlik ihtiyacı ana problem haline gelmiş durumdadır.

Bir diğer husus; Siyonistler göçü, kuruluştan bu yana ulus kimliğinin oluşması noktasında kaldıraç olarak değerlendirirken bugün ise tersine başlayan göç adeta inşa edilen ulus kimliğini parçalamaktadır. Avrupa menşeli genç ve yüksek eğitimli Aşkenaz Yahudilerinin ülkeyi terk etme konusunda tereddüt etmemesi İsrail’in iç meşruiyet zemininde işlerin yolunda gitmediğine işaret etmektedir.

Yüksek teknoloji, akademi ve sağlık sektöründe çalışan kesimlerin kitlesel halde göç etmesi, yalnızca demografik bir tehlikenin değil aynı zamanda ekonomik kriz ihtimalinin yakınlaşmasını da beraberinde getireceğinden ülkede yakın gelecekte sosyo-ekonomik krizlerin derinleşmesi de yine olağan bir beklenti halini almaktadır.

Diğer taraftan resmi rakamlara yansıyan önemli verilerden bir diğeri de işgal rejiminde nüfus artış hızının yüzde 1’in altına düşmesidir. Merkezi İstatistik Bürosu, bu oranı %1,1 olarak açıklarken, bağımsız araştırma kuruluşları ise gerçekte oranın %1’in altına düştüğüne işaret etmektedir.

Nüfusun yaşlanması, doğum oranlarının hızlı bir şekilde düşmesi ve tersine göçün hızlanması, işgal rejiminin yaşadığı bu travmanın gerekçeleri arasında sayılmaktadır.

Hülasa, yukarı çıkma anlamında “aliyah” kavramıyla göç ve demografi kurgusuna yönelen Siyonist rejim, bugün ise aşağı inme anlamında “yeridah” kavramıyla tersine göç ve demografik tehdit gerçeğiyle yüzleşmek durumunda kalmaktadır.

Elbette bunun gerekçesi olarak zahiri sebepler var. Ama aslolan ilahi tecellidir. Yalnızca Filistin’i değil tüm bölgeyi sapkın vaat edilmiş topraklar inancıyla kendisine ait olarak ilan eden Siyonist akıl, nasıl oluyor da kendi kontrolü altındaki ufak bir alanı ve nüfusu dahi idare etmekte zorlanmaktadır.

Bunun sebeplerini konuşmaya haftaya devam edelim.