Siyonist liderlerin tehdidi ve Erbakan Hoca’nın duruşu

Abone Ol

12 Mart 1971 yılında verilen muhtıra “12 Mart Muhtırası” adıyla tarihe geçti. Aslında bu muhtıradan 14 ay önce 19 Ocak 1970 tarihinde Çankaya Köşkü’nde dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ve Başbakan Süleyman Demirel’in hazır olduğu oturumda Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) “Yurt güvenliğini dıştan ve içten tehdit eden olaylar” konusunda Milli Güvenlik Kurulu’na (MGK) brifing vermiştir. MİT’in raporunda “yeşil irtica” olarak nitelendirilen teokratik devlet düzeni savunucusu elbette “Necmettin Erbakan ve Milli Görüş Hareketi”dir.

12 Mart 1971 Muhtırası’ndan hemen sonra Yargıtay Başsavcılığı’nca hazırlanan Milli Nizam Partisi kapatma dosyası Anayasa Mahkemesi’ne verilmiştir. Partinin kapatılması için hazırlanan iddianamede başta Genel Başkan Necmettin Erbakan olmak üzere partinin yönetici ve milletvekillerinin bir kısmının yaptığı konuşmalar irticai faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Hatta 4 Mart 1971 tarihli parti kapatma iddianamesinde Genel Başkan Necmettin Erbakan’ın 8 Şubat 1970 tarihinde Ankara’da Büyük Sinema’da yapılan toplantıda söylediği “Biraz önce sizlere MNP kurucuları takdim olundu. Ama sizden niçin saklayalım, niçin partimizin hakiki kurucularını bu ilk açılış gününde zikretmeyelim. Açıkça ilan ediyorum ki, bizim partimizin kurucuları Sultan Fatih Hazretleri, Sultan Yıldırım Hazretleri, Sultan Murat, Sultan Melikşah, Ulubatlı Hasan, Orhan Gazi, Nizamülmülk, Akşemseddin, Sultan Yavuz, Kılıçarslan, Alp Arslan, Gelenbevi Hazretleri ve Sultan Hamit’tir” sözleri suç unsuru olarak görülmüş ve kapatmaya delil sayılmıştır. Milli Nizam Partisi’ne “laikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü” gerekçesiyle açılan dava hakkında Anayasa Mahkemesi 20 Mayıs 1971 yılında kapatma kararını açıklamış ve karar 14 Ocak 1972 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanmıştır.

Milli Nizam Partisi’nin resmi kapatma süreci bu şekilde devam etse de MNP milletvekili ve MSP’nin kurucu başkanı rahmetli Süleyman Arif Emre, “Milli Nizam’ı 12 Mart değil, Siyonizm kapattı” görüşünü ileri sürmektedir. Emre, Yahudiyken Müslüman olduğunu iddia eden Musa Saffet Bayramaşık adında birinin yanına gelerek Washington’daki Siyonist liderlerin elçisi olarak geldiğini söyledikten sonra “Yahudi lobilerince Milli Nizam Partisi’nin gelişeceğinin öngörüldüğünü ancak Erbakan Hoca’nın her konuşmasında Siyonizm ve masonluk aleyhinde beyanlarda bulunduğunu, Batılıları ‘Haçlı zihniyeti’ diye isimlendirdiğini, bu yüzden de eğer bu söylemlerden vazgeçip laik olduğunuzu ilan etmezseniz partiniz kapatılacak” yönünde ültimatom verdiğinden bahisle olayın detayları hakkında şu bilgileri vermektedir: “Milli Nizam’ın büyük kongresinden sonra idi. Genel Başkan’la görüşmek isteyen Musa Saffet Bayramaşık isminde birisi bana geldi. Kendisi Yahudi iken Müslüman olmuş, mühim konularda söyleyecekleri varmış. Fazla ısrar edince görüştürmek zorunda kaldım. Hoca, ben, bir de o var. Söze başladı ve şunları söyledi: Hoca, beni Amerika’daki Washington’daki dünya Yahudi liderleri vazifeli olarak size gönderdi. Sizin partinizin gelişmesini dikkatle takip ediyorlar. Onlar Türkiye’de sizin partiniz gibi milletiyle bütünleşebilecek güçlü bir siyasi iktidarın kurulmasını müspet karşılıyorlar. Çünkü böyle olduğu takdirde Türkiye haliyle, İsrail’i Komünist Rusya’ya karşı koruyan, araya çekilmiş bir Çin Seddi vazifesini yapmış olacaktır. Ancak sizden bir önemli istekleri var. Siz her konferansınızda, dünya Siyonizm’ine, masonluğa ve onun yan kuruluşları olan Lions ve Rotary kulüplerine çatıyorsunuz. Bundan liderler son derece rahatsız oluyorlar. Bu aleyhteki kampanyadan vazgeçmenizi istiyorlar. Aksi halde partinizin siyasi hayatına son vermek zorunda kalacaklar”.

Erbakan Hoca’nın ABD’li Yahudi (Siyonist) lobilerinin teklifini reddetmesinden hemen sonra Milli Nizam Partisi’ne kapatma davası açılmış ve Milli Görüş’ün ilk partisi kuruluşundan kısa bir süre sonra kapatılmıştır. Sonraki süreçte de Erbakan Hoca’nın bu ilkeli duruşu, siyaseten önünün kesilmesinde etkili olmuş, kurduğu partiler kapatılmış; partileri içeriden defalarca bölünmüştür. Bütün bu gayr-i meşru müdahalelerle Erbakan Hoca’nın tek başına iktidar olması engellenmiştir. Ancak bütün bu engellemeler Erbakan Hoca’yı yıldırmamış, inandığı değerlerden taviz vermemiş, Türkiye, İslâm âlemi ve bütün dünyanın kurtuluşu için uğraşları devam etmiştir. Bütün engelleme çabalarına rağmen imanlı bir nesil yetiştirmeyi başarmıştır.