“Siyonist Hegemonyaya Karşı Stratejik Duruş Zamanı”

Abone Ol

Siyonist İsrail’in Filistin topraklarında yıllardır sürdürdüğü işgal ve zulüm politikaları sadece insani bir trajedi değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı tehdit eden emperyalist bir plandır.

Bu projede amaç, sadece Gazze’yi kuşatmak değil; Doğu Akdeniz’den Levant bölgesine kadar uzanan geniş bir coğrafyada Siyonist bir tahakküm kurmaktır.

Son 2 yılda bu proje hiç olmadığı kadar hızla büyümektedir. Gazze'ye yapılan saldırılar, Lübnan'ın bombalanması ve Suriye'de yeni işgal girişimleri tehlikenin ne kadar ciddi olduğunun delilidir. Türkiye olarak bu tablo karşısında ya suskun kalıp tarihi sorumluluğumuzu inkâr edeceğiz, ya da ecdadımızın mirasına yakışır şekilde adaletin sesi olacağız. Artık net bir tercih yapmanın zamanı gelmiştir.

Çünkü İsrail bir timsahın avını yavaş ve sinsice yuttuğu gibi bölgeyi yutmayı hedeflemektedir.

Siyonist işgale karşı kurulan ittifaklar, oluşturulan bloklar şu an tarih sahnesinden silinmiş durumdadır. Bugün Siyonizm’e karşı sadece bir avuç direnişçi ve onurlu kitleler kalmıştır.

İşte Türkiye bu gerçeği asla unutmamalıdır. İsrail bugün bizimle çarpışacak gücü olmadığı için Netanyahu, "Biz Türkiye ile Suriye'de çatışmak istemiyoruz" demektedir.

İsrail bir zamanlar Mısır, Suriye, Ürdün için de aynı şeyleri söylüyordu. Fakat kendince uygun zamanı seçti ve onların da başına bela oldu. Bugün Türkiye, İsrail ve müttefiklerine karşı adımlar atmalıdır.

1. Diplomatik İlişkilerde Netlik ve İlkesellik

İsrail ile “normalleşme” adı altında geliştirilen diplomatik ilişkilerin bölgeye hiçbir fayda sağlamadığı, bilakis işgalci rejimi meşrulaştırdığı ortadadır. Türkiye, İsrail İle olan tüm siyasi ve ekonomik ilişkilerini gözden geçirmeli; bu rejimle dostane ilişki kurulamayacağı gerçeğini yüksek sesle dile getirmelidir.

2. Ekonomik Bağları Koparmak Bir Mecburiyettir

İsrail’le yapılan ticaretin son 10 yılda katlanarak arttığı bir gerçek. Bu artış, Filistin ile ilgili kurulan cümleleri gölgelemektedir. Türkiye, başta askeri malzeme ve stratejik ürünler olmak üzere İsrail İle ticareti sonlandırmalı, bunun yerine İslam dünyasıyla karşılıklı bağımlılığı artıracak alternatif ticaret ağları kurmalıdır.

3. Askerî ve Stratejik Adımlar

Doğu Akdeniz’de İsrail’in Yunanistan ve GKRY ile yürüttüğü askeri tatbikatlar ve enerji projeleri, Türkiye’yi kuşatma çabasıdır. Türkiye, bölgedeki mevcudiyetini artırmalı, deniz gücünü tahkim etmeli ve dost ülkelerle savunma iş birliklerini geliştirmelidir. Sadece kendi güvenliğini değil, bölgenin geleceğini de savunma bilinciyle hareket etmelidir.

4. İslam Dünyasında Liderlik Misyonu

İsrail’in bölgesel hegemonyasını kırmanın yolu, İslam ülkeleri arasında birlik ruhunu canlandırmaktan geçmektedir. Türkiye, D-8 başta olmak üzere, İslam İşbirliği Teşkilatı’na yeniden etkinlik kazandırmalı, sözde değil özde bir dayanışmanın mimarı olmalıdır. Bu birlik, sadece İsrail’e karşı değil; emperyalizmin her türlüsüne karşı bir kalkandır.

5. Medya ve Kamuoyu Gücü

Siyonist lobinin dünya medyasını nasıl yönettiği herkesin malumudur. Türkiye, sadece kendi içinde değil, uluslararası arenada da alternatif medya ağlarını desteklemeli, mazlumların sesi olacak yayın organlarına yatırım yapmalıdır. Hakikati anlatmak, zulmü ifşa etmek bu çağın en büyük görevlerindendir.

İsrail’in bölgede hegemonya kurmasına seyirci kalmak, sadece Filistin’in değil, Türkiye’nin de istikbalini ipotek altına almaktır. Bu işgalci anlayış durdurulmadıkça ne Gazze huzur bulur, ne de Anadolu tam anlamıyla güvende kalabilir.

6. Suriye'nin Yeniden İnşası Hızlandırılmalı

Suriye'de 8 Aralık sonrası oluşan boşluklar mutlaka doldurulmalıdır. Suriye ordusu, ekonomisi ve altyapısı güçlendirilmelidir. Özellikle Golan bölgesinde Suriye'nin askeri varlığı artırılmalıdır. Suriye terör unsurlarından tamamen temizlenmeli ve "insansızlaştırma" projesine karşı Suriyelilerin vatanlarına dönmeleri için net bir yol haritası ortaya konulmalıdır.

Bugün artık günü kurtarma zamanı değildir. Yaklaşan tehlike açıktır. Bölge adım adım kuşatılmaktadır. Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmek temel hedeftir. Farklılıkların değil ortak noktaların daha çok öne çıkarılması gerekmektedir.

Herkesi uyanık olmaya davet ediyorum. Düne kadar İsrail ile sınır komşusu olmanın komplo teorisi olduğunu iddia edenler, bugün umarız bunun apaçık bir gerçek olduğunun farkına varmışlardır. Ülkemiz, bölgemiz hiç olmadık kadar bıçak sırtı bir durumla tehdit edilmektedir. 4. maddede dile getirdiğimiz Türkiye’nin İslam dünyasına liderlik etmesinin yanında, Siyonist hegemonya ile mücadele için aklı başında Batılı ülkeler, halklar, Yahudiler dâhil herkesle insanlığın geleceğini kurtarmak için ortak zeminler oluşturulmalıdır. Gün artık “dur bakalım ne olacak” deme vakti değildir.