Haçlı ruhuyla Müslüman coğrafyayı işgal eden ve İsrail terörünün birinci müsebbibi ABD ile sapkın katliam inancını içselleştiren Siyonist İsrail’le ittifakı ve Müslüman coğrafyadaki hempalarının desteği ile Gazze’deki katliam devam ederken, Müslümanların da zillet yükünü daha da artırmaktadır.
Gazze’de devam eden Siyonist-Haçlı katliamı, nüfus hanesinde Müslüman yazan, ancak izzet ve şerefini kaybetmiş başıboş topluluğun acizliğini ortaya çıkartmıştır. Eğer Müslümanlar, Gazze’de yüzüne çarpan gerçekleri görmezse sadece bu dünyada zilleti değil ebedi âlemde de zilleti yaşayacağını bilmelidir.
Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamber Efendimizin (S.A.V.) İslâm devletini kurarak uyguladığı sistemde kâfir toplulukların Müslümanlara zulmüne rıza göstermek yoktur. Kâfirlerin tasallutlarına karşı sessiz kalmak şöyle dursun, Müslümanlardan iki grup birbiriyle çatıştığı zaman aralarını düzeltmek, haddi aşan tarafa haddini bildirmek Allah-u Teâlâ’nın emridir ki bu emir Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirilmektedir: “Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever” (Hucurât Suresi, 9).
İslâm Birliği’ni kurarak Müslümanlar arasındaki ihtilafları çözen, kâfirlere ve zalimlere karşı izzet ve şerefini koruyan İslâm ümmetinin, yeryüzünde zulme yeltenen kâfirlere karşı güçlü, sert ve üstün gayretli olması gerektiği Kur’an-ı Kerim’deki ayet-i kerimelerde şöyle emredilmektedir: “Onlar sizde sertlik ve üstün gayret görsünler. Bilin ki, Allah (kötülükten ve adaletsizlikten) sakınıp korunanlarla beraberdir” (Tevbe, 123), “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et, onlara güç göster. Onların varacakları yer cehennemdir. O, ne kötü bir varış yeridir” (Tevbe, 73).
Elbette, zulme dur diyebilmek için güçlü siyasi irade, ekonomik bağımsızlık ve askeri güç gerekir. Bunlardan önce gerekli olan, gücü kullanabilecek izzetli ve şerefli yöneticidir.
Müslümanlar, siyasi, ekonomik ve askeri güce erişse bile gücü kullanacak zihnen berrak, izzetli ve şerefli Müslüman yöneticiler olmadıkça sahip olunan güç, adaletin değil zulmün gücü haline gelir. Bunun için, Müslüman halklar, siyasi, ekonomik ve askeri imkânlarını seferber ederek zulmü engellemeyen yöneticilerin yerine Müslümanların izzet ve şerefini koruyacak yöneticileri işbaşına getirmek zorundadır. Müslümanların birinci görevi budur.
Geldiğimiz noktada Müslümanların başına musallat olan Haçlı-Siyonist lobilerden icazetli, müstemleke ruhlu liderler, kendilerine şatafatlı kâşaneler ve saraylar yaptırmakta, Müslümanlara ait olan ülke servetlerini ABD Başkanı Trump’un Ortadoğu ziyaretinde açıkça görüldüğü gibi Haçlı-Siyonist efendilerine ikram etmekte, adına yabancı sermaye dedikleri sömürücüleri ülkelerine davet etmekte adeta yarışmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’in emri ve Peygamber Efendimizin (S.A.V.) uyguladığı sisteme göre kâfirlerin Müslümanlara karşı savaşması sert şekilde bertaraf edilirken, barış zamanında da Müslümanların adaletle hükmettiği, kâfirlerin üzerine hâkimiyet kurduğu bir dünya düzeni vardır.
Kur’an-ı Kerim’de belirtilen ve Peygamber Efendimizin (S.A.V.) uyguladığı sisteme göre, kâfirlerin ya İslâm’ı kabul etmesi yahut da Müslümanların hâkimiyeti altında cizye vererek yaşaması gerektiği şöyle emredilmektedir: “Şu Allah’a inanmayan; ahirete inanmayan, Allah ve Resulünün diniyle hak dinle dinlenip, Allah ve Resulünün yasakladığını yasak bilmeyen kitap ehliyle (Yahudi ve Hıristiyanlar) de savaşın. Ta ezilerek, kendi elleriyle cizye verinceye dek!” (Tevbe, 29) ve “Yeryüzünde fitne (şirk) kalmayıp, din yalnız Allah’ın oluncaya (ondan başkasına ibadet edilmeyinceye) kadar onlarla savaşın, cihat edin…” (Enfal, 39).
Bu emrin icrası bizzat Peygamber Efendimiz (S.A.V.), yol arkadaşları ve O’na layık olan ümmetin kurduğu bütün devletlerde görülmüş, son olarak da büyük Osmanlı Devleti’yle fiili olarak uygulanmıştır. Şimdi de bu ayetlerin manasını idrak edecek ve uygulayacak şerefli Muhammed ümmetine ihtiyaç vardır ancak Müslümanların üzerine çökmüş bugünkü zillet yüküyle bu nafile…
Siyonist ve Haçlıların Müslümanların hâkim olduğu dünya düzeninde, boyun eğerek ve cizye vererek yaşamasını kabullenmeyen içimizdeki bazı dinde reformistler de Batı’ya karşı mağlubiyet psikolojisini içselleştirmiş olmalı ki İslâm devlet nosyonundan ve İslâm Birliği’nin kurulmasından rahatsız olur hale gelmişlerdir.
Halkların bir kısmı ise, iktidara getirdikleri liderlerin günahlarını örtmek için adeta yarışmaktadır. “Benim ömrümden al falanca müstekbirin ömrüne kat” nidasıyla müstekbirler gözünde beş para etmeyen canlarını bağışlama telaşı içinde maalesef.
İşte bu, tam mağlubiyet psikolojisidir ve tam bir tükeniştir.
Bundan dolayı yeni bir diriliş lazım, yeni bir heyecan ve yeniden eskimez hükümleri, eskimez anlayışı haykırmak…
Bu yüzden Siyonist-Haçlı ittifakı ve hempalarına karşı uzun soluklu bir yürüyüş ve mücadele gerek. Bu, izzet ve şeref elbisesini giymiş Müslümanlar için hiç de zor değil.