Siyasiler tv’lerde yüzleşmeli

Abone Ol

Bismillâhirrahmânirrahîm;

SİYASETİN seviyesi iyice düştü. Sorumlu mevkideki nice yönetici ipin ucunu kaçırdı. Hakaretler, yalanlar, iftiralar, kara propagandalar… “Bu ülke sahipsiz mi?” dedirtecek noktaya ulaştı. Nerede hukuk ve kanunlar? Apaçık iftira edilen, itibarsızlaştırılan, onuruyla oynanan insanların haklarını koruyacak merciler nerede? Müslüman bir ülkenin yöneticileri böyle mi olmalı?

Hayatını onuruyla kazanmış noter emeklisi Av. Emin Temizel, tarafsız bir gözlemci olarak yaşananları sosyal ağlarda paylaştı: “75 yaşıma geldim. Her türlü ilkenin hırpalandığı en ilkesiz bir seçim havası teneffüs ediyorum.” (19.03.2019).

At izi, it izine karıştı. Ortalık toz dumandan geçilmiyor. Vatandaş kime inanacağını şaşırdı. Savaşlarda dış düşman, “gri propaganda” yöntemiyle böyle bir havayı oluşturabilmek için nelerini vermezdi? Yetkililere hatırlatıyorum: Böyle bir atmosferde yapılan seçimler şaibeden kurtulamaz. “Beka” sorunundan söz edenler bilsinler ki, düşmanın arayıp da bulamadığı atmosferi Türkiye kendi eliyle oluşturuyor.

Siyasiler, aynı ülkenin vatandaşlarının seçim ve rekabet amacıyla oluşturdukları ittifakları “düşman” olarak göreceklerine; Türkiye ve bölgemizi yutmak isteyen sömürgeci güçlerin oluşturduğu “Siyonist-Haçlı İttifakı”na karşı birlikte hazırlanmanın yolunu bulsunlar! Birbirimizle uğraşmaktan, bizi haritadan silmek isteyen “düşman”ı göremez hale geldik.

Bölgemiz patlamaya hazır bomba durumunda. Ajanlar cirit atıyor. Amerika, her fırsatta Türkiye’yi tehdit ediyor. Zayıf tarafımızı kolluyor. Bu atmosferde bazı yöneticilerin yaptıkları, görev sorumluluğuyla bağdaşır mı?

 

KÖREBE OYNAR GİBİ

SEÇİME gidiyoruz. Seçime girmeye hak kazanan partiler için eşit şartlarda, âdil tanıtma fırsatı oluşturulamadı. Biri, okulları tatil ederek, devlet kurumlarında çalışan personeli izinli sayarak, miting meydanlarına belediye otobüsleriyle “ücretsiz” insan taşıyor; binlerce görevli, “amigo” eşliğinde mitingler yapıyor. Bazılarına bu imkânların zerresi sunulmuyor.

Çay, ekmek paralarından kısarak tanıtma yapmak isteyenlerin önüne devlet gücünü kötüye kullanarak aşılmaz engeller konuyor. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu Haymana Mitingi’nde; “Ulusal kanalların kendilerini programa davet ettiklerini; ancak yapılan baskılar sebebiyle programlarını iptal ettiklerini” anlattı.

Rakiplerini susturmak isteyenler şunu unutmamalı: İnsan her şeye katlanabilir; ama üzerlerinde “baskı” kurulmasını affedemez. Yaşananlar, baskı kuran partinin seçmenlerinin de vicdanlarını kanatmaya başlamıştır.

Yerel sorunlar dışındaki her şey konuşuluyor; fakat belediyelerde Sayıştay’ın ortaya çıkardığı yolsuzluk, usulsüzlük; rüşvet, israf, borçlar, devamlı yenilenen yol ve kaldırımlar, şaibeli ihale yöntemleri örtülmeye çalışılıyor. “Belediyecilik gönül işi” diyorlar; “17 senedir gönlünüzü incitmemeye çalıştık; görevleri liyakatli kişilere verdik; partizanlığı önledik; her vatandaş belediyeye rahatlıkla girebildi” diyemiyorlar.

Sanatçı İdris Ayhan sosyal ağlarda Hollanda Başbakanı’nın bisikletiyle işine giden görüntüsünü yayınlayarak karşılaştırdı: “Bizdeki belediye başkanlarının çoğu kibir ve gurur abidesi. Bir bakıyoruz, bir ilçe belediye başkanının altında milyonluk bir makam aracı, korumalar, eskortlar, kameramanlar, fotoğrafçılar kibirden dağ oluşturmuşlar.” (02.02.2019).

 

TV’YE BİRLİKTE ÇIKSINLAR  

YEREL sorunları tartışamadan yerel seçimlere gidiyoruz. Halkın seçtiği başkanların “metal yorgunu” diyerek görevden alınmasının iç yüzünü öğrenemedik. Habertürk TV’de konu Binali Yıldırım’a sorulduğunda; seçimin “çocuk oyuncağı” olmadığını, Erdoğan istese bile görevi bırakmayacağını anlattı: “Bana oy verenler bırak derse bırakırım. Bana güveniyor; oy veriyorlarsa; bu güveni sarsamam.” (20.03.2019).

Adalet, İç İşleri, Ulaştırma bakanlarının öncedeki gibi, seçim dönemlerinde “tarafsız” kişilerden oluşmasının zorunluluğu açıkça ortaya çıktı. İç İşleri Bakanı seçimlerde AKP militanı gibi davrandı. İstanbul’da güvenlik mensuplarına, korumalarına güvenerek Saadet Partisi’ne karşı tahrik edici, gerilim oluşturucu söylemler kullandı. Genel Başkan Karamollaoğlu, “Soylu’nun belgesi varsa çıkarsın; bu kadar zavallı olmasın” diyerek tepki gösterdi; konuyu yargıya taşıdı.

Siyasiler, fildişi kulelerinden ahkâm kesmek yerine, TV’lere rakipleriyle birlikte çıkmalı; yüz yüze tartışmalılar. Mitinglerde, TV’lerde yandaşlarının önünde konuşan siyasîler, çok kere sorumluluğunu unutuyor, “devlet benim” havalarına giriyor; ağzına geleni söyleyebiliyor. Kendini savunan rakibinin karşısında konuşabilmek her babayiğidin harcı değil.

Türkiye siyasetinin en büyük eksikliği, rakipleriyle problemleri birlikte müzakere etme üslûbuna yabancı oluşu! Rakiplerinin karşısında pervasız ve sorumsuzca konuşabilmek mümkün mü?

Siyaset yüksek bir kültür birikimi ve tecrübe gerektirir. Bundan yoksun olanlar, çözüm üretmek yerine; baskı, karalama yöntemleriyle hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. Bu çağda, korku tünelleri oluşturup baskı imparatorluğu kurmak isteyenler fırsat bulamamalı.