Bir insanın, hoşumuza gitse de gitmese de yolunu, fikrini izhar edip samimiyet dairesinde yol alması anlaşılır bir şeydir… Kabul etsek de etmesek de, bizim gibi inanmayan ve düşünmeyen kimi topluluklar vardır. Olacaktır.
En aykırı fikirleri savunan kimi kişi ve gurupların sahicilikleri, onları farklı yere koymamızı gerektiriyor. Bulundukları yerden öyle görüyorlar, öyle inanıyorlar… Zorla değiştirecek değiliz diyorsunuz. Eleştiriyorsunuz, doğru bulmuyorsunuz kimi kabullerini, hallerini. Bu normal bir haldir.
Ya zübüklere ne demeli?
Bunlar her yerde vardırlar… Siyasette, ticarette, sosyal hayatın birçok alanında. Tek ölçüleri, menfaat, yolunu bulmak, işlerini yürütmek, makama, paraya ram olmaktır. Herhangi bir özellikleri, kabiliyetleri var mıdır? Evet, kabiliyetleri, akılları çıkara hizmet eder bunların… Yüzleri plastiktir. Mimikleri azdır, yok gibidir. Bazen, sizden benden daha çok dava dava diye bağırırlar… Allah naraları yeri göğü inletir. Ama sahtekârdırlar.
Maske takmayı pek severler. Korkaktırlar. Güç karşısında ayakları titrer, hakkı haykıramazlar. Bazen susarlar, bazen, çıkar emrettiği için alkış tutarlar boşluğa.
Her anları plan programlıdır. Hayatın kılcal damarlarını dahi planlarlar. Yönlendirirler. Hayatı boş bırakmazlar. Emellerine ulaşmak için her anı, mekânı planın parçası yaparlar.
Memleket, insanlık, millet, onların umurunda değildir. Lakin konuştuklarında, ağızlarına vatanı milleti, İslam’ı pelesenk ederler.
Yüzleri başkadır, sözleri başkadır.
Milletin ekseriyeti bunların içyüzünü bilir, lakin ulu gönüllü olduklarından onların yüzlerine tükürmez, kem söz etmezler… Zübükler de sanırlar ki, millet onları övmektedir, saygı duymaktadır. Ne büyük yanılgı.
Zübüklük aslında bir hastalıktır her anlamda. Neden?
Zübüklük, yalancılıktır, iftiracılıktır, fitneciliktir, çıkar için adam satmaktır, arkadaşını satmaktır… Yolunu, yordamını satmaktır. Zübüklük, karaktersizliktir, bukalemun duruştur… Her renge boyanmaktır bir anlamda.
Emelleri, makam sahibi olmak, para sahibi olmak, şöhret sahibi olmaktır.
Dediğim gibi hem keldirler, hem fodul… Hem, insan sıfatında görünürler, hem aşağıların aşağısındadırlar.
Ödlektirler… Yüzünüze başka, arkanıza başka konuşurlar… Ürkektirler, dışarıda konuşacaklarını, içeride konuşmazlar… Meşru zeminde oldukları halde. Siyasetin tarlasında yürürken dahi, yüzlerinin yarısı gizli, yarısı aşikârdır…
O kadar fitne fesatla dolmuştur ki içleri, her an birilerinin kendisini dinlediklerini varsayarlar… Gözleri hep dışarıdadır. Bir dinleme aygıtı ararlar odalarında, hanlarında hamamlarında…
O denli hareket ederler ki, birilerinin kendisini dinlediği, gözetlediği hissine kapılıp, ilginç yöntemlere başvururlar… İdraki körletirler… O denli, ikiyüzlü, çok yüzlü hareket ederler ki, şaşıp kalamazsanız… Çözemezsiniz cin fikirlerini, tutumlarını… Tasavvurunuz yetmez.
Siyaseti, sosyal hayatı, ticareti kirletir bunlar genelde. Topluma hastalık yayarlar… Kötü örnektirler. Ama her dönem vardırlar. Var olmaya da devam edeceklerdir.
Zübükler bitmez… Siyasette, sosyal hayatta karşınıza hep çıkar... Ama bulaşıcı hastalık taşırlar… Onları düzeltecek aşı, ilaç vardır var olmasın da, zübükler tedavi kabul etmez. Kendilerini de bazen inandırırlar doğru yaptıklarına… Vicdanlarını köreltirler.
Siyaseti, sosyal hayatı onlardan kurtarmanın tek yolu, bu sistemin baştan aşağı değişmesidir… Değişmez ise, sayıları çoğalır, hayat biraz daha kirlenir, siyaset ise, gittikçe milletin hizmet yolu olmaktan, Allah’a iyi kul olma çizgisinden uzaklaşır, şeytani heveslere dönüşür…