Muhakkak ki âdemoğlunun yanlışlıklarının çoğu
dilindedir.
Hz. Muhammed
Türkiye de siyaset aşırı vaat, muhatabı karalama, küçük
görme ve küçük düşürme esasları üzerinde çalışmaktadır. Siyasi partiler, genel
olarak, istisnalar hariç, arasında olan iktidar kavgası, mahalle kabadayılarının
kavgasına benzemekte; kullandıkları dil, kabadayıların ve kahve kültürünün
benzeri hatta daha ileri safhası olmaktadır. Muhalefet, hiçbir zaman iktidarda
olanın yaptığı herhangi biri işi takdir etmemekte, yapılan her şeyi kötü,
yanlış hatta ihanet ekseninde ele alıp dillendirmektedir. Diğer taraftan
iktidarda olanlar, muhalefet partilerini yok saymakta, yaptık oldu mantığı ile
hareket etmektedirler. Ayrıca siyasi partilerimiz, iktidarda iken ak
dediklerine muhalefette iken kara demektedirler.
Özellikle seçim zamanları bozulan dil, seçim sonrasında
siyaseten söylenmiş sözler olarak kabul edilip unutulması istenmektedir. Bir
kısım siyasi çevrelerin birbirleri hakkında sarf ettikleri ve adeta her seçim
dönemi doğallaştırıp meşrulaştırdıkları küfür, hakaret dolu bir siyasi dil,
bugün normalleşip, Türkiye Büyük Millet Meclisi nin sıradan toplantılarında
kullanılan bir dil haline gelmiştir. CHP milletvekili Kamer Genç in Bakan Fatma
Şahin le ilgili kullandığı ağır ifadelere karşılık AKP milletvekili Zeyid Aslan ın
ağza alınamayacak küfürlerle cevap vermesi, siyasetin kullandığı dilin kirlenme
boyutunu aşarak tefessüh (çürüme, kokuşma) boyutuna ulaştığını ortaya
koymaktadır.
Siyaset erbabının kullandıkları dilin etkisi, sadece
parti yöneticileri ile ilgili alanda kalmamakta, öncelikle kendi tabanlarını
etkilemekte, aynı dili taban da kullanmaya başlayınca seviye düşmekte, toplumda
gerilim yükselmektedir. Diğer taraftan genç kuşaklar bu gidişattan, bu dilden
olumsuz etkilenmektedir. Aydınlar, bilim adamları, gençler, siyasetten ve
siyasetçiden korkmaktadırlar. Bunun bir sonucu olarak, genel olarak, toplum,
siyaseti dürüstlerin barınamayacağı bir alan olarak görmektedir.
Birbirine küfretmeyi siyasetin bir gereği olarak görmek,
ne derece doğru ve mantıklı bir yaklaşımdır
Bu yaklaşım tarzı hangi mantığın, hangi zihniyetin doğal
sonucudur
Bu mantığın oluşmasının sebebi nedir
Böyle bir mantığın, bu ülkeye ve bu millete maliyeti
nedir
Genç nesiller bundan nasıl etkilenmektedir
Toplum niçin tepki vermemekte ve üç maymunları
oynamaktadır
Bütün bu soruların cevabı, Cumhuriyet in kuruluş
felsefesinde, hem parlamento içi siyasetin hem de toplumun kirlenmesinde
aranmalıdır.
Burada bu konu ele alınacaktır.
Cumhuriyet in Kurucu Kadrosunun Siyaset Dili: Kirletici Dil
Milli Mücadele sonrasında Türkiye Büyük Millet
Meclisi nde gücü eline geçiren bir kadro, yapılacak olan reformları,
inkılâpları meşru gösterebilmek sorunu ile karşı karşıya idi. Askeri güç
elindeydi ve muhalefet edebilecek güç odaklarının bir kısmı da tasfiye
edilmişti; ama bu yeterli değildi. Yapılacak devrimlere sahip çıkacak bir
tabana da ihtiyaç vardı. Batı kültür medeniyeti değerleri üzerine inşa edilen
bir sisteme sahip çıkacak, seküler, laik bir toplum kesimi inşa etmek, yeni
yönetimin en temel sorunlarından biriydi.
Bu yeni taban, Osmanlı nın kötülenmesi, karalanması
temelinde yapılacak bir propaganda ile elde edilmeye çalışılmıştır. Dönemin
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Osmanlı Devleti nin kuruluşunun 700. yılı
nedeniyle yaptığı bir konuşmada, (9.10.1999) Osmanlı nın bilinçli bir şekilde,
kasti olarak, suçlanmasının ve karalanmasının bir politika olarak kabul
edildiğini söylemiş bir bakıma da itiraf etmiştir:
Cumhuriyet in ilk dönemlerinde rejimin oturması için
Osmanlı aleyhinde bir söylem geliştirilmişti; artık bu tehlike geçmiştir; çünkü
Cumhuriyet kendi nesillerini yetiştirmiştir; Osmanlı yı suçlamamızın bir manası
kalmamıştır. Osmanlı ile barışmak gerekir.
Cumhuriyet dönemi ile birlikte kurulan yeni sistemin
oturtulabilmesi ve daha güzel ve başarılı gösterilebilmesi için, Osmanlı,
özellikle son sultan Vahdettin, İlkokuldan üniversiteye kadar okutulan tüm
tarih kitaplarında, korkak, İngiliz işbirlikçisi ve hırsız olarak
tanıtılmıştır. Sevr Anlaşması nı kabul edip imzalayan bir vatan haini olarak
takdim edilmiştir. Mustafa Kemal, Nutuk ta, Vahdettin i ihanetle,
menfaatperestlikle, alçaklıkla ve soysuzlaşma ile suçlamaktadır.
Ecevit, ömrünün sonuna doğru resmi tarihin bu iddialarına
karşı çıkmış, doğru olmadıklarını seslendirmiştir. (1) Genelkurmay ın, Atatürk
ve Vahdettin in telgraflarına yer veren yayını vardır. O kitapta Atatürk,
Nutuk ta yazdıklarından farklı şeyler söylüyor. (2) diyerek, o zaman ki Türk
Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Ecevit in bu açıklamasına
destek vermiştir.
Cumhuriyet tarihi boyunca kanunlar, bir baskı ve susturma
aracı olarak kullanılmış ve yeni yönetime karşı söylenen her şey, ihanet
muamelesi görmüştür. (3)
Başvekil İsmet İnönü nün 1925 yılında Muallimler
Birliği nde yaptığı konuşma, bu karalayıcı, suçlayıcı, itham edici zihniyetin
tam bir özetidir (3).
Serbest Fırka yı kuran ve kurduranlar, o gün için devlet
gücünü elinde bulunduranlardı. Halkın, Halk Fırkası na karşı Serbest Fırka ya
büyük teveccüh göstermesi, Serbest Fırka nın sonunu getirmiş, mensupları,
vatansızlık , ecnebiperestlik , anarşi ve irtica ile suçlanmış,
karalanmış ve tehdit edilerek partileri kapattırılmıştır (4,5).
Cumhuriyet dönemi yöneticilerinin genetik yapısına
işlemiş olan suçlama, karalama, ihanetle suçlama Mustafa Kemal-İnönü kavgasında
da kendisini göstermiş, Mustafa Kemal öldükten sonra İnönü paralardan Mustafa
Kemal in resimlerini kaldırtmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi içinden çıkıp Demokrat Parti yi
kuran bir kadro, 1946 ve 1950 seçimlerinden sonra aynı şekilde suçlanmış,
tehdit edilmiş ve karalanmıştır.
Mustafa Kemal ve yakın arkadaşları ile birlikte başlayan
geçmişi ve rakipleri tehdit, karalama ve ihanetle suçlama yaklaşımı, Kirletici
Dil, Cumhuriyet döneminde yetişen bir neslin, karakteristik bir özelliği olmuştur.
Adeta Cumhuriyet dönemi nesil formatlanarak genetik yapısına bir Kirletici Dil
Virüsü yerleştirilmiştir. Bu Kirletici Dil Virüsü, belli zamanlarda ortaya
çıkarak görevini ifa etmektedir.
Bugün meydanlarda kullanılan kirletici siyasi dilin,
böyle bir tarihi arka planı vardır.
Kirletici Siyasi Dil Değişmelidir
Dil bir iletişim aracıdır. Kullanılan kelimeler,
kavramlar muhataplar arasındaki ilişkiyi ya kuvvetlendirir ya da bozar. Birçok
kötülüğün, şerrin kaynağı yanlış, kötü dildir:
Hz. Peygamber (S.A.V.):
Bir kişiye dilindeki fazlalıktan daha şerli bir şey verilmiş değildir! (6)
İnsanı ateşe, ülkeyi, toplumu kargaşaya sürükleyen, kin
ve nefret etrafa saçan kötü bir dilden başkası değildir:
Hz. Peygamber (S.A.V.): İnsanları burunları üzerine
ateşe sürükleyen, dillerin mahsulünden başka ne olabilir (7)
O nedenle dil güvenliği, Müslüman ın temel
özelliklerinden biridir:
(32) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): Müslüman,
diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir.
Mü min de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı
emniyette bildikleri kimsedir. (8)
İnsanın bütün uzuvlarını etkileyen, onların üzerinde
baskı kuran önemli azalardan biri insanın dilidir (9).
Ve en çok birbirini etkileyen iki organ kalp ve dildir
(10).
Kalp ve dilin bu ilişkisinden dolayı bir müminle mümin
olmayanın kalpleri ve dilleri birbirlerinden farklı olmak zorundadır:
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): Mü min bir
kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi
düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir
şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez. (10)
Dil aynı zamanda müminin dışa yansıyan ve dışta etkili
olan, olması gereken yönüdür. Mümin, İslam ı şahsında temsil eden ya da temsil
etmek zorunda olan insandır.
Cumhuriyet yönetici kadrolarının ve Lozan da kabul edilen
Hayım Nahum Doktrinini benimseyenlerin kullandıkları dilin tehditçi,
karalayıcı, aşağılayıcı olması, benimsedikleri seküler değer sistemi ne
uygundur. Bu yaklaşımın Cumhuriyet dönemi resmi ideolojisini benimseyenler
açısından devam ettirilmesi de normaldir. Bu yadırganmamalıdır. Yadırganması
gereken resmi ideolojiye karşı olanların ya da karşı olduğunu söyleyenlerin ve
muhafazakâr demokratların benzer bir dil kullanmalarıdır. Kullandıkları dil,
ne milli değerlere, ne dini değerlere ne de muhafazakâr değerlere uygundur.
Kendi kültür medeniyetinin değerlerine ters ve insanı ifsad edici bir dil
kullanmaları hem yanlış hem de tehlikelidir.
Siyasiler, bizim
kültür ve medeniyetimizin öngördüğü, izin verdiği dili kullanmak ve onun
gerektirdiği seviyeyi tutturmak mecburiyetindedirler. Bu noktada hem bu dünya
da hem de öteki dünyada sorumlu olacaklarını unutmamaları gerekir.
Siyasetin Dili İfsad Edici Değil İnşa Edici Olmalıdır.
Bir milletin değerlerinin korunması, zenginleştirilip
geliştirilmesi hem bireyin, hem toplumun, hem de siyasetin görevi olmalıdır.
Eğer değerlerin yıpratılması siyasilerin eliyle oluyorsa buna da karşı çıkmak,
hem bireysel hem de toplumsal bir görevdir.
Dışsallaşan, ortalığa serilen, sadece sözü edilip
tedavisi edilmeyen, karşı çıkılmayan tüm çirkin hayâsızlıklar, kalbinde
hastalık bulunanlara cesaret vererek çirkin hayâsızlıkların daha da
yaygınlaşmasını sağlayabilir. Bunun doğal sonucu insanlar, çirkin
hayâsızlıklara alışmakta ve onu huy edinmektedir:
(Lut Kavmi) Onlar gerçekten çirkin davranışları huy
edinmiş kötü bir toplumdur. (21/74)
İnsanlığı ifsad etme amacına dönük çirkin hayâsızlıkların
yaygınlaştırılma gayretlerine karşı müminler, teyakkuz halinde olmak
zorundadırlar. Böyle bir yaygınlaşmaya karşı bigane kalmak Allah ın azabına
duçar olmak demektir:
İman edenler
içinde, çirkin utanmazlıkların (fuhşun) yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada
da, ahirette de acıklı bir azap vardır. (24/19)
Bu nedenle, çirkin hayâsızlıkların hem icra edilmesine,
hem de bunların toplum içerisinde yayılmasına karşı mücadele etmek, müminlerin
görevleridir.
İslam da temel kriter, insanların kusurlarını günahlarını
araştırıp yaygınlaştırmak değildir. Temel esas, kötülüklerin örtülmesi bloke
edilmesi ve tecrit edilmesidir. Kötülükleri salgın hastalık haline getirecek
her türlü söylem ve davranıştan kaçınılmalıdır. Aksi davranış, toplumun ifsat
edilmesine sebebiyet verebilir.
İnsanların gizli dünyalarında kalan şeyleri kamuoyuna
duyurmak, günlük dilde sürekli konuşulur kılmak doğru bir yaklaşım değildir. Bu
gün siyasilerin bazı kavramlar ve olaylar üzerinden yürüttükleri siyası
kampanya, bu açıdan sıkıntılıdır, tehlikelidir. Parti aidiyetini şuursuzca
harekete geçirerek bu çirkinlikler, parti mensupları açısından meşru görülmeye
başlanabilir. O nedenle siyasetin dili ifsad edici değil inşa edici olmalıdır.
Sonuç: Siyasetin Dili Savaşı Değil Barışı Hedeflemelidir:
En Güzel Tarzda Mücadele
Büyük Ortadoğu Projesi, Büyük İsrail Projesi ve 2. Sevr
Projeleri kapsamında ümmet tamamen etnik ve mezhebi parçalara bölünmek ve
çatıştırılmak istenmektedir. Bu nedenle En Güzel Tarz Bir Mücadele, öncelikle
Müslümanlar arasındaki ilişkilere yansımalıdır. Müslümanlar, öncelikle mümin
kardeşine karşı en fazla af edici, merhametli ve şefkatli davranmalıdır. Sonra
bu, dış çevreye doğru tüm insanları kuşatacak tarzda genişletilmelidir.
En Güzel Tarz Mücadele demek, söylenmesi gerekeni
söylemeyip susmak veya yalan söylemek değildir. Öfke ile söylenip bir anlık
deşarj olma ise hiç değildir. Kendi kutsallarına saygı bekleyip başkalarının
kutsallarına hakaret etmek de değildir. Siyasetin dili başkalarının
kutsallarına saygı göstermek zorundadır.(6/108)
En Güzel Tarz Mücadele, söylenmesi gerekeni, yapılması
gerekeni en estetik, en hikmetli ve en basiretli bir şekilde, muhatabın kalbini
etkileyebilecek ve etkilenip öğüt alabilecek bir üslupta, bir tarzda ifade
etmek veya yapmaktır. Muhatabın kalbinde, vicdanında titreme meydana
getirebilmektir, düşünmesini sağlayabilmektir.
En Güzel Tarz Mücadele, kötülükleri iyilikle
uzaklaştırabilmektir. Kendisine zulmedenleri hidayet yoluna bıkmadan,
usanmadan, kin gütmeden çağırabilmektir. Bedduacı değil duacı olmaktır. Yılanı deliğinden
çıkarabilmektir. Kendi içinde tutarlı olmaktır. Sabrıyla dağ devirmektir.
Dengeli ve kararlı olmaktır.
Siyasetin dili kin ve nefretle bozulmamalıdır. Siyasetin
dili sözün en güzelini içermelidir:
Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini, söyle.
Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir
düşmanıdır. (17/53)
En Güzel Tarz bir mücadele, karanlıklar içerisinde bocalayan insanlığa
ışığı gösterme, onları aydınlığa çıkarma mücadelesidir. Salt bir oy alma mücadelesi
değildir.
Bunun için;
(1847)- Resulûllah (S.A.V.): Allah ım!.. Senden doğruyu konuşan bir dil, eğriliklerden
uzak bir kalp diliyorum. (11)
Kaynaklar
1-Bülent Ecevit:Vahdettin Hain Değildi Zaman 16.07.2005
2- Sefa Kaplan
Hürriyet 18.07.2005
3- Ertunç A.C.,
Cumhuriyetin Tarihi, Pınar yayınları, İstanbul, 2002
4- Ağaoğlu Ahmet, Serbest Fırka Hatıraları, İletişim
yayınları 1994 istanbul S:226
5- Osman Okyar, Mehmet Seyitdanlıoğlu, Fethi Okyar ın
Anıları, Türkiye iş bankası yayınları, Ankara 1997, S:86
6-Deylemî
7-İbn Mâce, Hâkim.
8-Tirmizî, İman 12, (2629); Nesâî, İman 8, (8, 104,
105)).
9- Tirmizî
10-Harâitî
11-Tirmizî, Daavât 22, (3404); Nesâî, Sehv 61.
BURHANETTİN CAN