Siyasetin seçmen ile yüz yüze iletişime ihtiyacı var!

Abone Ol

Siyasi partiler ile seçmenler arasındaki bağın gün geçtikçe zayıfladığına yönelik tespitlere hep birlikte şahitlik ediyoruz. Bu tespite dayanak teşkil edecek sayısız araştırma, kamuoyu yoklaması bulunmakla birlikte sokağa çıkıldığında bunun kolaylıkla fark edilebilecek bir düzeyde olduğunu görmek de mümkün.

Elbette bu durum kırmızı alarm seviyesinde bir uyarı olarak kabul edilmelidir. Zira bir toplum ülkenin sorunları karşısında çözüm adresi olan mercilerden, yani siyasi partilerden ümidini kesmeye başladığında bu durum çok daha büyük tehditlerin kapıda olduğuna işaret etmektedir.

Onun için siyasi partilerin meseleyi ciddiyetle ele almasında yarar bulunmaktadır. Bu noktada bazı tespitlerin yapılması gerekmektedir.

Seçmenlerin partilerden uzaklaşmasından bahsettiğimizde öncelikle doğal olarak ana akım partilere değinmek icap etmektedir.

Demek ki; iktidar ve ana muhalefet, ülkenin sorunlarını çözemiyor veya bu sorunlara karşı çözüm reçetesi sunamıyor. Elbette partiler ya da taraftarları kendilerince bu tespite karşı bir savunma geliştirebilirler, ancak unutulmamalıdır ki; hâkim kanaat kısa sürede gelişen bir niteliğe sahip değildir. Şayet ana akım partilerin ortalama seçmen nezdinde olumsuz intibaı varsa bu bir süreç içinde ve icraatların takip edilmesiyle gelişmektedir. Kaldı ki, yalnızca ortalama seçmen düzeyinde değil parti tabanlarında dahi hâkim kanaatin yaygın olduğu görülmektedir.

Bugün Türkiye’de bir yandan iktidar partisi tabanında “metal ve mental yorgunluk” söyleminin ciddi karşılık bulduğu görülürken diğer yandan ana muhalefet partisinin kendi içsel bütünlüğünü sağlamayı dahi beceremeyen bir görüntüye sahip olduğu fark edilmektedir.

Her ne kadar İmamoğlu soruşturması üzerinden her iki cenahta da tabanı konsolide etme ve kitleleri yönlendirme çabası olsa da iktidarın süreci kendi lehine çeviremediği görülürken İmamoğlu’nun ana muhalefet için kambur olacağı da aşikâr hale gelmektedir. 

Bu nedenle kamuoyu yoklamalarında kararsız seçmen oranı, 3 kişiden 1’i gibi, hatırı sayılır bir noktaya doğru yükselmektedir. Fakat kararsız seçmen nitelemesini yerli yerinde kullanmak gerekmektedir. Zira kararsız seçmenlerin önemli bir kısmı bir önceki seçimde herhangi bir partiye oy veren kişilerden oluşmaktadır. Bugün kararsız olan bir seçmenin sandık önüne geldiğinde kerhen de olsa tekrar o partiye oy verme potansiyeli daha yüksek olmaktadır.

Onun için kararsız seçmenlerin tercihini değişime zorlayacak söylemlerin geliştirilmesi ile ancak kararsız seçmen, oyları artırmak için, bir avantaja dönüşebilmektedir.

Bu noktada iktidar ve ana muhalefet dışındaki üçüncü partilere büyük imkânlar doğmaktadır. Önemli olan, bu imkândan üçüncü partilerin ne düzeyde faydalanabildiğidir.

Malum olduğu üzere, teknolojinin yaygınlaşmasıyla birlikte siyasal kampanyaların büyük ölçüde sosyal medya uygulamaları üzerinden yürütüldüğü bir dönem yaşanıyor. Fakat bu mecralarda iktidarla veya güçlü partilerle bir rekabete girmek düşünüldüğünden çok daha zor olmakta, dahası yankı odasına hapsolma riskiyle de karşı karşıya kalınmaktadır. Buna ilaveten sosyal mecraların yoğun bilgi, belge, video bombardımanına maruz bıraktığı gerçeği göz önüne alındığında üretilen önemli içeriklerin dahi okyanusta damla misali kalması durumu yaşanmaktadır.

Bu sebeplerden dolayıdır ki, bir yandan teknolojinin sunduğu imkânlardan yararlanmakla birlikte seçmen ile doğrudan teması sağlayacak stratejilerin geliştirilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, düşünüldüğünün aksine, kapı-kapı dolaşmanın, insanlar ile tokalaşmanın, birebir iletişime geçmenin halen çok güçlü bir kampanya yöntemi olduğunu ispat etmektedir.

Seçmenler, karşılarında muhatap olabileceği, sorularını sorabileceği, eleştirilerini dile getirebileceği kişileri gördüğünde siyaseti çok daha fazla içselleştirmeye başlamaktadır.

Türkiye’de 2000’li yılların başından itibaren ev ziyaretlerinin tedricen azaldığı bilinmektedir. Partiler çoğunlukla seçim dönemlerinde kalabalık heyetler halinde esnaf ziyaretleri ve STK ziyaretlerine yoğunlaşmaktadır. Bu ziyaretler ise vakit darlığının da etkisiyle oldukça yüzeysel ve selamlaşma kabilinde kalmaktadır. Hâlbuki iki seçim arası döneme yayılacak şekilde mahalle-sokak taramalarının kapı-kapı dolaşarak birden fazla kere yapılması partilerin mesajını aracısız bir şekilde seçmene doğrudan iletmesine imkân sunmaktadır.

Elbette bunun bir mali yükü ve kadro ihtiyacı içerdiği aşikârdır. Ancak bu çalışmalar yapıldıkça mali imkânların ve kadro genişletmenin mümkün olduğu da bir gerçektir.