Siyasetin dili dayak olamaz

Abone Ol

Yaşadıklarımız bize gösterdi ki, şiddet, kavga, vurmak, vurulmak Rahmani sonuçlar doğurmuyor. Güzelliklerin yeşermesine yardımcı olmuyor.

Dil dururken, eli kullananlar. Konuşmak varken, kavgayı seçenler… Diyalog varken, husumeti, nefreti körükleyenler, hem kendilerine kötülük ederler, hem çevrelerine.

Hele, falanca davanın, filanca değerlerin savunucusuyum diyenler, mahkeme dururken, kendi mahkemelerini kurmaya kalkarlarsa, varacakları yer, anarşi olur. Kaos olur.

Düşünün bir… İnsanlar, ortak teraziyi terk edip… Yani hukuk yolunu göz ardı ederek, meseleleri, problemleri kendi elleriyle halletmeye kalkarlarsa ne olur? Bu işlerin yaygınlaştığını düşündüğünüzde, hayat zehir olur mu olmaz mı? Ortak payda yitip gitmez mi?

Son zamanlarda, canı sıkılan yumruk atıyor muarızına. Siyaseten, farklı düşünmek, değişik bakış açısını sahip olmak, insan olmanın gereği değil midir? Hatta beni, sizi, ağır şekilde eleştiren… Yahut eleştirdiğini zannederken iftira atan, hakaret eden, soluğu mahkemede almalıdır… Ona kendi adımıza tepki koymanın yolu hukuku işletmektir. Yoksa alsana, madem böyle, işte böyle, diyerek kendi metotlarımızla işleri halletmeye başlarsak, sonucunu tayin edemediğimiz bir keşmekeşliğe gideriz.

Bu karanlık yolun kimseye hayrı yoktur.

Genç insanları, kendi emellerine alet edenler bilmelidir ki, bu yol bayat yoldur. Yanlış bir yoldur. Akıl dururken, dil dururken, dimağ, idrak dururken, eli, kolu, ayağı… Velhasıl insanlık dışı yolları devreye sokmanın kime ne faydası olabilir ki?

Siyaset, bu tür yaklaşımlardan azade yapılmalıdır.

HDP… Bir türlü başaramadı silahsız siyaseti. Halk, onları vekil yapıyor, Meclis’e yolluyor, ama bir türlü konuşma zemini oluşturamıyorlar.

Hem silah, hem dil, siyaseti çürütür, anlamsız kılar.

Siz, insanlara… İnsanlığa, huzur, adalet, refah vaat edeceksiniz, sonra da, işleri yürütürken, şiddeti araç kılacaksınız… Kim inanır size? Söylediklerinizin ne kıymeti kalır?

Siyaset dili dayak dili olmamalıdır.

Elbet, zaman zaman iftiraya varan sözler duymaktayız… Bizzat kendimiz de bunlara muhatap olmaktayız. Ne yazık ki, sosyal medya bu tür aymazlıklara, lüzumsuzluklara zemin hazırlayabiliyor.

Yine de, sabırlı ve akıllı hareket etmek zorundayız… Öfkemizi dizginlediğimiz ölçüde, aklımızın perdesini kaldırabiliriz.

Ülkemizin, huzura, barışa… İnsanca yaşama ihtiyacı var. Zaten zor günlerden geçiyoruz… Salgın hastalığı, insanlarımızı madden ve manen perişan etmiş durumda… Siyaset kurumu, bu hususta insanları rahatlatmak zorunda iken, tutup da, şiddet yoluyla kötü örnek olmaya kalkarsa, yanlış yapar…

Varlık nedenini ortadan kaldırır…

Topyekûn bir istila ve işgal ile karşı karşıya kalırız… Ülkemiz, vatanımız, milletimize tecavüz söz konusu olur, o vakit, elbet, top yekûn kıyama kalkmak farzdır…

Ama günlük, tuhaf nefsanî dürtülerle, siyaseti… Düşünceyi, insanlığı şiddetle susturmak, sindirmek, yol olamaz.

Bu tür alışkanlıkların doğurduğu hiçbir güzel sonuç görülmemiştir.

Siyasetin dili dayak değil, merhamet, vicdan, adalet, insani değerler olmalıdır… Böyle olursa, ülke kazanır, ümmet kazanır, insanlık kazanır.