Geçen haftaki yazımızda Milli Görüş’ün 50 yıllık siyasi hayata etkisini artırarak varlığını sürdürebilme başarısını Milli Görüş partilerinin somut söylemleri üzerinden değerlendirmeye çalışmıştık. Bu değerlendirmeleri net tarihler üzerinden değil daha çok baskın olan söylemin varlığından yola çıkarak yaptığımızı tekrardan hatırlatmış olalım. Bu hafta ise en uzun süre kurumsal varlığını sürdüren Saadet Partisi’nin bu pencereden değerlendirmesini yapmaya gayret göstereceğiz.
Saadet Partisi, Fazilet Partisi’nin kapatılmasından sonra Milli Görüş’ün siyasetteki bayrağını devralıyor. Ama Fazilet Partisi içerisinde kendini gösteren yenilikçi hareket farklı bir parti kurarak Milli Görüş çizgisi dışında bir siyaset izleyeceğini deklare etmiştir. Kısa zaman sonra yapılan seçimlerde daha önce merkez sağ partileri destekleyen halk kitlelerinin ve İslami camianın büyük kesiminin de desteğini alan AK Parti’nin üstünlük sağladığı gördük.
Bu ilk ayrışmadan sonra Saadet Partisi’nin söylemi daha çok AK Parti’nin kuruluş amacını anlatmaya dönük bir seyir izlemiştir. Saadet Partisi’nin ilk dönemleri AK Parti’den farklı olduğunu anlatmakla geçti. Özellikle Erbakan Hoca, kendi geleneklerinden gelmiş bu kişilerin olumsuz yönetime karşı oluşacak tepkinin İslami camia ve özellikle Milli Görüş’e yapışmasının önüne geçebilmek adına sert bir söylem geliştirdiğine şahitlik ettik. Bu farklılaşma ve ayrışma çabasının bugün ne kadar değerli olduğunu görebiliyoruz. Fakat bu dilin farklı konjonktürde devam edilmesinin siyaset yapama tarzını olumsuz olarak etkileyeceğini hatırlatmakta fayda var.
Erbakan Hoca’mızın vefatından sonra ülkedeki kaos ortamının da verdiği belirsizlikle dil oluşturma konusunda bir bocalama olduğunu ifade edebiliriz. Ülke siyasetinde gerilimin bir tercih olarak kullanıldığı, ayrıştırıcı milliyetçi söylemlerin arttığı, dini söylemlerin bir kalkan olarak öne çıkarıldığı bir zaman diliminde Saadet Partisi’nin de akl-ı selimi temsil etmesi beklenen bir durumdur. Bununla birlikte Türkiye’nin değişen seçmen profili, ideolojilere yaklaşımlar, kitlelerin önceliklerindeki tercihler, ülkenin yaşadığı travmalardan sonra ortaya çıkan değerler sorunu Saadet Partisi’ni yeni bir dil ve söyleme itmiştir.
Temel Karamollaoğlu ile birlikte Saadet Partisi ahlâkı, adaleti, merhameti ve adil paylaşımı gündeme alan; emeğe, canlıya ve çevreye değer veren bir söylem geliştirmiştir. Siyasetin uzlaşmayla güzelleşebileceğini, her kesimle diyalog kurulmasının gerekliliğini ve birlikte huzur ve saadet içinde yaşayabilmek adına arayışlarını zinde tuttuğunu gözlemleyebiliyoruz. İslam’ın da temel amacı olan bu kavramlar üzerinde yaşanan tahribatın Saadet Partisi tarafından sıkça gündeme alınması Erbakan Hoca’nın kaygılarından mülhemdir. Erbakan Hoca’nın Müslümanların kötülükle anılmaması için kullandığı önleyici dili Temel Karamollaoğlu Müslümanlığın gerçek temsil misyonu olarak kullanmıştır. Müslümanlığın bir gereği olarak da kullanılan bu dil, yeni seçmen profilinin anlamakta güçlük çekmeyeceği, hatta arzu ettiği bir dildir. Her kalbe seslenebilmeyi amaçlayan bu dilin temel amacı Milli Görüş’ün sahip olduğu temel ilkeleri daha fazla insana ulaştırabilmektir.
Doğrunun söylenmesi kadar söyleniş biçimi de önemlidir. Milli Görüş partilerindeki bu dinamik dil ve söylem farklılığının temel gerekçesi işte bu gerçek. Doğruyu doğru zamanda doğru bir şekilde dile getirebilmek. Temel ilke ve misyondan vazgeçmeden, zamanın gereklerine göre ve değişik kitlelere ulaşma biçimi bu farklılığı zorunlu kılmıştır. Dildeki bu farklılıklar kavramların içeriğine sirayet etmeden her zaman gündeme alınabilir. Milli Görüş partilerinin bu tercihini, asıl amacına ulaşmadaki azminin meşru bir gayreti olarak düşünmek gerekir.