Bu coğrafyanın özelliği, içerisinde çeşitliliği fazlasıyla barındırmasıdır. İnanç, dil, kültür ve dünyaya bakışları açısından farklı toplulukların kadim zamanlardan bu yana bu coğrafyada hayatlarını sürdüklerini biliyoruz. Ama son iki asırda Batı’da başlayıp neredeyse tüm dünyayı etkisi altına alan ulus devlet anlayışı bu birlikteliği büyük ölçüde etkilemiştir. Ulus devletin temel mantığı ulus inşa etmek adına farklılıkları birbirlerine yaklaştırıp olabildiğince homojen bir toplum oluşturma üzerine kuruludur. Son yüzyılda yaşananlar aslında bu amacın bir yansımasıdır.
Ulus devletin inşa süreci bu toprakların tarihi birikimi dikkate alınmadan gerçekleştirildiği için bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Farklılıkların aidiyetleri güçlendirilerek bir birliktelik oluşturmak yerine farklılıkların törpülenmesinin tercih edilmesi hem ulus inşa sürecine direnişi doğurmuş hem de farklılıkların birbirine olan güvenini sarsmıştır. O zamandan günümüze kadar bu topraklarda farklı görüşlerin birbirine olan yaklaşımı anlamayı değil çatışmayı öncelemek olmuştur.
Bugün halkın temsil misyonunu büyük ölçüde siyasi partiler yapıyor. Çatışma alanı büyük ölçüde siyaset üzerinden yürümekte ve halkın gündemine siyaset üzerinden girmektedir. Fakat bu çatışmacı dilin özellikle yeni nesiller için etkisini kaybettiğini de söyleyebiliriz. Bunun için nihai başarıyı amaçlayan bir siyasi hareketin bu yeni bilinç dünyasına göre yol izlemesi önemlidir. Fakat çatışmadan uzak ilkeli siyasi duruşun kısa vadede büyük çoğunluğun desteğini alacağını düşünmek de gerçekçi olmayacaktır. Konjonktürün beslediği hassasiyetlere abanmadan ya da kitlelerin duygusal motivasyonuna göre değil doğru bildiği ilkelere göre siyaset üreten bir hareketin başarısı, yakın zamanda siyasete etkisinde uzak zamanda ise siyaseti yönetmesinde aranmalıdır.
İlkeli siyaseti tercih eden bir siyasi hareketi başarıya götüren yolun başında ilkeleri üzerine siyaset üretmek, yeni bilinç düzeyinin algısına dönük dil ve söylem kurabilmek, toplumun tüm kesimlerini kapsayacak şekilde farklı siyasi partilerle konuşabilmek, gerektiğinde bazı konularda ortak hareket edebilmek gelmektedir.
Bu tür siyasi hareketin yakın zamanda siyasete etki edebilmesi, her kesimle konuşabilmesiyle ve ortak hareket edebilmesiyle mümkündür. Bu gücünü ise ilkeli duruşundan, dil ve söylemlerindeki kuşatıcılığından alıyor. Kitlelerdeki sayısal karşılığından bağımsız olarak mevcut siyasete etkisi hareketin başarısını gösterir. Bunun yanında kendi siyasetini her siyasi partiye kabul ettirme gibi çabanın siyasette bir karşılığı yoktur, siyasi partilerin varlık amacına da aykırıdır. Bu yüzden ilkelerini merkeze alarak üretim yapan siyasi hareket, siyasi partilerle ortak hareket edebilme kabiliyetini geliştirirken tüm muhatapları ikna edebilecek iletişimi de sağlaması gerekir.
İlkelerin merkeze alınarak siyaset üretilmesi siyasetin cazibeli alanında dik durabilmeyi sağlar. Bu dik duruş hem siyasi hareketin varlığını korur hem de ona zaman içerisinde alan açar. Burada önemli olan bu ilkelerin halkın zihninde akis bulabilmesidir. Fakat bu tarz siyasi hareketlerin kendi mensuplarının dünyasına gönderdiği mesajlarla ilkelerini toplumun geneline hâkim kılma şansı yoktur. Bunun için de ilklerin toplumun bütününe hitap edecek bir dille sunulması önemlidir. Burada bahsedilen ilkeleri güçlü kılan kavramların terk edilmesi ya da hareketin siyasetin gündelik diline hapsolması değildir. Burada bahsedilen husus, hem yıpratılmış ve örselenmiş kavramların içini yeniden doldurabilecek hem de her bilinç düzeyine ulaşabilecek bir dilin kurulmasıdır. Ancak bu şekilde bir hareketin siyasete etki edebilme gücünde aradığımız başarıyı yarın siyaseti yönetmesinde arayabiliriz.