Siyasetçiye indirgenmek

Abone Ol

PARTİ, marti, siyaset, hükümet, Yeni Türkiye, vatan

hainliği, parlamento vs gibi yapay gündem olan şeyleri bir kenara koyalım.

Yapay gündem derken sıradan vatandaşın, sokaktaki adamın, bu ülkenin

insanlarının asli gündemi olmayan şeyler yani Sokaktaki adam, yani halkın

gündemi iştir, aştır, çoluğuna çocuğuna helal rızık götürebilmek, eşiyle,

dostuyla, komşusuyla, ahbabıyla huzurlu ve sükunet içinde bir hayat

yaşayabilmektir.

Sıradan bir vatandaş, sokaktaki adam politize olmuşsa

tehlike var demek değil mi Sokaktaki adam, siyasetin diline, üslubuna, tavrına

kendini kaptırmışsa, siyasetin kavgasını kendi meselesi haline getirmişse,

bundan korkmak gerekmiyor mu Asgari ücret aldığı halde, sırf muhalefet partisi

söyledi diye, asgari ücreti arttıracağız vaadini yuhalamak kadar manalıdır

sokaktaki adamın politize olması.

Politize olmasından kasıt, bir parti militanına, azılı

bir particiye, adeta Meclis te parti liderinin emriyle elinin indirip kaldıran

itaatkar vekile dönüşmesidir. Sokaktaki adam, tam tersine, siyasetüstü olup

siyaseti denetlemek ve uyarmakla mesuldür. Siyasete bulaştığında, kendisine ve

kendisinin meselelerine yabancılaşıp siyasetçi gibi parti menfaatine göre

düşünmeye başlayacaktır. Sokaktaki adam, sıradan vatandaş, siyasetin bir aktörü

değil, oyun kurucusudur. Dışarıdan bakan göz, denetleyen bir mekanizmadır.

Ancak bu manasız politize olma durumu, sokaktaki adamı vatandaş olma durumundan

parti neferi olmaya indirgiyor maalesef.

Parti liderlerinin, başta oy alabilmek uğruna olmak

üzere, birtakım hesaplarla kurdukları siyaset oyunlarını içselleştiren ve bu

oyunda kendine figüran rolünü biçen sokaktaki adam, aslında kendi huzur ve

sükununu kaybetmiş oluyor. Hepimiz yakından müşahede ediyoruz artık; siyasetin

doldurduğu sıradan insanlar, en ufak bir gerginlikte patlamaya hazır bir

bombadan farksız yaşıyorlar. Birbirlerine yaklaşımları hangi partinin taraftarı

olduğuna göre değişiyor, ki bu da çok kötü bir toplumsal kamplaşmayı ve

düşmanca bir kutuplaşmayı işaret ediyor.

Sokaktaki adam, iş, aş, geçim gibi kendi asli

meselelerini unutup siyasetin yapay gündemine kendini kaptırdıkça eşine,

dostuna, akrabasına, komşusuna bakışı da siyasetin ilkel bakış açısına göre

şekilleniyor artık. Toplumdaki hoşgörü ve birbirine karşı saygı gösterme

erdemleri, bir marifetmiş gibi tahakküm kurmaya, caka satmaya ve hor görmeye

doğru gidiyor. Bu tehlikeli gidişatı görmemek de büyük bir tehlikedir.

Artık insanlar, partiye oy vermiyorlar, futbol takımı

tutar gibi parti amigoluğu yapıyorlar. Aynı futbol takımı taraftarının

stadyumlarda küfürlü sevinçleri gibi, parti sempatizanları da sevinçlerini

başkalarına küfrederek gösteriyorlar. İşin acı tarafı, söze şükür le girip,

küfür le bitiren bir insan türü de oluştu artık.

Bir diğer ilginç nokta da, misal seçim zaferini

kutlarken, maksat sadece bir sevinç gösterisi değil de diğerlerine karşı bir

tahakküm vesilesine dönüşüyor gibi. Adeta diğer insanları rahatsız etmek

maksadı ağır basıyor. Tahakküm duygusu, boyun eğdirme duygusu sokaktaki adama

işleyince bu da kaçınılmaz tabi.

Halbuki bu memleketin insanları olarak, birbirimize saygı

ve hoşgörüyle yaklaştıkça huzurlu ve sükunet içinde bir hayat yaşayabiliriz.

Siyasetin yapay gündemiyle hınçla dolup bunu öfkeye çeviren sokaktaki adam, ne

kendisi mutlu olabiliyor ne de kendisi gibi düşünmeyen insana rahat ve huzur

verebiliyor. İnsanlar, kendi sözlerinin, davranışlarının ve hatta varlıklarının

başkasını rahatsız etmesinden mutlu oluyorlar adeta. Vahim bir durum.

Sokaktaki adam, kendine gelmeli ve kendini siyasetçiye

indirgemekten vazgeçmeli. Asilin vekile özenmesi nasıl normal olabilir ki