Siyaset zemini ilk defa mı alt-üst oldu?

Abone Ol

DP Olağanüstü Kongresi nde yaptığı veda konuşmasında Mehmet Ağar, "27 Nisan e-muhtırası siyaset zeminini alt üst etti" diyerek hedefi niçin tutturamadıklarını izaha çalışmış. Hemen belirteyim ki, siyasete siyaset dışı müdahaleler siyaset zeminini hep alt üst etmiştir, taşların yeniden yerli yerine oturması için uzun zamana ihtiyaç olmuştur. Bazen bu taşlar yerinden öylesine oynamıştır ki, tekrar siyaseti rayına oturtmak mümkün olmamıştır. Bu bakımdan özellikle siyasilerin her zeminde ve şartta siyasete siyaset dışı müdahaleler karşısında ortak bir tavır belirlemeleri gerekirken, böyle olmamıştır.

Şahsen 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat Süreci (1997) ve 27 Nisan e-muhtırasını ve sonuçlarını yaşadım. Bunların hepsinde de siyasete dışarıdan müdahele söz konusuydu. Bu müdahale bazen doğrudan yönetime el koyma, bazen de siyaseti yönlendirmeye yönelik zorlama şeklinde oluyordu. Doğrudan müdahale olmadan yapılan zorlamalara postmodern darbe diyenler de oldu.

Maksadım siyasete dış müdahaleler tarihi yazmak değil. Bunu tarihçiler yapıyorlar. Ancak, ülkemizde e-muhtıra türü siyasetin zeminini alt üst eden müdahaleler ilk defa 27 Nisan 2006da olmadı. Yukarıda sıraladığım gibi topluma yansıyan müdahaleler yanında, topluma yansıtılmadan el altından yapılan müdahale ve zorlamalar daha da çoktur. Bir başka ifade ile siyaset mahallesine baskı bu ülkede olağan sayılır hale geldi.

Bu müdahalelerin ortak noktası siyaset sahnesinde taşların yerinden oynaması, bazen de sahnenin yeniden düzenlenmek istenmesidir. İstenen sonuçlar ne ölçüde alınmıştır sorusunun cevabı her olayın ayrı ayrı incelenmesi ile verilebilir. Bu bakımdan tek başına olmasa da e- muhtırada siyaset zeminini sarsmıştır. Bu noktada Ağara katılmamak mümkün değildir.

Ancak, bu ülkede siyasete siyaset dışı müdahaleler her seferinde bazı siyasiler ve siviller tarafından birtakım gerekçelerle desteklenmiştir. Yani siyaset dışı güçler bazı siyasiler ve sivillerden gördükleri destek ile belli periyotlarla siyasete müdahale ederek siyaseti yeniden düzenlemede kendilerini yetkili görmüşlerdir.

Ancak, zaman zaman geçmişte bu tür müdahalelere destek verenler -bu destek fiili olabileceği gibi sessiz kalarak yapılana rıza göstermek suretiyle de olabilir- bundan zarar görünce saf değiştirmiş, bu tür müdahalelerin yanlış olduğunu söyler duruma gelmiş olabilirler. Bir başka ifade ile bir zamanların destekçileri bir başka zaman mağdur pozuna bürünüp karşı çıkışlar sergilemiş olabilirler. Kısacası, ükemizde birtakım kimselerin siyasi duruşlarındaki belirsizlik siyaset dışı güçlerin esas gücünü oluşturmuştur.

Hayatım boyunca hiçbir zaman siyasete siyaset dışı müdahalelere alkış tutmadım, bu tür müdahaleleri haklı bulmadım. Buna karşılık bazen güç karşısında sinmekten bazen de çıkarını o istikamette görmekten dolayı anında müdahalecilerin yanında yer alıveren binlerce insan gördüm.

Elbette, toplumsal olaylarda  tüm fertlerin aynı tepkiyi göstermesi aynı safta yer alması beklenemez. İnsanın olduğu yerde farklı görüşler ve davranışların olması kadar doğal bir şey yoktur. Ama, siyasete dış müdahaleler başkalarına zarar verip, onları yerlerinden ederken bazen açıktan alkış tutanlar, bazen de kıs kıs gülenler benzer müdahale kendilerine zarar verdiğinde ya da önlerini kestiğinde itiraz ediyorlarsa işte bu yanlış olur. Ülkemiz demokrasisinin bir türlü rayına oturamayışında sanırım ülkemizde bu tip insanların çokluğunun önemli rolü vardır.