Siyaset ve Yalanın Gerçekliği

Abone Ol

Siyaset iktidarı ve muhalefeti ile bir bütündür. İktidarın yaptıkları ve yapmadıklarını, muhalefetin karşı çıktıkları, destekledikleri ve revize ettiklerini değerlendirmek siyasete bütüncül bir şekilde bakmanın bir neticesidir. Başarıyı kendine hataları başkalarına yükleyen bir iktidarın karşısında sorumluluk almaktan imtina eden ve halkın gerçek sorunlarına kulak veremeyen bir muhalefetin varlığı siyasetin sağlam temeller üzerinden yükselmediğini bize göstermektedir.

Siyasette işlerin doğru bir zeminde yürüyememesini hem sistemin dayatmasına bağlayabiliriz, hem de sorunlu siyaset yapma biçimlerine bağlayabiliriz. Öncelikli olarak yeni sistemin getirdiği en büyük sorun kararların tek merkezden alınması ve bunun kimse tarafından sorgulanamıyor olmasıdır. Daha önceki sistemlerde de yöneticilerin kararlarının mutlak kabul gördüğü bir gerçek ama koalisyon zorunluluğu bu kararlarda esnekliği de beraberinde getiriyordu. Geçmişte ve günümüzde kararların tek merkezden alınmasını ve tartışılamaz olmasının bu topraklardaki siyasetin genel karakteri olduğunu biliyoruz ve bunu da iki sebeple açıklayabiliriz. İtaat ve korku kültürü.

Bu coğrafyanın ürettiği lider merkezli yönetimin doğurduğu itaat anlayışı kararların sorgulanmasını büyük ölçüde engelliyor. Çünkü lidere atfedilen kutsallık ona sorgusuz itaati de beraberinde getiriyor. Kralların tanrının kılıcı gibi görülmesi, sultanların Allah’ın yeryüzündeki gölgesi gibi algılanması, Hilafet makamının siyasetin üzerinde kutsal bir yere yerleştirilmesi itaate dayalı yönetim anlayışını doğurmuştur. Elbette bu kutsallığın içerisinde kararların sorgulanması, eleştirilmesi ve itiraz edilmesi mümkün olmayacaktır. Bir de bunun yanına siyasi gücün bu kutsallıkla beslendiğini düşündüğümüzde itaatin yanına korku kültürünü de ekleyebiliriz. Zalim bir yöneticiye itaati sağlayan sahip olduğu mutlak güçtür. Gönüllü itaate veya gönülsüz korkuya dayanan yönetim anlayışını günümüz siyasetinde de rahatlıkla görebiliyoruz.

Siyasetin sağlam temeller üzerinde yükselmeyişinin bir diğer sebebini siyaset yapma biçimi olarak göstermiştik. Sorunlu siyaset anlayışının en başat faktörü yalanın gerçekliğinde gelişen propaganda sürecidir. Hem iktidarların hem de muhalefetin temsilcilerinde bu arızalı siyaset anlayışını görebiliyoruz. Yalanın gerçekliği olarak ifade etmeye çalıştığımız kavram yalanı kesin olan ya da doğruluğu teyit edilmemiş bilginin gerçek olarak kamuya yansıtılmasıdır. Bu bilginin yalanlanması veya tekzip edilmesi bu yalan veya yanlış bilginin etkisini kıramadığı bir gerçek. Belirli bir yaş grubu için televizyon ekranları, gençler için sosyal medya bu yalan akışının sağlandığı alanlardır. Burada yayılan bilgi yalanlandığı ya da tekzip edildiği halde akıştan geri dönmediği için akıllarda ilk haliyle kalıyor. Bu şekilde aynı yalan ve yanlış bilginin tekrarlanması da yalan veya yanlış bilginin gerçek olarak algılanmasına neden oluyor. Yalanın gerçekliğinde yürüyen propaganda sürecinin de son yıllardaki siyasetimize etkisinin büyüklüğü herkesin malumudur.

Bahsettiğimiz bu propaganda sürecinde baskın olan taraf her zaman için kitle iletişimi en verimli şekilde kullananlardır. Maddi ve iktidar olmanın gücü medyayı sektörel olarak kontrol edebilse de sosyal medya büyük oranda bu gücün dışında hareket edebiliyor. O yüzden bu propaganda sürecinde iktidarı görsel ve yazılı medyada muhalefeti ise sosyal medyada daha fazla görüyoruz. Buralardan yayılan yalan ve yanlış bilgiler siyasetimizi kirlettiği gibi karşılıklı güveni de sarsmaktadır.