Siyaset ve Partiler-IV

Abone Ol

Parti kavramı, eski, ifadeyle “siyak ve sibak”ı, yani öncesi-sonrası, ilişkisi ve bağlantısı itibariyle insan ve toplumun siyaset olarak tanımlanan hayatının zorunlu bir göstergesidir. Dolayısıyla zanaattan sanata, düşünceden eyleme, savaştan barışa, ideolojiden dünya görüşüne, kısaca kültürden uygarlığa sirayet eden bir anlamı içerir. İlişki ve bağlantısının genişliğine, karmaşıklığına, yerine göre belirleyiciliğine rağmen, hem bilimin, hem de siyasetin gereği olarak tanımının, tasnifinin, görevinin, işlevinin, amacının ve hedefinin belirginleştirilmesi, açıklanması gerekmiştir.

Öte yandan, insan ve toplumla ilişkili eylem ve düşüncenin koşutu olarak parti kavramının eş anlamına denk gelen kavramlar ile bağlantısı da söz konusudur ve yerine göre, bu bağlantı dikkate alınmadan doğru bir tanımlama, değerlendirme ve yorum yapılamaz. Mezhep (secte) kavramı gibi. Nitekim din olgusu söz konusu edildiğinde, bu kavramı göz önüne almak bir zorunluluktur. Sözgelimi Hıristiyanlıkta Katolik, Protestan Mezhebi adlandırması böyledir. İslamlıkta Sünni, Şii ayrımı da, farklı nedenlere, açıklamalara vb. dayanmış olsa bile, bir açıdan böyle değerlendirilebilir. Yahudilikte daha karmaşık bir görünümden söz edilebilir. Ancak, din, inanç bağlamında “parti” kavramının, siyaset alanındaki gerçekleşmesi farklı bir düzlemde ele alınmak durumundadır. Kuşkusuz, yerine göre doğrudan veya dolaylı bağlantılar söz konusudur.

Ne var ki, siyaset alanında ve siyasi parti bağlamında, insan ve toplumsal hayatı yönetmek iddiasıyla ortaya çıkan kişi, zümre ve toplulukların, asıl görev, işlev ve amaçlarını mahiyetine uygun yapmayıp, diğer alana atıfta bulunarak kendilerini temize çıkarmaya çalışmaktadırlar. Böyle bir tercih veya atıf, aslında, inanıldığı belirtilen inancın en açık bazı ilkeleri açısından onanmadığı gibi, çoğunlukla kınanmakta, hatta tedip edilmektedir.

Sözgelimi, bir kimsenin ihtiyaç içinde bulunan bir kimseye yardımda bulunması, sadaka vermesi, inanç bakımından teşvik edilirken, kazandığı gelirin vergisini vermeyen bir kimse cezalandırılma yaptırımıyla ve uyarısıyla karşı karşıyadır. Buna karşılık, kamu malı, yani beytü’l-mal, siyaset alanında olduğu gibi, inanç ilkeleri bağlamında da korunmayı, kişilerin veya belli zümrelerin mülkiyetine geçirilemeyeceğini açıkça belirlemiştir. Böyleyken, kılıfına uydurarak, birtakım kuralların eğilip bükülmesi suretiyle, mesela Kamu-Özel İşbirliği Ortaklığı adı altında, belli kişilere tahsis edilirse, elbette bunun herhangi bir gerekçeye dayandırılmaya çalışılması mantıkla, akılla, hiçbir yönetim kuralıyla bağdaştırılamaz. Üstelik en basit, en açık siyaset ve yönetim ilkesi bu türden gerekçelere onay vermez. Kaçınılmaz olarak, mesela, bir yere yol veya geçiş sağlayan bir köprü yapılması, karşıt değerlendirmelere rağmen, gerekli görülebilirse de, bunların yapımının, başkalarında olduğu gibi, hep aynı şirketlere, kişilere tevdi edilmesi, kuşku konusu olmaktan kurtulamaz. Tanınmış veya parti üyeliği bulunan bir kişiyi, siyasetin ve yönetimin gereği olarak, bir işle görevlendirebilirsiniz. Ama o kişinin, görevini mahiyetine uygun bir yöntemle yapıp yapmadığını gözetlemeniz, denetlemeniz, sorumluluğunuzun kapsamı içindedir. Yükümlülüğünüz ve sorumluluğunuz, doğal olarak bunu gerektirir, hatta emreder. Buna rağmen, göz ardı ederseniz, birtakım şaibeler, kuşkular, iddialar, ithamlar ve suçlamalar kaçınılmazdır.

Özetle, siyaset alanı, bizzat o alanda anlam bulan parti kavramına yüklenen özellikler, işlevler nedeniyle, bazı partiler tarafından anlam kaymasına, karışıklığına, çarpıtmasına uğratılmış görünmektedir. Bu yüzden, sadece siyaset alanı ve parti kavramı değil, onların ayrılmaz rükünleri sayılması gereken inanç, ahlâk, bireysel ve toplumsal değerler de aşındırılmakta, içi boşaltılmakta, gerçek anlamda kültürel bir yozlaşmaya sürüklenilmektedir.

14 Mayıs seçimleri bu bakımdan önem taşımanın yanında, yapılacak tercihlerle de belirleyici olacaktır.