İbni Teymiye’den itibaren Selefilerin en hassas oldukları noktalardan birisi şüphesiz siyaset-i şeriyye alanıdır. İslami siyaseti diriltme çabasıdır. İbni Teymiye’nin bu adla bir de eseri vardır. Keza talebesi İbnü’l Kayyım’ın da bu vadide çalışmaları ve yazıları ve eserleri bulunmaktadır. Kitaplarında İbni Teymiye sık sık siyaset-i şeriyyeye atıfta bulunmuş ve onu peygamberlik metodu üzerine siyaset olarak tarif etmiştir. Muaviye Bin Ebi Süfyan’dan itibaren Emevi halifelerini, sultanlar (mülük) ve krallar kategorisinde saymıştır. Siyasetin hep asla rücu etmesi gerektiğini savunmuş ve buna tahkike çalışmıştır. Eserlerinde gerçek hilafet kurumunu ‘ala minhaci’n nübüvve/peygamberlik metodu üzerine’ tarifiyle anmıştır. Sünnet peygamberlerin yoludur. Hikmet de bu yolun tariflerinden birisidir. Evlilikle ve boşanmakta dahi bidat yollar olduğu gibi sünnet üzere yollar da vardır. Siyasette de böyledir. İbni Teymiye ve İbnü’l Kayyım sürekli olarak siyaset-i şeriyyeye vurguda bulunmuşlardır. Siyaset-i şeriyeyi tamamlayan unsurlardan birisi de İslam hukukunun tatbikidir. İbni Teymiye İslam hukukukunun tatbiki konusunda ısrarcı olmuş ve bunu sağlamaya çalışmıştır. İmam Nevevi, İzzettin Bin Abdusselam gibi diğer büyük alimler de aynı hassasiyeti göstermişler ve İslam hukukunun atıl kalmasına itiraz etmişler ve bu anlamda hukuki sapmaların keyfiliğe ve mezalime yol açtığını vurgulamışlardır. Nevevi’nin Baybars’a ve İzzettin Abdusselam’ın ise Kölemenlere itirazı bu noktada düğümlenmiştir. Hukuki sapma İslam’dan sapmanın boyutlarından birisidir. Bu sapma gazabullaha davetiye çıkarmakta ve birlik beraberlik ruhunu zedelemektedir.
*
İbni teymiye’ye göre, Müslümanlar arasında tefrikanın kalkmasının ve saadete ulaşmanın yegane yolu İslam hukukuna bağlanmak ve ondan yüz çevirmemektir. Müslümanların saadeti İslam hukukunun uygulanmasına bağlıdır. İbni Teymiye düzeni iki kısım altında mütalaa eder. İdari ve şer’i düzen. Askerlik düzeni hakkında İran menşeli divanı kabul etmek ve askerlerin izin, terhis ve hizmet sürelerini kayıt altına almak idari bir meseledir. Dolayısıyla yabancılardan devşirilse de bu sistemden yararlanılabilir. Bir mani yoktur. Günümüzde trafik kuralları vesaire buna benzer. Tadil edilerek de alınabilir. Bu mesele idari mesele olduğundan istişareye müstenittir. Şer’i mesele ise şekli itibarıyla olsa da öz itibarıyla istişareye tabi değildir. Gazali divan meselesi gibi meseleler için şer’i olmasa da ‘İslami’ hükmünü verir. Şer’i şerif tarafından va’z edilmese de bilkuvve yani potansiyel olarak İslami’dir. Şer’i düzen ise İslami kaynaklardan devşirilen ya da doğrudan Kur’an ve Sünnette hakkında hüküm bulunan husustur. Bunun dışına çıkmak ve muhalefet etmek caiz değildir. Şer’i hükümlerin hilafına hukuk kabul etmek laikleşmektir. İşte tam bu nedenden dolayı laik yasaların atası kabul edilen Cengiz Yasalarını reddeder. Cengiz’den sonra Hülagu ve Gazan Han, Cengiz’in bu çığırını (sünnetini seyyiesini) sürdürürler. Bununla da kalmazlar hükmü altına aldıkları İslam topraklarında da cari ve mer’i olması için özen gösterirler ve baskı uygularlar.
*
Gazan Han Müslümanlığını ilan etmesine rağmen Yasa’dan vazgeçmemekte ve laik hukuku dayatmaktadır. Bazı müteşerri çizgiden çıkan sufiler Gazan Han ve anlayışına meylederler. İbni Teymiye ise taviz vermeden Gazan Han ve bu anlayıştaki Moğolların Müslümanlıklarına itiraz eder. Günümüzde bu halen tartışma konusudur. Amerikalıların da aynı hüküm altına girmesi tehlikesini sezen Batıcı veya laik, işbirlikçi veya Yasacı Müslümanlar bundan dolayı tarihi deneyimi karalamakta ve İbni Teymiye’yi bu hususta eleştirmekte ve referans noktası olmaktan çıkarmak istemektedirler. Tarihi referans kaynağı olarak önünü kesmek istemektedirler. Böylece mevcut durumu veya işgal statüsünü pekiştirmek ve meşrulaştırmaktadırlar. Mardin’de dolaylı bir şekilde Rabıta öncülüğünde yapılan bu olmuştur. Gelenekçi veya tutucu Selefiler böylece eslafına ters düşmüştür. İbni Teymiye’nin ardından giden İbnü’l Kayyım da İ’lam el Muvakkiin ve Et Turuk el Hükmüyye kitaplarında şeriat hükümlerinin askıya alınmasında fakihlerin pasif rolüne ve payına işaret etmiş ve İslam dışı, laik hukukların ve yasaların yaygınlaşması ve bazen örfi bazen de zamani ahkam denilen ahkamın cari olmasını fakihlerin ihmaline ve gevşekliğine bağlamıştır. Fıkıhtaki dinamizmi donukluk haline getiren fakihleri suçlamıştır. Elbette İbni Teymiye’nin siyaset, hukuktaki hassasiyetine bir de gayri Müslimlere karşı cihat hassasiyetini ilave etmememiz gerekir. Cihat konusunda zamanın gevşek sultanlarını harekete geçirmeye çalışmıştır.