Siyaset unutturmasın…

Abone Ol

Siyaset insana hizmet ediyor, değer veriyor, saygı duyuyorsa, samimiyse, yalansızsa, insanları birbirine düşürmüyorsa, kin ve nefretten beslenmiyorsa, hakaret etmiyorsa, haksız yere ithamda bulunmuyorsa, o siyaseti öpüp de başımıza koyalım. Siyaset bizde, maalesef, bağırıp çağırıyor, azarlıyor, hakaret ediyor, insanları birbirine düşman ediyor, birbirine karşı hınçla dolduruyor, doğru olmayan şeyleri doğruymuşçasına dile getiriyor, haksız yere itham ediyor, velhasıl-ı kelam toplumu geriyor, insanları üzüyor, kırıyor, huzursuz ediyor.

Halbuki siyaset bir vasıta, araç değil miydi? Aracı amaç haline getirince siyasetin de ayarı bozuluyor, dengesi şaşıyor, nevri dönüyor. Siyasetin bozulması, tepeden tırnağa tüm toplumu olumsuz etkiliyor. Siyasete hem bozuluyor hem de kalitesini her geçen gün yitiriyor, kör döğüşünden, mahalle kavgasından farksız bir şeye dönüşüyor.

Bunda medyanın da payı çok büyük. Daha doğrusu, kendisini bir noktaya göre hizalamış, akıl, mantık ve insaftan vazgeçmiş bir kısım (ki medyanın çoğuna denk geliyor) medyanın payı çok çok büyük. Doğru olmadığını bildikleri şeyleri bile doğruymuşçasına, ısrarla ve inatla kamuoyuna sunabiliyor bu medya. Daha doğrusu, yalan söylemekten ve bunu marifetmiş gibi yaymaktan çekinmeyen bir medya bu. Öyle bir vicdansız, öyle bir densiz medya….

“Erken”, “baskın”, “apar topar”, “yangından mal kaçırırcasına” seçim süreci, bu medyayı da “vazife başına” sevk ediyor. Elbette, bir tarafta dünyanın bütün doğrularını savunan ve hiç yanılmayan, hiç yanlış yapmayan ve bütün dünyanın karşı olduğu bir kesim; diğer tarafta ise işi gücü kötülük, “hainlik”, fesatlık olan, dış güçlerin, emperyalistlerin, bölücülerin, karanlık odakların, düşmanların desteklediği diğer kesim. Bu ikincisine mensup kimseler, bu ülkede yaşayıp bu ülke için çalışsalar da, bu medyaya göre “ülkenin kötülüğünü istiyorlar, düşmanla işbirliği yapıyorlar”! Yani, bu medyaya bakan bir aklıevvel, ister istemez etrafımız, çevremiz düşmanla, hainle, şer odaklarıyla dolmuş diyerek galeyana gelebilir, coştukça coşabilir. Ki öyle de oluyor.

Galeyanın olduğu yerde akıl mantığa yer olmuyor, salt duygusal tepkilerle hareket etmeye alıştırılmış kitleler, “yahu benim komşum, akrabam, kardeşim, hısımım da diğer partiden, o da mı vatan haini, düşman, şer odağı” diye sormayı bile düşünemez oluyor. Öyle bir dumura uğramışlık var ki aslında, memleketteki kötü durum gerekçesiyle erken seçim kararı alanların (ki uzun bir süredir idare makamındalar), seçimlerden sonra her şeyin değişeceği türünden açıklamalarına “bugüne kadar yapamadığınız neyi yapacaksınız?” bile diyemiyorlar. Toplumun bir bölümü için hayli sıkıntılı bir durum söz konusu.

İş öyle bir hale geldi ki, toplumun bir bölümünün hafıza noksanlığı, soru sormayışı, sorgulamayışı, siyaseti akla zarar söylemlere itiyor. Ülkenin Başbakanı, “16 yıldır yapılan yolları, hastaneleri balyozlarla yok edecekler” diyebiliyor ciddi ciddi. Aynı, ülkenin kendi partisine oy vermeyen diğer yarısına, yani kendi vatandaşlarına “hainliğe” varan ithamlarda bulunduğu gibi söyleyebiliyor bunu da.

Siyaset, hiç görmediğimiz, duymadığımız kadar zemin kaybediyor, ahlaki ve insani olarak çürümeye doğru gidiyor. Siyaset uğruna insanların hakkına girmek, insanlara hakaret etmek, saygısızlıkta ve iftiralarda bulunabilmek, insanları birbirine düşman edebilmek giderek normalleşiyor.

Böyle normal olmaz olsun deneceği yerde, ahali hala “safları sıklaştıralım, düşmana karşı birleşelim” diyor. “Düşman” dediğinin kendi kardeşi, arkadaşı, komşusu, iş arkadaşı, memleketlisi, yani bu ülkenin kendi gibi düşünmeyen diğer insanları olduğunu unutuyor. Ölüm sessizliği kadar delici bir unutkanlık bu…