Darbeler ülkesinde insanlar sağlıklı düşünmüyor. Gerilim insanı kuşatınca, onun etkisinde kalınıyor. Bu psikoloji yıllarca ülkemiz üzerinde bir paranoya oluşturdu. Egemenler ile ezilenler arasındaki gerilimde tuhaf çelişkiler de oluyor. Türkiye’yi yöneten İttihatçı yapı insanımızı baskı altında tutarken, darbe yanlısı olan kesimler bu süreçten oldukça memnundular. Memnuniyetleri yaşama tarzlarına dokunulmadığı sürece veya kendilerine alan sağladığı için darbeci bir ruh içinde bulunuyorlardı. Tek parti ya da iki partili düzende el değiştirenler aşağı yukarı aynı ruh ve düşünceye mensuptular. Arada bu çarka çomak sokanlar kısa zaman içinde devre dışı bırakıldı.
Darbelerin başlıca nedeni batıcı düşüncenin istediği yapıyı korumaktı. Asıl sorun şuydu: Emperyalizm kendi çıkarlarını önceliyor. Çıkarlarına ters düşen her hamle engellenir. Velev ki bunlar onlarla aynı ruhu taşısalar bile. Bu gibi durumlarda halkın rahatsızlığını gidermek için nöbet değişimine gidilirdi. Sağ ve sol uçlar aslında birbiriyle rol gereği çatışıyorlardı. Bu gerilim on yıllarca sürdü. Solun, Marksist ya da sosyalist görünümü milletimizde karşılık bulmaması, tabanlarında inkârcı oluşa yöneliş işlerini zorlaştırdı.
Batıcı ruhtan uzaklaşma, gerek sanatta ve gerek siyasal anlamda belirince, İslâmî bilinç ve duyarlık giderek halkımıza güven verdi yönelimler değişti. Üstat Necip Fazıl’ın 1940’ların başında başlattığı mücadele giderek insanımızda karşılık buldu, güven duygusu verdi. Bu yapı giderek kökleşti. Sanat ve düşüncede kök bulması sonucu önemli gelişmeler oldu. Üstat Sezai Karakoç’un düşünceyi medeniyet düzlemine taşıması, öneriler getirmesi, geleceğe dönük bakışı büyük bir açılım oldu.
Siyasal anlamda Millî Görüş’ün siyasal arenada yer almasıyla, özellikle sanayileşme hamlesi batıcıların birçok argümanını ellerinden aldı. Batı’dan daha çok İslâm coğrafyasına dönmesi, hamlelerde bulunması halkın güven duygusun arttırdı. Gerek iktidar ortaklıklarında ve gerekse yerel yönetimlerde halkıyla birlikte uyumu tam anlamıyla kendini gösterdi. Bu, batı güdümündekileri tedirgin etti. Darbeciler sık darbelere başvurdu, partilerini kapattı. Bununla başa çıkılmayacağını anladı. 28 Şubat dönemini tam bir karabasana dönüştürdü. Milletimiz âdeta bunaldı. Oluşturulan yapay iktidarlar zulme ortak olunca, yönetim başarısızlıkları da eklenince milletimiz bir çıkış yolu aradı. Milli Görüş hareketinin parçalanması tek seçenek olarak kaldı. İktidarı hedefleyen AK Parti, dava ve düşünceyi öncelemedi, düşünülen plana uydu. Batıcıların yaptığından biraz farklı olarak Muhafazakârlıklarından vaz geçmeden batıyla birlikte yol alma tercihine gittiler. Onlar gereken dayatmalarıyla istenilen sonuçları elde ettiler. Bir de geçmişin sağ ve sol partilerinin üslubunu tercih ettiler. Gerilim, çatışma ve kendi burjuvazisini oluşturma. Onlar gibi kendi zenginlerini oluşturma yoluna gittiler.
Oysa Merhum Erbakan Hoca 1974 yılında en olmayacak bir durumu gerçekleştirdi CHP, Bülent Ecevit ile koalisyon oluşturdu. Bu o dönemin koşullarında olabilecek bir durum değildi. Çünkü CHP ile komünizm özdeşliği en temel çıkmazdı. Fakat Hoca buna aldırmadan, Türkiye’nin geleceğine yön verecek önemli bir adım attı. Daha sonra Süleyman Demirel, Alpaslan Türkeş ve en son Tansu Çiller ile ortaklıklar oluşturdu. Gerilimlerin ve kamplaşmaların önüne geçiş ülkemiz için önemli bir hamleydi. Koalisyonların başarı ya da başarısızlıklarından öte insanımızın hemen her kesiminin bir araya getirilebilirliği sağlandı. Böyle olunca yere iktidarlarda Milli Görüş başarısı yeni bir dönem başlattı.
(Devam edeceğiz.)