"Siyaset, sosyal sorunları çözmek için var" tesbitini yapan Star gazetesi yazarı Mehmet Altan korkularını şöyle ifade ediyor: "Bu sorunları ıskalamak ülkeyi zora sokar... Sosyal depremin pimini çektirir. Her işsizlik rakamı açıklandığında, bu ürkütücü ihtimal beni ürpertmekte..."
Tam yazının başına otururken Batman‘dan gelen şehit haberi... Kuşadası‘nın göbeğinde polisin gündüz gözüyle bir genci önce tartaklayıp, sonra başından vurması ve olayın valilik tarafından da doğrulanması... Ahmet Türk‘e yapılan rezilane saldırıyla ilgili açılan soruşturma kapsamında Samsun Emniyet Müdürü‘nün geçici olarak merkeze alınması... İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi‘nin Cem Uzan‘ı, toplam 23 yıl hapis ile 33 bin 750 TL adli para cezasına çarptırması... "İrtica ile mücadele eylem planı" adlı belgeye ilişkin iddianamenin 13. Ağır Ceza Mahkemesi‘ne gönderilmesi... Davanın bir numaralı sanığı Bedrettin Dalan‘ı yurtdışına kaçması için uyardığı öne sürülen MİT görevlisinin de bu davanın sanığı olması... Üstelik aynı şahsın Hrant Dink cinayeti kapsamında da gündeme gelmesi... Malatya‘daki Zirve Yayınevi‘nde biri Alman uyruklu üç kişinin öldürülmesiyle ilgili dava dosyasına, "Kafes Eylem Planı" iddianamesinin de eklenmesi... Tüm bu notlarımı bir yana koyuyorum...
Çünkü... Açıklanan işsizlik rakamları nedeniyle sabahın köründen beri aklımı kurcalayan bir mesele var. Çok fazla siyasallaşırken, sosyal yüzümüzdeki derin sorunlardan da hızla uzaklaşıyoruz. Hâlbuki... Siyasetin amacı ağır ve derin sosyal sorunları çözmek değil midir? Ankara siyaseti gündemin tepesine yerleşirken, sosyal sorunlar gündemin dibinde sürünüyor. Hatta bizzat işsizin kendisi de sanki işsizlikle ilgilenmiyor.
Oysaki... İşsizlik fena halde can yakmaya devam ediyor. Bu yılın Ocak ayında... Krizin dünyayı vurduğu 2009‘un Ocak ayına kıyasla işsizlik oranı 1 puan azalsa da, Aralık ayına göre artış var... İşsizlik oranı yüzde 14,5 seviyesinde... Bunların dörtte biri de genç üstelik... 3.5 milyon kişinin işsiz olduğu Türkiye‘de, 2,2 milyon kişi de iş bulmaktan ümidini kestiği için evde oturuyor. Resmi rakamların işsiz saymadığı bu kişilerle birlikte işsiz sayısı 5,8 milyon kişiyi aşıyor.
Türkiye‘de Ocak ayı itibariyle... Çalışma çağındaki nüfus 52 milyon 150 bin kişi... Ama çalışanlar sadece 21 milyon 162 bin kişi. Yani, işgücüne katılma oranı yüzde 47,5. Bu, OECD ülkelerinde yüzde 75 civarında. İstihdam edilenlerin yüzde 23,8‘i tarım, yüzde 20,2‘si sanayi, yüzde 5,5‘i inşaat, yüzde 50,5‘i ise hizmetler sektöründe yer almakta...2010 yılında hala çalışanların dörtte birinin tarımda olmasına dikkatinizi çekerim... AB ortalaması yüzde dört...
Siyasallaştığımız için konuşmadığımız bir diğer sosyal facia ise kayıt dışı çalışanlar. Yaptığı işten ötürü herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışanların oranı yüzde 42,3. İşgücüne katılma oranı ise erkeklerde yüzde 69,8, kadınlarda yüzde 25,9...
Bir diğer çok yakıcı sorun ise çalışanlarımızın niteliği... Dört gençten birinin işsiz olduğu Türkiye‘nin istihdam tablosuna, eğitim durumuna göre bakıldığında... Türkiye‘de okuma yazma bilmeyen 5 milyon 787 bin kişi bulunuyor. Bunların 4 milyon 698 bini iş aramayıp evinde otururken, 1 milyon 2 bini çalışıyor. Okuma yazma bilmeyenler iş aramadıkları için işsiz sayılmadıklarından bu grupta işsizlik oranı yüzde 8. İlkokul mezunu 19 milyon 84 bin kişinin 9 milyon 690 bini evde otururken, bu eğitim seviyesinde işsizlik yüzde 12,2. Özetle, çalışanların ezici bir çoğunluğu "meslek" sahibi değil.
Siyaset kurumu dört yılda bir yenileniyor... Belki de bu nedenle uzun vadeli işler ve derin sosyal yaralar çok da fazla ameliyat masasına yatmıyor. Ama örneğin, bugünkü eğitim sistemi değişmeden işsizlik sorunu biter mi? Bunu en temel mesele yapmadan ve çözmeden, sağlıklı bir biçimde düze çıkabilir miyiz? Üstelik niteliksiz işsizler iş bulamazken, nitelikli işgücü arayan da başarılı olamıyor... Emek arz ve talebi kesişmiyor, kısacası işsizlik yapısal bir işsizlik.
Daha önceleri, siyasetin gündemi sadece siyasetle bu kadar ilgili değildi. Ülkenin sosyal yüzü nispeten biraz daha fazla görünürdü... Çünkü nihayetinde siyaset, sosyal sorunları çözmek için var. Bunu ıskalamak ülkeyi zora sokar... Sosyal depremin pimini çektirir. Her işsizlik rakamı açıklandığında, bu ürkütücü ihtimal beni ürpertmekte...





