Siyasal İslâm Düşüncesinde Batı Etkisi

Abone Ol

Osmanlı’nın son döneminde İslâmcılık fikrinin ortaya çıkışında, “Devletin Batı karşısında geri kalması, Tanzimat-Islahat fermanları ile Müslümanlar ile Yahudi ve Hıristiyan tebaa arasındaki makasın daralması, toprak kayıplarının artması ve kaybedilen topraklarda Batı sömürgeciliğinin hâkimiyeti, Avrupa’ya tedrisat için giden gençlerin Batı hayranlığını ülkeye taşıması” gibi sebepler etkili olmuştur. Bu sebeplere ilaveten Batı’nın terakkisine öykünen ve bu terakkiye ulaşmak için Batı’daki gibi dinde reform düşüncesinin altını ayrıca çizmek gerekir.

Siyasal İslâm düşüncesinin ortaya çıkışı, yüzyıllardır İslâm dünyasının hâkimi ve koruyucusu Osmanlı Devleti’nin Batı karşısında içine düştüğü buhranla doğru orantılıdır. Yüzyıllar sürece gelen İslâm devlet modeli geleneği, Osmanlı Devleti’nin Batı karşısındaki mağlubiyetinin sonucu akamete uğramıştır. Bu da Batı’ya karşı alternatif sistemin yeniden inşası için çabaların yoğunlaşması sürecini hızlandırmıştır.

Siyasal İslâm düşüncesinin ortaya çıktığı zemin, Batı’nın sanayileşmeyle birlikte geliştiği buna mukabil İslâm dünyasının özellikle bu dünyanın lokomotifi Osmanlı Devleti’nin zayıfladığı bir döneme rastlar. Bu dönemde devlet yönetiminden toplum katmanlarına varıncaya kadar, Batı karşısında mağlubiyet psikolojisinin hâkim olduğu görülür.

Siyasal İslâm düşüncesinin ortaya çıktığı dönemde (19. yy) Batı tarih sahnesinde belirleyici rol oynamaktaydı. Batı’da Aydınlanma Hareketleri ve Sanayi Devrimi’yle bağlantılı başlayan değişim, dünyada hızla yayılmaya başlamış; değişim, diğer toplumları değiştirmeye başlamıştı.

Sömürgecilik marifetiyle İslâm coğrafyasındaki yeraltı ve yerüstü kaynakları elde eden Batı’nın, sanayileşmeyle birlikte bunu işleyip maddeye dönüştürmesi, sanayileşmeyle bağlantılı olarak teknolojik üstünlük elde etmesi, buna mukabil İslâm’da “sömürgeciliğin men edilmesi”nden dolayı fethettiği yerlere adalet ve hizmet götürmekle hayatiyetini devam ettiren Osmanlı Devleti’nin yeni kaynaklar bulamaması ve Batı karşısında ekonomik olarak zayıflaması süreci Batı karşısında geri kalmasına yol açmıştır.

Ehl-i Sünnet geleneğe bağlılığıyla bilinen Prof. Dr. Muhammed Hüseyin, “Modernizmin İslâm Dünyasına Girişi” adlı eserinde bunu şöyle ifade etmektedir: “18. yüzyılın sonlarıyla 19. yüzyılın başlarında Avrupa, bilim, teknik, ekonomi, kısaca hayatın her alanında meyvesini veren bir kalkınma çağı yaşadı. Bu kalkınma olgusu, Batılı devletlere nüfuzlarını artırma, savaş ve sömürgecilik gibi gayr-i insanî yollarla güçlerini geniş boyutlara taşıma imkânı sağladı. Bu çağda, Batılı devletler sözünü ettiğimiz kalkınma ve yükselme yolunda ilerlerken, Osmanlı Devleti başta olmak üzere diğer İslâm ülkeleri gerileme içindeydi” (s.14). Bu çağda Hollanda Endonezya’yı, İngiltere Hindistan’ı, Rusya Orta Asya’yı, Fransa Kuzey Afrika’yı işgal etti.

Bu trajik ve korkulu tablo karşısında ister istemez İslâm dünyasında ordunun güçlendirilmesi yoluna gitmek gibi bir ihtiyaç belirdi. Müslüman ülkeler ordularını Batılı tarzda bir düzenlemeye ve silahlandırma yoluna girdiler. Osmanlı Devleti’nde reformlar bu yüzden askeri alanda başlamıştır.

Bu bakımdan Siyasal İslâm düşüncesinin özellikle mason locasına kayıtlı Cemaleddin Afgani’yle birlikte başlayan reformist İslâmcılığın Batı’dan etkilendiği, böyle bir sürecin ürünü olarak ortaya çıktığını görmek gerekir. Reformist İslâmcılık ve popülist İslâmcılık hareketlerinin çok sağlıklı bir düşünce ortamında ortaya çıkmaması, Batı’nın etkisinde kalması ve uygulama başarısızlıkları olsa da Anti-reformist İslâmcılık Türkiye siyasetinde çok etkili ve başarılı olmuştur.